İdare Hukuku

Hoşgeldiniz



Favorilerime Ekle

 
 
 
 
  Kamu Görevlileri (Memur) Hukuku > Devlet Memurlarının Atanma ve Tayinleri > Memurların Kurumlarınca Görevlerinin ve Görev Yerlerinin Değiştirilmesi > İçtihat

657 Sayılı Devlet Memurları Kanununda, Devlet memurlarının naklen atanmaları konusu düzenlenmiş olmakla beraber, "atama usulü"ne ilişkin herhangi bir düzenlemeye yer verilmediği

          T.C.
D A N I Ş T A Y
İdari Dava Daireleri
Kurulu
Esas  No: 2006/263
Karar No: 2006/3343
 
Özeti : Belli bir kadro ve göreve müşterek kararname ile ataması yapılan bir kişinin, bu kadro ve görevinden alınarak müşterek kararname ile atama yapılmasını gerektirmeyen başka bir göreve atanması durumunda uygulanacak olan usul farklı olup; bu şekilde farklı usulde tesis edilecek olan görevden alma ve atama işlemlerinin aynı tarihte tesis edilmesi ya da görevden alma ve atama işlemlerinin birlikte ilgilisine bildirilmesi gibi bir "idari usul"un ilgili Kanunlarda yer almadığı hakkında.
 
