İdare Hukuku

Hoşgeldiniz



Favorilerime Ekle

 
 
 
 
  İdari Yargı > Dava Dilekçeleri üzerine ilk inceleme konuları > İdari davaya konu olacak kesin ve yürütülmesi gereken bir işlem olup olmadığı > İçtihat

İlgililerin, düzenleyici işlemlerin uygulanması üzerine, düzenleyici işlem veya uygulanan işlem yahut herikisi aleyhine birden açmış oldukları davada; uygulama işlemi ile birlikte dava konusu edilen düzenleyici işlemin incelenebilmesi için uygulama işleminin tek başına dava konusu edilebilmesi yani kesin ve yürütülmesi zorunlu işlem niteliğinde olması gerektiği

          T.C.
D A N I Ş T A Y
İdari Dava Daireleri
Kurulu
Esas No: 2006/106
Karar No: 2006/127
 
Özeti : İlgililerin, düzenleyici işlemlerin uygulanması üzerine, düzenleyici işlem veya uygulanan işlem yahut herikisi aleyhine birden açmış oldukları davada; uygulama işlemi ile birlikte dava konusu edilen düzenleyici işlemin incelenebilmesi için uygulama işleminin tek başına dava konusu edilebilmesi yani kesin ve yürütülmesi zorunlu işlem niteliğinde olması gerektiği hakkında.
 
