İdare Hukuku

Hoşgeldiniz



Favorilerime Ekle

 
 
 
 
  Kamu Görevlileri (Memur) Hukuku > Kamu Görevlilerinin Yargılanmaları > Soruşturma izni > İçtihat

Yetkili makamın soruşturma izni verilmemesi yolundaki kararı, iptal davasına konu edilecek bir idari işlem değildir

T.C.
D A N I Ş T A Y
İdari Dava Daireleri
Kurulu
Esas  No: 2004/125
Karar No: 2007/2320
 
Özeti : Yetkili makamın soruşturma izni verilmemesi yolundaki kararı, ceza yargılaması yöntemine ilişkin olduğundan, iptal davasına konu edilecek bir idari işlem olarak nitelendirilemeyeceği hakkında.
 
            Temyiz İsteminde Bulunan (Davalı)       :Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı
            Karşı Taraf (Davacı)      :
            Vekili    : Av. …
            İstemin Özeti    :Davalı idare, Ankara 8. İdare Mahkemesi'nin 25.9.2003 günlü, E:2003/1398, K:2003/1034 sayılı ısrar kararının temyizen incelenerek bozulmasını istemektedir.
            Savunmanın Özeti : Temyize konu ısrar kararının usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek, temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
            Danıştay Tetkik Hakimi ...'ın Düşüncesi : 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Yasa'nın yürürlüğe girmesinden önce, kamu iktisadi teşebbüslerinin genel müdür ve yönetim kurulu üyelerinin görevleri sırasında veya görevlerinden dolayı işledikleri öne sürülen suçlardan dolayı haklarında takibat yapılabilmesi, 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 11. maddesinin (d) fıkrasıyla ilgili Bakanın iznine bağlı tutulmuş olup, maddede geçen "takibat" kavramının, yasaya göre yetkili mercilerce suç şüphesinin öğrenilmesinden iddianamenin hazırlanarak ceza davasının açılmasına kadar geçen evreyi ifade eden "ceza soruşturması" ile ceza davasının açılmasıyla başlayıp hükmün kesinleşmesine kadar geçen evreyi ifade eden "ceza kovuşturmasını" kapsadığı kabul edilmelidir.
            Bilindiği gibi, ceza yargılamasını oluşturan tüm süreç, yani suç şüphesinin öğrenilmesinden veya suç oluşturan eylemin gerçekleşmesinden hükmün kesinleşmesine kadar sanık hakkında yapılacak tüm işlemler kural olarak adli kolluk ve adli yargı yerlerinin görev ve yetkisindedir.
            Bununla birlikte, etkin, hızlı, verimli ve saygın bir kamu yönetimin üstün kamu yararının gereği olduğu; bu çerçevede Devletin ve diğer kamu tüzel kişilerinin genel idare esaslarına göre yürüttükleri kamu hizmetinin gerektirdiği asli ve sürekli görevleri kamusal yetki ve yöntemleri kullanarak yerine getiren memurlar ve diğer kamu görevlilerinin bu görevleri nedeniyle işledikleri öne sürülen suçlardan ötürü doğrudan ceza soruşturmasına bağlı tutulmalarının hem kamu hizmetinin işleyişinde önemli aksamalara yol açacağı, hem de kamu otoritesinin saygınlığını zedeleyebileceği düşünceleriyle, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin asılsız suçlamalar karşısında korunması için bunların görevleri nedeniyle işledikleri suçlardan ötürü ceza yargılaması sürecinin başlatılmasından önce idarenin bir inceleme yapması ve bunun sonucuna göre olayın yetkili ve görevli adli makamlara iletilmesi esası benimsenmiştir.
            Nitekim Anayasa'nın 129. maddesinin son fıkrasında da, memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında, işledikleri iddia edilen suçlardan ötürü ceza kovuşturması açılması, yasanın gösterdiği idari merciin iznine bağlı tutulmuştur.
            İdarenin bu çerçevede yapacağı incelemenin kapsamı ise, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin görevleri nedeniyle işledikleri suçlardan ötürü doğrudan ceza yargılaması sürecinin başlatılamasından kaynaklanabilecek sakıncaların önlenmesi amacıyla sınırlıdır. Başka bir ifadeyle, idareye tanınan bu izin yetkisi, maddi ceza hukuku ilkeleri çerçevesinde ceza yargılamasına yönelik bir takdir içermemektedir. İzin vermeye yetkili idarenin, kamusal yetki ve yöntemlerin kullanılması sırasında suç işlendiği savının somut ve subjektif olması, ciddi bulgu ve belgelere dayanması durumunda suç eylemini nitelendirmesi, bu eylemini nitelendirilen suçun maddi ve manevi unsurunu içerip, içermediğinin ortaya konulması, daha doğrusu kesin bir biçimde kanıtlanması yoluna gidilmeksizin, ceza yargılaması sürecinin başlatılması konusunda bağlı yetki içerisinde olduğu kabul edilmelidir. Bu bağlamda, idarenin 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 11. maddesinin (d) fıkrası uyarınca "takibata" izin vermemesi durumunda, bunun hukuken kabul edilebilir gerekçelerini açıklıkla ortaya koyması zorunlu olup, bu yoldaki tasarrufların, değinilen niteliği gereği idari yargı denetimine açık olduğunda duraksama yoktur. Aksi durum, kamu iktisadi teşebbüslerinin genel müdür ve yönetim kurulu üyeleri hakkında ceza soruşturması yapılamaması sonucu doğurur ki bunun da hukuk devleti ilkesi ve kamu yararıyla bağdaşmadığı açıktır.
            Dava dosyasının incelenmesinden, davacının, hakkında verilen yargı kararlarının gereklerini yerine getirmeyerek suç işledikleri savıyla ilgili kamu görevlileri hakkında takibat yapılması için başvuruda bulunduğu, bu başvurunun yanıt verilmeksizin reddedildiği, öte yandan davacının Cumhuriyet Savcılığına yaptığı başvuru üzerine Cumhuriyet Savcılığı'nca görevsizlik kararı verilerek evrakın davalı idareye gönderildiği, bunun üzerine 399 sayılı Kanun Hükmünde Karaname'nin 11. maddesinin (d) fıkrası uyarınca yetkili olan ilgili Bakan'ın, konu hakkındaki yazıya, yalnızca "soruşturma açılmasına gerek yoktur." notunu koymakla yetindiği anlaşılmakta olup, davacının somut, subjektif nitelikte ve ciddi bulgu ve belgelere dayanan başvurusunun herhangi bir gerekçeye ortaya konulmaksızın reddedilmesinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
            Belirtilen nedenlerle, davalı idarenin temyiz isteminin reddi gerektiği düşünülmektedir.
            Danıştay Savcısı ...'ın Düşüncesi : İdare Mahkemesince Danıştay Beşinci Dairesinin 26.3.2003 günlü, E:2001-215, K:2003-1001 sayılı bozma kararına uyulmayarak verilen ısrar kararında 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49 uncu maddesinin 1 inci fıkrasında sayılan bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmadığından onanması gerektiği düşünülmüştür.
 