            Temyiz İsteminde Bulunan (Davalılar)   : 1- Başbakanlık
                                                                         2- Sanayi ve Ticaret Bakanlığı
            Karşı Taraf (Davacı)      :
            Vekili                            : Av. …
            İstemin Özeti    : Danıştay Beşinci Dairesinin 26.12.2005 günlü, E:2003/780, K:2006/6384 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması, davalı idareler tarafından istenilmektedir.
            Savunmanın Özeti : Danıştay Beşinci Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçelerin öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
            Danıştay Tetkik Hakimi ….'in Düşüncesi : 657 sayılı Devlet Memurları Kanununda, Devlet memurlarının naklen atanmaları konusu düzenlenmiş olmakla beraber, atama usulüne ilişkin herhangi bir düzenleme yapılmamıştır.
            Başbakanlık ve bakanlıklarla, bunlara bağlı kuruluşlarda atama ve nakillerin hangi usullere göre yapılacağı, 2451 sayılı Bakanlıklar ve Bağlı Kuruluşlarda Atama Usulüne İlişkin Kanunda düzenlenmiştir.
            2451 sayılı Kanunun 2. maddesinde, bu Kanuna ekli (1) sayılı cetvelde gösterilen unvanları taşıyan görevlere Bakanlar Kurulu Kararı ile, (2) sayılı cetvelde gösterilen unvanları taşıyan görevlere müşterek kararla atama yapılacağı ve bunların nakilleri ve görevden alınmalarının da aynı usule göre olacağı kurala bağlanmıştır. Davacının yürütmekte olduğu Genel Müdürlük görevi de, Kanuna ekli (2) sayılı cetvelde sayılan ve müşterek kararname ile atanılabilecek ve görevden alınabilecek bir görevdir.
            2451 sayılı Kanunun 3. maddesinde ise, bu Kanuna ekli cetvellerde yer almayan unvanları taşıyan kadro ve görevlere yapılacak atama ve nakillerde, bu Kanunun kapsamına giren kuruluşların teşkilat kanunlarında veya özel kanunlarındaki hükümlerin uygulanmasına devam olunacağı öngörülerek, Bakanlar Kurulu Kararı ya da müşterek kararname gerektirmeyen görevlere atanacak olanlar yönünden farklı usul uygulanması kabul edilmiştir.
            Dolayısıyla, 2451 sayılı Kanunda, (2) sayılı cetvelde gösterilen unvanlı bir görevde bulunan bir kişinin, bu görevinden alınması için öngörülen usul ile (2) sayılı cetvelde yer almayan, dolayısıyla müşterek kararname ile atama yapılmasını gerektirmeyen başka bir göreve atanması için uygulanacak olan usul farklıdır.
            Ayrıca, Kanunun 2. maddesi gereği (2) sayılı cetvelde gösterilen unvanlı görevlere müşterek kararname  ile atanan kişilerin bu görevlerinden alınmalarında da aynı usulün uygulanacak olması; şayet o kişi görevden alındıktan sonra müşterek kararname gerektirmeyen bir göreve atanacak ise, "başka bir göreve atanmak üzere görevden alma" usulünün de doğmasına sebep olmuştur.
            Buna göre, 2451 sayılı Kanunda, (2) sayılı cetvelde gösterilen unvanlı bir görevde bulunan ve başka bir göreve atanmak üzere bu görevinden alınan bir kişinin, müşterek kararname ile atama yapılmasını gerektirmeyen bir göreve atanacak ise, aynı işlemle başka bir göreve atanması mümkün olmadığı gibi farklı usulde tesis edilecek olan görevden alma ve atama işlemlerinin aynı tarihte tesis edilmesi ya da görevden alma ve atama işlemlerinin birlikte ilgilisine bildirilmesi şeklinde bir "idari usul" de bu Kanunda yer almamaktadır.
            Diğer yandan Bakanlıklar ve Bağlı Kuruluşlarda Atama Usulüne İlişkin 2451 sayılı Kanunun kapsamına girmeyen kamu kurum ve kuruluşlarında atama ve nakillerin hangi usullere göre yapılacağı 2477 sayılı Kanunda düzenlenmiştir.
            Nitekim 2477 sayılı Kanunun 2. maddesinde, müşterek kararname ile atama yapılacak kadro yerleri unvan ve derecelerine göre tek tek sayılmış ve bunların nakilleri ve görevden  alınmalarının da aynı usule  göre olacağı  belirtilmiştir. Kanunun 3. maddesinde, 2 nci maddenin dışında kalan ve ilk dört dereceye giren kadro ve görevlere Başbakan veya ilgili Bakan Onayı ile atama yapılacağı, Başbakan ve ilgili bakanların 3 ve 4 üncü derecelerdeki görevlere ilişkin atama yetkilerini ilgili mercilere devredebileceği; Kanunun 4. maddesinde ise 2 ve 3 üncü maddelerde belirtilmeyen kadro ve görevlere yapılacak atama ve nakillerde, bu Kanunun kapsamına giren kurum ve kuruluşların teşkilat kanunlarında veya özel kanunlarındaki hükümlerin uygulanmasına devam olunacağı kurala bağlanmıştır.
            Görüldüğü üzere belirtilen bu Kanunda da, belli bir kadro ve göreve müşterek kararname ile ataması yapılan bir kişinin, bu kadro ve görevinden alınarak müşterek kararname ile atama yapılmasını gerektirmeyen başka bir göreve atanması durumunda uygulanacak olan usul  farklı olup, bu şekilde farklı usulde tesis edilecek olan görevden alma ve atama işlemlerinin aynı tarihte tesis edilmesi ya da görevden alma ve atama işlemlerinin birlikte ilgilisine bildirilmesi gibi bir "idari usul" bu Kanunda da yer almamaktadır.