            Temyiz İsteminde Bulunan (Davacı): …
            Vekilleri                                   : Av. … - Av. …
            Davacı Yanında Davaya Katılanlar: 1- Gazi Üniversitesi Öğretim Üyeleri Derneği
                                                                       Başkanlığı
                                                              2- Tüm Öğretim Üyeleri Derneği Başkanlığı
                                                              Vekilleri: Av. …
            Karşı Taraf (Davalılar)                        : 1- Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı 
                                                            Vekili: Av….
                                                            Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı 
                                                            2- Gazi Üniveristesi Rektörlüğü-ANKARA
                                                            Vekili: Av. …
            İstemin Özeti   : Danıştay Sekizinci Dairesinin 28.10.2005 günlü, E:2004/2838, K:2005/4458 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması davacı tarafından istenilmektedir.
            Yükseköğretim Kurulu Başkanlığının Savunmasının Özeti: Danıştay Sekizinci Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
            Gazi Üniversitesi Rektörlüğünün Savunmasının Özeti: Savunma verilmemiştir.
            Danıştay Tetkik Hakimi ...'nın Düşüncesi: Temyiz isteminin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
            Danıştay Savcısı ...'nin Düşüncesi: Danıştay dava dairelerince verilen kararların temyizen incelenerek bozulabilmesi için, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49 uncu maddesinin birinci fıkrasında belirtilen nedenlerin bulunması gerekmektedir.
            Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, söz konusu maddede yazılı nedenlerden hiçbirisine uymadığından, istemin reddi ile temyiz edilen Danıştay Sekizinci Dairesince verilen kararın onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
            Hüküm veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca gereği görüşüldü:
            Danıştay Onüçüncü Dairesi Üyesi …;
            "2575 sayılı Danıştay Kanununun 5183 sayılı Kanun ile değişik 17. maddesinde, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun, Danıştay Başkanı veya vekillerinden birinin başkanlığında, idari dava daireleri başkanları ile her idari dava dairesinin kendi üyeleri arasından her üyenin Kurulda görev yapacağı şekilde iki yıl için seçilecek üçer üyeden oluşacağı, kurulun tüm üyelerinin katılımı ile toplanacağı, kurul üyelerinin izinli veya özürlü olmaları hallerinde, aynı daireden seçilen yedek üyelerin yerlerine kurula katılacağı, idari dava dairelerinin ilk derece mahkemesi olarak verdikleri kararların temyiz veya itiraz yoluyla incelenmesinde, bu dairelerin başkan ve üyelerinin kurul toplantısına katılamayacakları, ancak iki dava dairesinin birlikte yapacakları toplantıda verilen kararların incelenmesinde, kurulun bu iki dava dairesinin dışındaki dava dairelerinin asıl ve yedek üyelerinin katılımıyla toplanacağı düzenlenmiştir.
            Bu düzenleme uyarınca Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun, idari dava dairelerinin kararlarının temyiz veya itiraz yoluyla incelenmesinde 29, iki dava dairesinin birlikte yapacakları toplantıda verilen kararların incelenmesinde 37, idare mahkemelerinin ısrar kararlarının temyizen incelenmesinde 33 kişi ile toplanması zorunlu olup, bu nisapların altında toplantı yapılmasına yasal olanak bulunmamaktadır.
            Anılan yasa hükmünde yalnızca, dava dairelerinin kendi verdikleri kararların temyiz veya itiraz incelemelerine katılamayacağının belirtilmiş olması karşısında, bunun dışında bir dava dairesinin başkan ve üyelerinin tümünün katılmamaları, ancak Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda belirlenen nedenlerle çekilme isteminde bulunmaları üzerine yasal prosedür işletilerek, kurulun kabulü ile mümkündür. Ancak bir dava dairesi üyelerinin tümünü yerlerine yedeklerinin katılımıyla kurulun oluşmasına imkan vermeyecek şekilde çekilmesi, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 56. maddesinin 4. bendinde yer alan, İdari ve Vergi Dava Daireleri Genel Kurullarının toplanmasına engel olacak sayıda çekinilemez hükmü uyarınca da mümkün bulunmamaktadır.
            Bu itibarla, Danıştay Sekizinci Dairesi tarafından verilen kararın temyizen incelenmesine, usulüne uygun bir çekilme isteminde bulunulmaksızın daha önce yürütmenin durdurulması istemini inceledikleri nedeniyle Danıştay Onikinci Dairesi başkan ve üyelerinin katılmamaları suretiyle, yasa hükmünün belirlediği 29 kişi yerine 25 kişiyle toplantı yapılması yasaya aykırıdır" şeklinde görüş belirtmiştir.
            Ancak 2575 sayılı Danıştay Kanununun, 5183 sayılı Kanunla değişik 17. maddesinde; İdari Dava Daireleri Kurulunun oluşumu ve toplantı usulü düzenlenmiş olmakla birlikte, "toplantı yeter sayısı" sayısal olarak belirlenmemiş olup, Danıştay Başkanı veya vekillerinden birinin başkanlığında, idari dava daireleri başkanları ile her idari dava dairesinden seçilmiş üçer üyeden oluşan Kurulun, tüm üyelerinin katılımı ile toplanacağı ve idari dava dairelerinin ilk derece mahkemesi olarak verdikleri kararların temyiz veya itiraz yoluyla incelenmesinde bu dairelerin başkan ve üyelerinin kurul toplantısına katılamayacakları kurala bağlanmıştır.