TÜRK MİLLETİ ADINA
            Hüküm veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nca gereği görüşüldü:
            Dava, davacının Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı Genel Müdürlüğü Yönetim Kurulu Üyeleri hakkında ceza kovuşturması yapılmasına izin verilmesi istemiyle yaptığı 26.11.1998 tarihli başvurunun cevap verilmemek suretiyle reddine ilişkin  işlemin iptali istemiyle açılmıştır.
            Ankara 8. İdare Mahkemesi'nin  21.12.1999 günlü, E:1999/348, K:1999/1401 sayılı kararıyla; Anayasa'nın 138. maddesiyle, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Yasası'nın 28. maddesi gereğince idarelerin yargı kararlarını aynen ve gecikmeksizin uygulamak zorunda olduğu, 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 11/d maddesinde; "görevleri sırasında veya görevleri dolayısıyla işledikleri iddia olunan suçlardan dolayı teşebbüs genel müdürü ve yönetim kurulu üyeleri hakkında takibat yapılabilmesi için ilgili Bakanın izni alınması şarttır." kuralının getirildiği, belirlenen bu durumda TPAO yönetim kurulu üyelerinin görevleri sırasında veya görevleri dolayısıyla işledikleri iddia olunan suçlardan dolayı takiplerinin ilgili Bakanın vereceği izne bağlandığı, bu iznin verilmesi ile ilgililer hakkında kovuşturma yapılabildiği, verilmemesi durumunda ise kovuşturma yapılamadığı ve kamu davasının açılamadığı, bu konuda idarenin takdir yetkisi bulunduğu, söz konusu iznin verilmesi veya verilmemesinin hukuka uygun olup olmadığının yargı denetimi dışında tutulmasının mümkün olmadığı, çünkü idarenin takdir yetkisi içinde, hukuksal sonuç doğuran  idari  yargı  denetimine  tabi, kesin ve yürütülmesi gereken bir işlem olduğu, dosyanın incelenmesinden, idare mahkemelerince verilen yürütmenin durdurulması ve iptal kararlarını uygulamayan veya uygulayıp çok kısa süre sonra aksi yönde işlemde bulunan ilgililer hakkında yasal kovuşturma yollarının açık tutulması ve hukuk devleti kurallarının işletilmesi için izin verilmesi gerekirken aksine tesis edilen işlemde hukuka uygunluk görülmediği gerekçesiyle dava konusu işlem iptal edilmiştir.
            Sözü edilen karar, Danıştay Beşinci Dairesi'nin 26.3.2003 günlü, E:2001/215, K:2003/1001 sayılı kararıyla, davalı idarenin temyiz istemi kabul edilerek bozulmuş ise de, Ankara 8. İdare Mahkemesi 25.9.2003 günlü, E:2003/1398, K:2003/1034 sayılı kararıyla, bozma kararına uymayarak dava konusu işlemin iptali yolundaki önceki kararında ısrar etmiştir.
            Davalı idare hukuka ve usule aykırı olduğu savıyla anılan ısrar kararının temyizen incelenerek bozulmasını istemektedir.
            4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Yasa'nın yürürlüğe girmesinden önce, kamu iktisadi teşebbüslerinin genel müdür ve yönetim kurulu üyelerinin görevleri sırasında veya görevleri dolayısıyla işledikleri iddia olunan suçlardan dolayı haklarında takibat yapılabilmesi, 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 11/d maddesiyle ilgili Bakanın iznine bağlanmıştır.