            Esasen bir müşterek kararname, ilgili Bakan, Bakanlar Kurulunun birden fazla siyasi parti tarafından oluşturulması halinde, Meclis'te en çok üyesi olan diğer iktidar partisine mensup Başbakan Yardımcısı, Başbakan ve Devlet Başkanının imzası ve ortak iradesi ile kurulan idari işlemdir.
            Oysa, müşterek kararname ile atama yapılmasını gerektirmeyen  kadro ve görevlere kendi teşkilat kanunlarındaki veya özel kanunlarındaki hükümlere göre yapılacak atama ve nakillerde, bu işlemi tesis edecek olanlar Başbakan, ilgili Bakan, genel müdür, yönetim kurulu gibi atamaya yetkili amirlerdir.
            Görevden alma ve atama işlemlerinin ilgilisine birlikte bildirilmesi şeklinde bir ön şarta bağlanması durumunda; ilgili Bakan, Başbakan ve Devlet Başkanının ortak iradesi ile tesis edilen görevden almaya ilişkin bir müşterek kararnamenin uygulamaya konulması ve yürürlük kazanması, farklı usulde atama işlemini tesis edecek diğer görevlilerin istek ve tercihlerine bırakılması gibi bir sonuç doğuracağından, bu durumun müşterek kararnamenin, tek başına iptal davasına konu olabilecek kesin ve yürütülmesi zorunlu bir işlem olma özelliğiyle bağdaşmayacağı gibi idari hiyerarşi kurallarını da alt üst edeceği açıktır. Tek başına iptal davasına konu olabilen, kesin ve yürütülmesi zorunlu niteliği sahip bir idari işlemin, kendisinden sonra tesis edilmesi gereken ve ayrı bir davanın konusu olabilen bir başka işlemin tesis edilmemiş olması ya da her iki işlemin ilgilisine birlikte tebliğ edilmemiş olması gibi bir nedenle iptal edilmesi mümkün değildir.
            Bununla beraber, görevden almaya ilişkin bir müşterek kararname ile atama işleminin aynı tarihte tesis edilmesi ya da birlikte ilgilisine tebliğ edilmesi şeklindeki bir uygulamanın, kamu görevlisi açısından bir güvence oluşturacağı kuşkusuzdur. Zira bir memurun başka bir göreve atanmak üzere görevden alındıktan sonra atanacağı görevin uzun süre belli olmaması, görevden alınan memurun başka bir kadroya ataması yapılmadan aynı kadroya yeni atama yapılması durumunda, ilgili memura aylığının hangi kadro üzerinden ödeneceği sorunu ile karşılaşılmakta olup, esasen bu durumun ilgili idare açısından bir hizmet kusuru oluşturacağı şüphesizdir.
            Ancak, böylesi bir durumun, ilgili kamu görevlisi açısından, hak kaybına uğraması halinde ancak tam yargı davasına konu edilebilecek bir husus olduğu; yoksa hakkında müşterek kararname ile tesis edilen görevden alma işleminin şekil eksikliği sebebiyle iptalini gerektirmeyeceği açıktır.
            Nitekim bu durumu bilen idareler, başka bir göreve atanmak üzere görevden alınan ve herhangi bir kadroya da atanmamış bulunan kamu görevlilerine, görevden alındığı kadroya yeni bir atama yapılmış olsa dahi bu kadro üzerinden aylık ödemeye devam ederek, bu kişilerin mağduriyetlerini bu şekilde gidermeye çalışmaktadır.
            Öte yandan bakılan davada, davacının görevden alınmasına dair müşterek kararname ile APK Uzmanı kadrosuna atanmasına dair Bakanlık işleminin dava açılmadan önce davacıya tebliğ edilmiş olup, görevden alma ve atama işlemlerinin birlikte davacıya bildirilmediği gerekçesiyle verilen bir iptal kararının, hukuki sonuçlarını doğurmuş bir görevden alma işleminin yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden hukuka uygunluk denetimine tabi tutulmaksızın, davacının tekrar eski görevine iade edilmesi sonucunu doğuracağı kuşkusuzdur. Bu durumun iptal davalarının, yasa ve içtihatlarla kabul edilen genel ilkeleriyle bağdaşmadığı açıktır.
            Belirtilen nedenlerle, dava konusu işlemin hukuka uygunluk denetimi yapılmadan, atama usulünü düzenleyen Kanun hükümleri dikkate alınmadan, salt 657 sayılı Devlet Memurları Kanununda Devlet memurları için öngörülen özlük haklarında meydana gelebilecek kayıplara dayanılarak, memuriyet statüsünün sona ermesi gibi bir durum olmadığı halde görevden alma ve atama işlemlerinin ilgiliye farklı tarihlerde bildirilmesi ile arada geçen  süre açıkta geçen  süre olarak değerlendirilerek, atama usulünü düzenleyen Kanunlarda yer almayan bir "usul" benimsenmek ve görevden alma işleminin ön şartı olarak kabul edilmek suretiyle verilen Danıştay Beşinci Dairesi kararında hukuka uyarlık bulunmadığından, davalı idarelerin temyiz isteminin kabulü ile Daire kararının bozulması  gerektiği düşünülmektedir.
            Danıştay Savcısı …'nın Düşüncesi : Davacının, Sanayi Araştırma ve Geliştirme Genel Müdürlüğü görevinden alınarak yerine ...'un atanmasına ilişkin 6.2.2003 günlü müşterek kararnamenin 7.2.2003 tarihinde, APK Uzmanlığına atanmasına ilişkin 17.2.2003 günlü işlemin de 20.2.2003 tarihinde tebliğ edildiği, dolayısıyla, atama işleminin kurulması ve tebliğinin makul bir süre içinde gerçekleştirilmiş olması karşısında, dava konusu işlemlerde bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmamakla, temyize konu Daire kararının bozulmasının uygun olacağı düşünülmektedir.
 