            Anılan maddede; iki dava dairesinin birlikte yapacakları toplantıda verilen kararların incelenmesinde, Kurulun, bu iki dava dairesinin dışındaki dava dairelerinin asıl ve yedek üyelerinin katılımı ile toplanması öngörüldüğü halde; idari dava dairelerinin ilk derece mahkemesi olarak verdikleri kararların temyiz veya itiraz yoluyla incelenmesinde, Kurula katılamayacak olan bu dairelerin başkan ve üyelerinin yerine, diğer dairelerin yedek üyelerinin toplantıya katılmaları öngörülmemiştir.
            Dolayısıyla, idari dava dairelerinin ilk derece mahkemesi olarak verdikleri kararların temyiz veya itiraz yoluyla incelenmesinde, bu dairelerin başkan ve üyeleri olmaksızın ve yerlerine diğer dairelerden yedek üye alınmaksızın Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun toplanması esastır.
            Diğer yandan, Kanunun 17. maddesinde, idari dava dairelerinin ilk derece mahkemesi olarak verdikleri kararların Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunda temyiz veya itiraz yoluyla incelenmesinde, bu dairelerin başkan ve üyelerinin kurul toplantısına katılamayacakları şeklinde yasa koyucu tarafından yapılan düzenleme; "yürütme ve esas hakkında görüş vermiş" bu dairelerin başkan ve üyelerinin itiraz veya temyiz aşamasında bulunması durumunda ortaya çıkabilecek sakıncaları gidermek amacını taşıyan bir kural niteliğindedir. Yürütme ve esas hakkında görüş vermiş dava dairesi başkan ve üyelerinin, itiraz veya temyiz aşamasında bulunmaması kuralının, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun tarafsız ve objektif bir şekilde yargısal denetim yapmasını ve adalet ölçülerine uygun bir karar vermesini sağlayacağında kuşku yoktur. Esasen Türkiye'nin de imzalamış olduğu uluslararası sözleşmelerle teminat altına alınmış olan "adil yargılanma hakkı"nın gerçekleştirilmesi açısından da, yürütme veya esas hakkında görüş vermiş başkan ve üyelerin, itiraz veya temyiz aşamasında bulunmaması kuralı, zorunlu ve vazgeçilmez bir nitelik arz etmektedir.
            Belirtilen bu kural gereği, idari dava dairelerinin ilk derece mahkemesi olarak verdikleri kararların, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunda yapılan temyiz veya itiraz incelemesine katılamayacak başkan ve üyelerin, itiraza veya temyize konu kararı veren dava dairesinin başkan ve üyeleri yanında, o davaya konu uyuşmazlıkta yürütme ve esas hakkında dava daireleri arasında görev değişikliği, görevli olmayan dava dairesinde davanın görüşülmesi gibi herhangi bir nedenle görüş belirtmiş diğer daire başkan ve üyelerini de kapsayacağında kuşku yoktur.
            Bu nedenle bakılan davada yürütmenin durdurulması istemi hakkında daha önce karar vermiş olan Danıştay Onikinci Dairesi başkan ve üyelerinin, Danıştay Sekizinci Dairesince işin esasına yönelik olarak verilen kararın Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunda yapılan temyiz incelemesine katılmaması, Danıştay Onüçüncü Daire Üyesi Orhun Yet'in ayrışık oyu ile kararlaştırılmıştır.
            Dava, Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat Bölümü Öğretim Üyesi olan davacının, üniversite öğretim mesleğinden çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Gazi Üniversitesi Yönetim Kurulunun 24.6.2002 günlü, 2002/169 sayılı kararıyla; bu kararın dayanağı olduğu öne sürülen Yükseköğretim Kurumları Yönetici, Öğretim Elemanı ve Memurları Disiplin Yönetmeliğinin tümünün iptali istemi ile açılmıştır.
            Danıştay Sekizinci Dairesinin 28.10.2005 günlü, E:2004/2838, K:2005/4458 sayılı kararıyla; davacının, üniversite öğretim mesleğinden çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin 24.6.2002 gün ve 2002/169 sayılı Üniversite Yönetim Kurulu kararının iptali istemiyle Ankara 5. İdare Mahkemesinin E:2002/1622 sayılı dosyasında da dava açtığı ve Mahkemenin 25.3.2003 gün, K:2003/334 sayılı kararıyla, davacının görev yaptığı Gazi Üniversitesi Rektörlüğü tarafından, disiplin amiri sıfatıyla başlatılan inceleme ve soruşturma sonucunda, Üniversite Yönetim Kurulunun 24.6.2002 tarihli kararının, Rektörlük makamınca da uygun görülerek, Yüksek Disiplin Kuruluna sevk edildiği anlaşıldığından, kesin, nihai ve icrai idari işlem niteliğini haiz olmayan, tek başına hüküm ifade etmeyen yönetim kurulu kararına karşı açılan davanın, ortada iptal davasına konu olabilecek bir işlem olmadığından, hukuken incelenmesine olanak bulunmadığı gerekçesiyle incelenmeksizin reddine karar verildiği, anılan kararın da temyiz edilmeksizin kesinleştiği, bu durumda, ortada tarafları ve konusu aynı olan ve kesinleşen bir karar varken davacının üniversite öğretim mesleğinden çıkarılması yolundaki davaya konu işlemin iptali isteminin esasının incelenme olanağının bulunmadığı, davacının Yükseköğretim Kurumları Yönetici Öğretim Elemanı ve Memurları Disiplin Yönetmeliğinin tümünün iptali istemine gelince; 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 53. maddesinin (b) bendinde, öğretim elemanlarının, memur ve diğer personelin disiplin işlemlerinin, disiplin amirlerinin yetkilerinin, devlet memurlarına uygulanan usul ve esaslara göre Yükseköğretim Kurulunca düzenleneceği kuralının, aynı Yasanın 65. maddesinin 9. bendinde ise, öğretim elemanları, memur ve diğer personel ile öğrencilerin disiplin işlemleri, disiplin amirlerinin yetkileri ve disiplin kurullarının teşkili ve çalışması ile ilgili hususların Yükseköğretim Kurulu tarafından çıkarılacak Yönetmeliklerle düzenleneceği kuralının yer aldığı, anılan Yasanın davalı idareye açıkça düzenleme yapma yetkisi verdiği gözönüne alındığında, dava konusu Yönetmelik hükümlerinin, 2547 sayılı Yasada belirtilen ilkeler çerçevesinde, üniversite öğretim üyeliği mesleğinin özellikleri de dikkate alınmak suretiyle disiplin cezalarının amacı, nedenleri, usul ve esaslarına ilişkin genel disiplin