            Dosyanın incelenmesinden, davacının, hakkında idari  yargı yerlerince verilmiş bulunan yürütmenin durdurulması ve iptal kararlarının süresi içerisinde uygulanmaması veya uygulandıktan kısa süre sonra yeniden  işlem tesis edilerek yargı kararlarının etkisiz bırakılması nedeniyle, bu duruma sebebiyet veren ilgililer hakkında takibat yapılması için Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na başvurduğu, Başsavcılığın ilgililer hakkında kamu davası açmaya yeterli delil bulunamadığından takibata yer olmadığına karar verdiği, bu karara davacı-müşteki tarafından yapılan itiraz üzerine Kırıkkale Ağır Ceza Mahkemesi'nce, 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 11. maddesi gereğince ilgililer hakkında takibat yapılabilmesinin ilgili Bakanın iznine bağlı olduğu belirtilerek takipsizlik kararının kaldırıldığı ve dosyanın Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı'nın bağlı olduğu Bakanlığa sunulmak üzere Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderildiği, bu arada davacının da 26.11.1998 tarihli dilekçesiyle Bakanlıktan ilgili hakkında ceza takibatı yapılabilmesi için gerekli iznin verilmesini istediği, bu aşamada ilgili Bakanın kovuşturma izni verilmemesi yönündeki kararının da 6.1.1999 günlü 66 sayılı yazı ile Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na bildirildiği, davacının aynı içerikteki istemine ise cevap verilmediği, öte yandan davacının açtığı bu davada Ankara 8. İdare Mahkemesi'nce verilen 21.12.1999 günlü, K:1999/1431 sayılı iptal kararının uygulanması için yaptığı başvuru üzerine yaptırılan ön inceleme sonunda da soruşturma izni verilmemesi üzerine, bu karara 4483 sayılı Yasa uyarınca itiraz edildiği, bu itirazın Danıştay İkinci Dairesi'nce kabulü üzerine ilgililer hakkında ceza davası açıldığı ve sonuçlandığı görülmektedir.
            Adli bir suça ilişkin eylemin soruşturulması ya da soruşturulmaması sonucunu doğuran "soruşturma izni", Devlet memurları ve diğer kamu görevlilerinin görevleri nedeniyle işledikleri suçlar bakımından ceza yargılaması süreci başlatmakta olup, bu niteliği nedeniyle bir suç isnadının soruşturmaya konu edilmesi ya da edilmemesi yolunda, ceza yargılamasına ilişkin bir takdirin kullanılmasını ifade etmektedir. Başka bir ifadeyle, yasayla gösterilen yetkili makam, suçlamanın niteliğini, Devlet memuru yada diğer kamu görevlesinin kamusal yetkileri ve yöntemleri kullanmasından kaynaklanan eyleminin suç teşkil edip etmediğini, buna ilişkin delillerin niteliğini araştırarak soruşturma izni verilip, verilmemesine karar vermektedir. Dolayısıyla yetkili makamın, ceza yargılaması yöntemine ait alması nedeniyle idare hukuku alanında sonuç doğurmayan bu tür işlemlerinin iptal davasına konu edilebilecek idari işlem olarak nitelendirilmesine olanak bulunmamaktadır.
            Kaldı ki, yetkili makamın ceza takibatına başlanılması ya da başlanılmaması yolundaki kararlarının iptal davası yoluyla yargı denetimine tabi tutulabileceğinin kabulü, idari yargılama süreci içinde verilmesi olası bir yürütmenin durdurulması ya da iptal kararının uygulanması sonucunu doğuracağından, bu durumun ceza soruşturması ve kovuşturması aşamasında kimi sorunlara neden olacağı da açıktır.
            Açıklanan nedenlerle, davalı idarenin temyiz isteminin kabulüne, Ankara 8. İdare Mahkemesi'nin 25.9.2003 günlü, E:2003/1398, K:2003/1034 sayılı ısrar kararının, Danıştay Beşinci Daire kararı doğrultusunda bozulmasina, dosyanın yeniden bir karar verilmek üzere anılan Mahkemeye gönderilmesine 22.11.2007 gününde oyçokuluğu ile karar verildi.
 