TÜRK MİLLETİ ADINA
            Hüküm veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca gereği görüşüldü:
            Davacı; başka bir göreve atanmak üzere Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Sanayi Araştırma ve Geliştirme Genel Müdürlüğü görevinden alınarak yerine ...'un atanmasına ilişkin 6.2.2003 günlü, 2003/3748 sayılı müşterek kararnamenin iptali istemiyle dava açmıştır.
            Danıştay Beşinci Dairesinin 26.12.2005 günlü, E:2003/780, K:2005/6384 sayılı kararıyla; 657 sayılı Kanunun bütününe bakıldığında, "başka bir göreve atanmak üzere görevden alma" kurumuna yer verilmediği, Bölüm 4'te memurluğun sona ermesinin, Bölüm 3'te ise memurların yer değiştirmeleri konusunun düzenlendiği; yer değiştirme suretiyle atamalar, atamanın koşutu işlemler niteliğinde olduğundan,  nakledilecek boş bir kadronun varlığının temel koşul olduğu, bir  hizmet yeri olan ve kişiyi örgütle bütünleştiren kadronun, memur güvencesinin bir parçası olduğu, anılan Kanunun 33. maddesinde öngörülen, "Kadrosuz memur çalıştırılamaz" hükmüyle de, bu güvencenin yasal koruma altına alınmış olduğu; atamanın ise, kişiyi önceden nesnel olarak belirlenen bir statüye sokan, belli bir göreve getiren yönetsel işlem olup; neden ögesi, bir kamu hizmetinin var olması ve bu kamu görevinin bir kadrosunun bulunması olduğu, 657 sayılı Kanunun, memurun memur statüsü içinde kalmayı sürdürürken, bir süre kadrosuz veya görevsiz duruma düşmesini sayılı ve sınırlı istisnai durumlara özgülemiş olduğu, bunun en belirgin örneğinin, 91. maddeyle getirilen kadronun kaldırılması uygulaması olduğu,  Anayasanın, "Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz." hükmünü içeren 6. maddesi, yürütme yetkisinin yasalar çerçevesinde kullanılacağını belirleyen 8. maddesi ve memurların atanmalarını, görev ve yetkilerini, hakları ve yükümlülüklerini... yasayla düzenleme kuralını öngören 128. maddesi hükümleri yasallık ve yasal yönetim ilkelerinin temelini oluşturduğu, başka bir göreve atanmak üzere görevinden alınan bir kamu görevlisinin, aynı işlemle ya da aynı tarihli ikinci bir işlemle derhal, ara verilmeksizin bir diğer kadroya atanması veya ikinci işlemin aynı gün gerçekleşmemesi durumunda, görevden alma ve atamaya ilişkin işlemlerin birlikte bildirilmesi gerektiği,  memurun, meslek yaşamındaki yatay ve dikey devinimi, ancak bir kadrodan ve görevden diğerine, kesintisiz-aralıksız geçişle olanaklı olduğu, memurluk sıfat ve statüsünü terk etmemiş memurun, bir yandan memur sıfatını taşırken, öte yandan hem memur statüsü dışında kalması, hem de kadrosuz olmasının olanaksız bulunduğu, bir başka anlatımla, memurun yerine getireceği bir kamu hizmetinin varlığı ve hizmetin de boş bir kadrosunun bulunması zorunluluğu  bulunduğu, nasıl ilerde boşalacak bir kadro için önceden  atama  yapılması  olanağı  bulunamazsa, belirsiz bir nitelikte kadroya da, zaman kavramı olmaksızın atama olasılığının söz konusu olamayacağı, görevden alınan, ancak başka bir göreve henüz atanmayan memurun, görevden alınmasıyla bulunduğu statüden çıkarılmış olduğu durumlarda, "başka bir göreve atanmak üzere" biçiminde getirilen bir kayıt, kamu yönetimlerine, memurları istediği zaman tekrar memur sıfatını ve kapsamını belirleme yetkisi verme sonucunu doğurur ki, yasayı aşan ve yasal yönetim ilkesine aykırı olan bu durumun kabul olunamayacağı, öte yandan, memur statüsü dışına çıkmış olma durumları yasada ayrıca düzenlenmiş olduğundan, bu durumlar dışında statü kaybı durumu yaratılamayacağı, yaratılması durumunda, 657 sayılı Kanunda yer alan temel kurumların (emekli etme, disiplin cezası uygulama, verdikleri zarardan sorumlu olma, soruşturma yapılması, aylık ödeme vb.) işlerliğinin de ortadan kalkmış olacağı, sonuç olarak, yasal dayanağı bulunmayan ve bulunmadığı içindir ki, görevden alma kararnamelerinde ilgili yasa maddesi yazılamayan bu uygulamanın, 657 sayılı Kanun içine taşınamayacağı, ayrıca, aynı Kanunun 170., 171. ve 172. maddelerinde de sırasıyla izinli veya geçici bir görevde iken asıl görev yeri değiştirilen memurlara izin veya geçici görevin sona ermesine kadar, başka bir göreve atanan ve hesaplarını yerlerine gelenlere devir zorunda bulunan sayman ve sayman mutemetlerine devir sonuna kadar, görev yerleri değiştirilen memurlardan eski görevlerine devamları kurumlarınca tebliğ edilenlere aylıklarının eski görev yerlerinde, kadro tasarrufundan ödeneceği öngörülmüş olup, bu nitelik ve koşulları taşımamaları nedeniyle başka bir göreve atanmak üzere görevinden alınarak herhangi bir kadroya atanmayan memurlara, kadro tasarrufundan aylık ve diğer özlük haklarının ödenmesi mümkün olmadığı gibi, bunun dışında değişik formüllerle yapılan ödemelerinde yasal dayanaktan yoksun olduğu, bu tür ödemelerin, idare yönünden ağır hizmet kusuru, kamu görevlileri yönünden ise kişisel sorumluluk nedeni oluşturacağı, olayda, davacının 6.2.2003 tarihinde başka bir göreve atanmak üzere genel müdürlük görevinden alındığı; bu işlemin 7.2.2003 tarihinde bildiriminden sonra kurulan 17.2.2003 tarihli APK Uzmanlığına  atama işleminin 20.2.2003 tarihinde davacıya tebliğ edildiği; dolayısıyla her iki işlemin ilgiliye aynı tarihte bildirilmediği anlaşıldığından, yukarıda belirtilen hukuki durum ve değerlendirmeler karşısında, dava konusu işlemlerde mevzuata ve hukuka uyarlık görülmediği gerekçesiyle dava konusu işlemlerin iptaline karar verilmiştir.