hukuku ilkelerine ve hukuka aykırılık içermediği sonucuna ulaşıldığı, müdahillerin Yönetmeliğin iptali istemine gelince ise; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Yasasının 7. maddesinin 4. fıkrasında, ilanı gereken düzenleyici işlemlerde dava süresinin, ilan tarihini izleyen günden başlayacağı, ancak bu işlemlerin uygulanması üzerine ilgililerin düzenleyici işlem veya uygulama işlemi yahut her ikisi aleyhine birden dava açabilecekleri kuralının yer aldığı, olayda davacı yanında davaya katılan müdahillerin, birel işlemi dava konusu yapmayıp yönetmeliğin iptalini istedikleri açık olduğundan, uygulama işlemini dava konusu etmeden, 21.08.1982 tarihi ve 17789 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren yönetmeliğe karşı olan taleplerinde süre aşımı bulunduğundan müdahiller yönünden işin esasının incelenmesine olanak bulunmadığı gerekçeleri ile, Gazi Üniversitesi Yönetim Kuruunun 24.6.2002 günlü, 2002/169 sayılı işleminin iptali isteminin incelenmeksizin reddine, yönetmeliğin iptali isteminin esastan reddine, müdahiller yönünden yönetmeliğin iptali isteminin ise süre aşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.
            Anılan karar, yalnızca davacı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dosya yalnızca davacının temyiz talepleri ile sınırlı olarak incelenmiştir.
            Davacı; idarenin her türlü işleminin yargı denetimine tabi olduğunu, daha önce, Ankara 5. İdare Mahkemesine açılan davanın Danıştay'da açılan bu dava nedeniyle temyiz edilmediğini, Yükseköğretim Kurulunun yönetmelik ile suç ve ceza koyma yetkisinin bulunmadığını, Anayasa Mahkemesinin, suç ve cezaların yönetmelik, karar, sirküler gibi düzenleyici işlemlerle konulamayacağına dair bağlayıcı kararlarının olduğunu ileri sürmekte ve Daire kararının temyizen incelenerek bozulmasını istemektedir.
            Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden, Danıştay Sekizinci Dairesinin 28.10.2005 günlü, E:2004/2838, K:2005/4458 sayılı kararının, Gazi Üniversitesi Yönetim Kurulunun 24.6.2002 günlü, 2002/169 sayılı işleminin iptali isteminin incelenmeksizin reddine ilişkin kısmının usul ve hukuka uygun bulunduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bu bölümünün bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşılmaktadır.
            Daire kararının, davacının yönetmeliğin iptali isteminin reddine ilişkin kısmına gelince;
            2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 7. maddesinin 4. bendinde; ilanı gereken düzenleyici işlemlerde dava süresinin ilan tarihini izleyen günden itibaren başlayacağı, ancak bu işlemlerin uygulanması üzerine ilgililerin düzenleyici işlem veya uygulama işlem yahut her ikisi aleyhine birden dava açabilecekleri hükmüne, aynı Yasanın 14. maddesinin 3/d bendinde de; dilekçenin, idari davaya konu olacak kesin ve yürütülmesi gereken bir işlem olup olmadığı yönünden inceleneceği hükmüne yer verilmiştir.
            Her iki Yasa hükmü birlikte değerlendirildiğinde; ilgililerin, düzenleyici işlemlerin uygulanması üzerine, düzenleyici işlem veya uygulanan işlem yahut her ikisi aleyhine birden açmış oldukları davada; uygulama işlemi ile birlikte dava konusu edilen düzenleyici işlemin incelenebilmesi için, uygulama işleminin tek başına dava konusu edilebilmesi yani, kesin ve yürütülmesi zorunlu işlem niteliğinde olması gerektiği anlaşılmaktadır.
            Bakılan davada; davacının dava konusu Gazi Üniversitesi Yönetim Kurulunun 24.6.2002 günlü, 2002/169 sayılı işleminin iptali istemi ile daha önce Ankara 5. İdare Mahkemesine açmış olduğu davanın, Mahkemenin 25.3.2003 günlü, E:2002/1622, K:2003/334 sayılı kararıyla; "dava konusu işlemin nihai kesin ve icrai olma özelliğini taşımadığı, belirli ve nihai bir sonucu doğurmak amacıyla birbirini takip eden ve tamamlayıcı dizi işlemlerden biri olduğu, davacının ilgili Disiplin Yönetmeliğinin 11/a-3 maddesi uyarınca cezalandırılmasına ilişkin sözü edilen yönetim kurulu teklifinin, aynı yönetmeliğin 41.maddesine istinaden YÖK Yüksek Disiplin Kurulu Kararıyla reddedildiği, dolayısıyla hazırlık niteliğindeki Yönetim Kurulu kararının kabul edilmeyerek, kesin nihai ve icrai özelliğine kavuşamadığı nedeniyle hukuken incelenmesine olanak bulunmadığı" gerekçesiyle incelenmeksizin reddine karar verildiği, söz konusu bu kararın temyiz edilmeksizin kesinleşmiş olması nedeniyle de; temyiz istemine konu kararla; "ortada tarafları ve konusu aynı olan ve kesinleşen bir karar varken davacının üniversite öğretim mesleğinden çıkarılması yolundaki dava konusu işlemin iptali isteminin esasının incelenmesi olanağının bulunmadığı"na hükmedildiği görülmekte olup, davacı tarafından, kesin ve yürütülmesi zorunlu işlem niteliğinde bulunmayan Gazi Üniversitesi Yönetim Kurulu kararı ile birlikte düzenleyici işlemin iptalinin istenilmiş olması, başka bir deyişle; düzenleyici işlemin tek başına dava konusu edilebilir bir uygulama işlemi ile birlikte dava konusu edilmemiş olması karşısında; yönetmeliğin iptali isteminin esastan incelenmesine olanak bulunmadığından, davacının yönetmeliğin iptali isteminin esastan incelenerek reddedilmesinde isabet görülmemiştir.
            Açıklanan nedenlerle, davacının temyiz isteminin reddine, Danıştay Sekizinci Dairesinin 28.10.2005 günlü, E:2004/2838, K:2005/4458 sayılı kararının, dava konusu işleme yönelik bölümünün ONANMASINA, Yönetmeliğin iptali istemine yönelik bölümünün ise, yukarıda belirtilen gerekçeyle ONANMASINA, 16.3.2006 günü oyçokluğu ile karar verildi.
K A R Ş I   O Y
            X- Temyiz istemine konu kararın aynen onanması gerektiği oyuyla, karara karşıyım.
 