KARŞI OY
            Temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler, dayandığı gerekçeler karşısında İdare Mahkemesi'nce verilen ısrar kararının bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığından, davalı idarenin temyiz isteminin reddi ile ısrar kararının onanması gerektiği oyuyla karara katılmıyoruz.
 

Henüz yorum yapılmamış.

 
  Diğer İçtihatlar
İstihdam fazlası personel belirlenirken, hizmet gerekleri dışında bir amacın güdülmemesi; sicil, liyakat, hizmet süresi gibi nesnel ölçütlerin esas alınması gerekir.
Disiplin suçu nedeniyle, geçici görevlendirme yoluna gidilmesinde; geçici görevlendirmenin amacına uygunluk bulunmamaktadır.
Sendika şubelerinin, sendika üyelerini temsil yetkisinin bulunmadığı hakkında.
Muayyen tarifeli taşıtların bulunduğu bir yerin denetimiyle görevlendirilen müfettişlere gidip gelmeye en uygun ve kullanılması mutat olan taşıtlara ait ücretin ve diğer giderlerine karşılık olacak gerçek masrafın karşılanmasının esas olduğu ve ödeme için bu hususu açıklayan belgelerin idareye sunulması gerektiği halde, Sivas esnaf ve sanatkarlar odaları birliğinden alınan ve yol masrafına ilişkin rayiç bedeli içeren bölgeye dayanılarak ödeme yapılmasına hükmeden mahkeme kararının kanun yararına bozulması gerektiği hk.

Soruşturma izni

  Mevzuatlar
  Hukuki Açıklamalar
  Makaleler
  Dava Dilekçeleri
 
 

  Copyright © 2009 İdare Hukuku / Künye - İletişim

Bu internet sitesindeki hiçbir bilgi kesin bilgi veya öneri olarak kabul edilmemeli ve herhangi bir karar veya eyleme temel oluşturmamalıdır. Kendi spesifik durumunuz konusunda sadece uzman hukukçudan alacağınız bilgiler doğrultusunda hareket etmeniz gerekir. Bu sitedeki bilgilerin doğruluğu ve geçerlilik süresi konusunda www.idarehukuku.net kesinlikle sorumluluk sahibi değildir.