            Davalı idareler; Daire kararının hukuk ve usule aykırı olduğunu ileri sürerek temyizen incelenip bozulmasını istemektedirler.
            657 Sayılı Devlet Memurları Kanununda, Devlet memurlarının  naklen atanmaları konusu düzenlenmiş olmakla beraber, "atama usulü"ne ilişkin herhangi bir düzenlemeye yer verilmemiştir,
            Buna karşılık, Başbakanlık ve bakanlıklarla, bunlara bağlı kuruluşlarda atama ve nakillerin hangi usullere göre yapılacağı, 2451 sayılı Bakanlıklar ve Bağlı Kuruluşlarda Atama Usulüne İlişkin Kanunda düzenlenmiş olup, Kanunun 2. maddesinde, bu Kanuna ekli (1) sayılı cetvelde gösterilen unvanları taşıyan görevlere Bakanlar Kurulu Kararı ile, (2) sayılı cetvelde gösterilen unvanları taşıyan görevlere müşterek kararla atama yapılacağı ve bunların nakilleri ve görevden alınmalarının da aynı usule göre olacağı; Kanunun 3. maddesinde ise, bu Kanuna ekli cetvellerde yer almayan unvanları taşıyan kadro ve görevlere yapılacak atama ve nakillerde, bu Kanunun kapsamına giren kuruluşların teşkilat kanunlarında veya özel kanunlarındaki hükümlerin uygulanmasına devam olunacağı  kurala bağlanmıştır.
            Dolayısıyla, 2451 sayılı Kanunda, (2) sayılı cetvelde gösterilen unvanlı bir görevde bulunan bir kişinin, bu görevinden alınması için öngörülen usul ile (2) sayılı cetvelde yer almayan, dolayısıyla müşterek kararname gerektirmeyen başka bir göreve atanması için uygulanacak olan usul farklıdır.
            Diğer yandan Bakanlıklar ve Bağlı Kuruluşlarda Atama Usulüne İlişkin 2451 sayılı Kanunun kapsamına girmeyen kamu kurum ve kuruluşlarında atama ve nakillerin hangi usullere göre yapılacağı 2477 sayılı Kanunda düzenlenmiştir.
            Nitekim 2477 sayılı Kanunun 2. maddesinde, müşterek kararname ile atama yapılacak kadro yerleri unvan ve derecelerine göre tek tek sayılmış ve bunların nakilleri ve görevden alınmalarının da aynı usule  göre  olacağı  belirtilmiştir. Kanunun 3. maddesinde, 2 nci maddenin dışında kalan ve ilk dört dereceye giren kadro ve görevlere Başbakan veya ilgili Bakan Onayı ile atama yapılacağı, Başbakan ve ilgili bakanların 3 ve 4 üncü derecelerdeki görevlere ilişkin atama yetkilerini ilgili mercilere devredebileceği; Kanunun 4. maddesinde ise 2 ve 3 üncü maddelerde belirtilmeyen kadro ve görevlere yapılacak atama ve nakillerde, bu Kanunun kapsamına giren kurum ve kuruluşların teşkilat kanunlarında veya özel kanunlarındaki hükümlerin uygulanmasına devam olunacağı kurala bağlanmıştır.
            Görüldüğü üzere belirtilen bu Kanunlarda da, belli bir kadro ve göreve müşterek kararname ile ataması yapılan bir kişinin, bu kadro ve görevinden alınarak müşterek kararname ile atama yapılmasını gerektirmeyen başka bir göreve atanması durumunda uygulanacak olan usul  farklı olup, bu şekilde farklı usulde tesis edilecek olan görevden alma ve atama işlemlerinin aynı tarihte tesis edilmesi ya da görevden alma ve atama işlemlerinin birlikte ilgilisine bildirilmesi gibi bir "idari usul" bu Kanunlarda yer almamaktadır.
            Dosyanın incelenmesinden, Sanayi Araştırma ve Geliştirme Genel Müdürlüğü görevini yürüten davacının, davaya konu 6.2.2003 günlü, 2003/3748 sayılı müşterek kararname ile başka bir göreve atanmak üzere bu görevinden alındığı ve bu işlemin 7.2.2003 tarihinde davacıya tebliğ edilmesi üzerine aynı gün Genel Müdürlük görevinden ayrıldığı, daha sonra 17.2.2003 günlü Bakanlık işlemi ile APK Uzmanı kadrosuna atamasının yapıldığı ve bu işlemin 20.2.2003 tarihinde kendisine tebliğ edilmesi üzerine aynı gün yeni görevine başladığı, sonrasında 24.2.2003 tarihinde bakılan davayı açarak, 6.2.2003 günlü, 2003/3748 sayılı müşterek kararnamenin iptalini istediği anlaşılmakta olup, 6.2.2003 günlü müşterek kararname üzerine 7.2.2003 tarihinde Genel Müdürlük görevinden ayrılan davacı hakkında 17.2.2003 günlü Bakanlık işlemi ile "kabul edilebilir süre içinde" atama işleminin tesis edilerek tebliğ edildiği ve yeni kadrosu ile ilişkisinin kurulduğu görülmektedir.
            Buna göre, Danıştay Beşinci Dairesince, davanın esası incelenerek bir karar verilmesi gerekirken, "başka bir göreve atanmak üzere görevinden alınan bir memurun, aynı işlemle ya da aynı tarihli ikinci bir işlemle derhal, ara verilmeksizin bir diğer kadroya atanması veya ikinci işlemin aynı gün gerçekleşmemesi durumunda, görevden alma ve atamaya ilişkin işlemlerin birlikte bildirilmesi" gerektiğinden bahisle verilen iptal kararında hukuki isabet görülmemiştir.
            Açıklanan nedenlerle, davalı idarelerin temyiz isteminin kabulü ile 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49. maddesi uyarınca Danıştay Beşinci Dairesinin 26.12.2005 günlü, E:2003/780, K:2005/6384 sayılı kararının BOZULMASINA, dosyanın adı geçen Daireye gönderilmesine 28.12.2006 günü oyçokluğu ile karar verildi.
 