            XX- Dava; Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat Bölümü Öğretim Üyesi olan davacının, üniversite öğretim mesleğinden çıkarma cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin Gazi Üniversitesi Yönetim Kurulunun 24.6.2002 günlü, 2002/169 sayılı kararıyla, bu kararın dayanağı olduğu öne sürülen Yükseköğretim Kurumları Yönetici, Öğretim Elemanı ve Memurları Disiplin Yönetmeliğinin tümünün iptali istemi ile açılmış ve Gazi Üniversitesi Öğretim Üyeleri Derneği Başkanlığı ile Tüm Öğretim Üyeleri Derneği Başkanlığı, Yönetmeliğinin iptali istemine yönelik olarak davacı yanında davaya müdahil olmuşlardır.
            Temyiz istemine konu Daire kararında; müdahillerin yönetmeliğin iptali istemine yönelik taleplerinde 2577 sayılı Yasanın 7. maddesinin 4. fıkrasına göre süre aşımı bulunduğu gerekçesiyle, müdahiller yönünden yönetmeliğin iptali isteminin süre aşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.
            2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 31. maddesiyle yollamada bulunulan Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 57. maddesinde, müdahilin iltihak ettiği tarafla birlikte hareket edebileceği hükme bağlanmış olup, temyiz istemine konu kararda, anılan hükme göre, taraf veya bir tarafın temsilcisi niteliğinde olmayan müdahillere göre dava açma süresinin hesaplanarak "süre aşımı nedeniyle ret" hükmü kurulmasında hukuki isabet görülmemiştir.
            Öte yandan, yukarıda belirtilen gerekçeyle, müdahillere yönelik kısmı hukuka uygun bulunmayan temyiz istemine konu kararın, davacı tarafından temyizini müteakip, müdahiller tarafından da temyiz edilmemiş olması karşısında, kararın bu kısmının incelenemeyeceği açıktır.
            Bu nedenle, Danıştay Sekizinci Dairesinin temyize konu kararının, belirtilen gerekçenin de eklenmesi suretiyle onanması gerektiği oyuyla, karara karşıyım.
 