GEREKÇE KARŞI  OY
            X- Davacı; başka bir göreve atanmak üzere Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Sanayi Araştırma ve Geliştirme Genel Müdürlüğü görevinden alınmasına ve yerine ...'un atanmasına ilişkin 6.2.2003 günlü, 2003/3748 sayılı müşterek kararnamenin iptali istemiyle bakılan davayı açmıştır.
            Davacıdan önce Sanayi Araştırma ve Geliştirme Genel Müdürlüğü görevini yürüten Necati Sarıbay'ın 29.7.2002 günlü, 2002/3070 sayılı müşterek kararname ile bu görevinden alınarak Bakanlık Müşavirliğine atanması üzerine açtığı davada; Danıştay Beşinci Dairesince 29.1.2003 tarihinde yürütmenin durdurulmasına karar verildiği ve bu kararın 27.2.2003 tarihinde davalı idareye tebliğ edildiği, sonrasında ise Dairenin 27.9.2005 günlü, E:2002/3828, K:2005/3926 sayılı kararı ile 29.7.2002 günlü, 2002/3070 sayılı müşterek kararnamenin iptal edildiği anlaşılmış olup, Anayasanın 138. maddesi ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 28. maddesi gereğince idarelerin yargı kararlarını aynen ve gecikmeksizin yerine getirme zorunluluğu içinde bulunmaları nedeniyle, davacının Sanayi Araştırma ve Geliştirme Genel Müdürlüğü görevinden alınması yolunda tesis edilen 6.2.2003 günlü, 2003/3748 sayılı müşterek kararnamede hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
            Ayrıca davacının, aylıktan kesme cezası ile cezalandırılmış olduğu ve aldığı cezaya karşı açtığı davanın reddedildiği gözönüne alındığında, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 132. maddesinde Genel Müdürlük görevi için öngörülen şartı yitirdiği anlaşılan davacının, Genel Müdürlük görevinden alınması konusunda davalı idarelerin bağlı yetki içinde olduğu anlaşılmaktadır.
            Buna göre, Danıştay Beşinci Dairesinin temyiz istemine konu 26.12.2005 günlü, E:2003/780, K:2005/6384 sayılı kararının belirtilen gerekçeyle bozulması gerektiği oyuyla, çoğunluk kararına gerekçe yönünden katılmıyorum.
 
KARŞI OY
            X-Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden; Danıştay Beşinci Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu, dilekçelerde ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, davalı idarelerin temyiz isteminin reddi ile, Danıştay Beşinci Dairesinin 26.12.2005 günlü, E:2003/780, K:2005/6384 sayılı kararının onanması oyuyla, aksine verilen karara katılmıyoruz.
KARŞI  OY
 
            XX- Davalı idare temyiz isteminin reddi ile Danıştay Onuncu Dairesinin 26.11.2002 günlü, E:2001/4887, K:2002/4510 sayılı kararının onanması gerektiği oyuyla, karara katılmıyorum.

Henüz yorum yapılmamış.

 
  Diğer İçtihatlar
İstihdam fazlası personel belirlenirken, hizmet gerekleri dışında bir amacın güdülmemesi; sicil, liyakat, hizmet süresi gibi nesnel ölçütlerin esas alınması gerekir.
Disiplin suçu nedeniyle, geçici görevlendirme yoluna gidilmesinde; geçici görevlendirmenin amacına uygunluk bulunmamaktadır.
Sendika şubelerinin, sendika üyelerini temsil yetkisinin bulunmadığı hakkında.
Muayyen tarifeli taşıtların bulunduğu bir yerin denetimiyle görevlendirilen müfettişlere gidip gelmeye en uygun ve kullanılması mutat olan taşıtlara ait ücretin ve diğer giderlerine karşılık olacak gerçek masrafın karşılanmasının esas olduğu ve ödeme için bu hususu açıklayan belgelerin idareye sunulması gerektiği halde, Sivas esnaf ve sanatkarlar odaları birliğinden alınan ve yol masrafına ilişkin rayiç bedeli içeren bölgeye dayanılarak ödeme yapılmasına hükmeden mahkeme kararının kanun yararına bozulması gerektiği hk.

Memurların Kurumlarınca Görevlerinin ve Görev Yerlerinin Değiştirilmesi

  Mevzuatlar
  Hukuki Açıklamalar
  Makaleler
  Dava Dilekçeleri
 
 

  Copyright © 2009 İdare Hukuku / Künye - İletişim

Bu internet sitesindeki hiçbir bilgi kesin bilgi veya öneri olarak kabul edilmemeli ve herhangi bir karar veya eyleme temel oluşturmamalıdır. Kendi spesifik durumunuz konusunda sadece uzman hukukçudan alacağınız bilgiler doğrultusunda hareket etmeniz gerekir. Bu sitedeki bilgilerin doğruluğu ve geçerlilik süresi konusunda www.idarehukuku.net kesinlikle sorumluluk sahibi değildir.