            XXX- Dava; Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat Bölümü Öğretim Üyesi olan davacının, üniversite öğretim mesleğinden çıkarma cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin Gazi Üniversitesi Yönetim Kurulunun 24.6.2002 günlü, 2002/169 sayılı kararıyla, bu kararın dayanağı olduğu öne sürülen Yükseköğretim Kurumları Yönetici, Öğretim Elemanı ve Memurları Disiplin Yönetmeliğinin tümünün iptali istemi ile açılmış ve Gazi Üniversitesi Öğretim Üyeleri Derneği Başkanlığı ile Tüm Öğretim Üyeleri Derneği Başkanlığı (Yönetmeliğinin iptali istemine yönelik olarak) davacı yanında davaya müdahil olmuşlardır.
            Temyiz istemine konu Daire kararı ile; Gazi Üniversitesi Yönetim Kurulunun 24.6.2002 günlü, 2002/169 sayılı işleminin iptali isteminin incelenmeksizin reddine, davacının Yönetmeliğin iptali isteminin esastan reddine, müdahiller yönünden yönetmeliğin iptali isteminin ise, "davacı yanında davaya katılan müdahillerin, uygulama işlemini dava konusu etmeksizin 21.8.1982 günlü, 17789 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Yönetmeliğin iptali istemlerinde 2577 sayılı Yasanın 7. maddesinin 4. fıkrasına göre süre aşımı bulunduğu" gerekçesiyle, süre aşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.
            Davanın, müdahillerin yönetmeliğin iptali istemine yönelik kısmına gelince;
            2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 31. maddesiyle yollamada bulunulan Hukuk Usulü Muhakemeleri Yasasının 57. maddesinde; "Müdahil iltihak ettiği tarafla birlikte hareket eder. Fakat hüküm iltihak olunan tarafa muzaf olarak verilir. Mahkeme iltihak olunan tarafla müdahil arasında tahaddüs edecek hakkı rücuu davasını birlikte halledebilir" hükmüne yer verilmiştir.
            Anılan madde hükmüne göre; müdahale talebinin kabulüne karar verilen müdahil taraf veya bir tarafın temsilcisi olmayıp, sadece lehine müdahalede bulunduğu tarafın yardımcısıdır. Yani müdahil, lehine katıldığı tarafla birlikte hareket edebilecek, karar da lehine müdahale edilen taraf hakkında (ona muzaf olarak) verilecektir. Başka bir deyişle, müdahile ilişkin olarak davada tarafmış gibi, herhangi bir hüküm kurulmasına yasal olanak bulunmamaktadır.
            Bakılan davada; temyiz istemine konu kararda, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 57. maddesine aykırı şekilde, müdahiller hakkında da hüküm kurulduğu görülmektedir. Her ne kadar müdahiller tarafından, lehine katıldıkları tarafla birlikte kararın temyizi yoluna gidilmemiş ise de, hükmün lehine müdahale edilen taraf hakkında verilmesi, bu hükme karşı, temyiz yoluna başvurma yetkisinin de sadece tarafa ait olması ve Daire kararının da, taraf olan davacı tarafından temyiz edilerek tümünün bozulması isteminde bulunulmuş olması itibariyle, kararın hüküm fıkrasında yer alan müdahillerin Yönetmeliğin iptali istemine ilişkin "süre aşımı nedeniyle ret" kısmının da, temyizen incelenebileceği açıktır.
            Yukarıda açıklanan nedenlerle, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 57. maddesi hilafına, dava açma süresinin, müdahillere göre hesaplanması suretiyle, müdahillerin Yönetmeliğin iptali istemine yönelik olarak verilen "süre aşımı nedeniyle ret" kararının yer aldığı hüküm fıkrasında usul hükümlerine uyarlık bulunmadığından Danıştay Sekizinci Dairesinin 28.10.2005 günlü, E:2004/2838, K:2005/4458 sayılı kararının BOZULMASI oyuyla, karara karşıyız.

Henüz yorum yapılmamış.

 
  Diğer İçtihatlar

İdari davaya konu olacak kesin ve yürütülmesi gereken bir işlem olup olmadığı

  Mevzuatlar
  Hukuki Açıklamalar
  Makaleler
  Dava Dilekçeleri
 
 

  Copyright © 2009 İdare Hukuku / Künye - İletişim

Bu internet sitesindeki hiçbir bilgi kesin bilgi veya öneri olarak kabul edilmemeli ve herhangi bir karar veya eyleme temel oluşturmamalıdır. Kendi spesifik durumunuz konusunda sadece uzman hukukçudan alacağınız bilgiler doğrultusunda hareket etmeniz gerekir. Bu sitedeki bilgilerin doğruluğu ve geçerlilik süresi konusunda www.idarehukuku.net kesinlikle sorumluluk sahibi değildir.