İdare Hukuku

Hoşgeldiniz



Favorilerime Ekle

 
 
 
 
  İdari Yargı > İdari yargılama usulünün özellikleri > Yazılı yargılama usulü > Hukuki Açıklama

İdari Yargı (İdari Yargılama Usulü)

İdari Yargı düzeni içinde, kişiler ile idare arasında çıkan ve İdare Hu­kuku ile Vergi Hukukunun uygulanmasından kaynaklanan uyuşmazlıkları çözmekle görevli idare ve vergi mahkemeleri vardır. İdare Hukukunun, as­ker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin işlemlerin uygulanmasından kaynak­lanan uyuşmazlıklar Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde çözümlenir.[1]
 
1982 Anayasamızın “Yargı Yetkisi” başlığını taşıyan 9 uncu maddesinde, “Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır.” hükmü, “Yargı Yolu” başlığını taşıyan 125 inci maddesinde ise “İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır.
 
(Ek hüküm:13/8/1999-4446/2 md.) Kamu hizmetleri ile ilgili imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinde bunlardan doğan uyuşmazlıkların milli veya milletlerarası tahkim yoluyla çözülmesi öngörülebilir. Milletlerarası tahkime ancak yabancılık unsuru taşıyan uyuşmazlıklar için gidilebilir.
 
 Cumhurbaşkanının tek başına yapacağı işlemler ile Yüksek Askeri Şuranın kararları yargı denetimi dışındadır.
 
  İdari işlemlere karşı açılacak davalarda süre, yazılı bildirim tarihinden başlar.
 
 Yargı yetkisi, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır. Yürütme görevinin kanunlarda gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak, idari eylem ve işlem niteliğinde veya takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı verilemez.
 
 İdari işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkansız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda gerekçe gösterilerek yürütmenin durdurulmasına karar verilebilir.
 
Kanun, olağanüstü hallerde, sıkıyönetim, seferberlik ve savaş halinde ayrıca milli güvenlik, kamu düzeni, genel sağlık nedenleri ile yürütmenin durdurulması kararı verilmesini sınırlayabilir.
 
İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür.” hükmü yer almaktadır.
 
Anayasamızın 129 uncu maddesinin 5 inci fıkrasında, “Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve kanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak, ancak idare aleyhine açılabilir.” hükmü ile idarelerin sorumluluğuna değinilmiştir.
 
Anayasa’da Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratik bir hukuk devleti olduğu vurgulanırken, Devlet içinde tüm kamusal yaşam ve yönetimin yargı denetimine bağlı olması amaçlanmıştır. Anayasa’nın 125. maddesinin birinci fıkrasındaki “idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır” kuralıyla amaçlanan etkili bir yargısal denetimdir. Bu kural, yönetimin kamu hukuku ya da özel hukuk alanına giren tüm eylem ve işlemlerini kapsamaktadır.
 
Anayasa’nın yürütme bölümünde yer alan 125. maddesiyle idarenin her türlü eylem ve işlemlerini yargı denetimine bağlı tutulduktan sonra, maddenin diğer fıkraları da idari yargı sisteminde geçerli olan ilkeleri belirlemektedir.
 
İdari işlemlere karşı açılacak davalarda sürenin yazılı bildirim tarihinden itibaren başlaması, idarî eylem ve işlem niteliğinde veya takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı verme yasağı, yürütmenin durdurulması kararı verilebilmesi için gerekli olan koşullar, yürütmenin durdurulması kararına getirilebilecek sınırlamalar ve idarenin verdiği zararı ödeme yükümlülüğü, ağırlıklı olarak adlî yargı sistemi için değil, idarî yargı sistemi için geçerli olan temel ilkelerdir.
 
Anayasa’nın “Danıştay” başlığını taşıyan 155 inci maddesinde; “Danıştay, İdari mahkemelerce verilen ve kanunun başka bir İdari yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme merciidir. Kanunla gösterilen belli davalara da ilk ve son derece mahkemesi olarak bakar.” demektedir.
 
Görülüyor ki, bu madde Danıştay’ın yaklaşık bir asırdan beri sürdürmekte olduğu “ilk ve son derece mahkeme” özelliğini dikkate alarak bu özelliği muhafaza etmek zorunluluğunu duymuştur.
 
Danıştay bu özelliği ile Türk idare hukuku ve İdari yargılama usulü hukukunun tüm ilkelerini, idare hukuku anlayışını içtihatları ile, aldığı diğer kararlarla, gelişen toplum koşullarına ve demokrasi ilkelerine uygun biçimde oluşturmuş ve geliştirmiştir.
 
155 inci maddenin son fıkrası hükmü Danıştay’ın kuruluşunun işleyişinin, meslek mensuplarının niteliklerinin ve seçim usullerinin yasa ile düzenlenmesinde mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esasları yanında “İDARİ YARGININ ÖZELLİĞİ”nin de gözönünde bulundurulmasını buyurmuştur.
 
Özel hukuk alanındaki yargı işlevinin konusu ve amacı ile boyutlarını belirleyen, özel hukukda kural olarak eşit iradelerin söz konusu olması ve kamu düzenine ilişkin yönlerin sınırlı sayıda bulunmasıdır. Özel hukuk alanındaki hukuki işlemlerin kurucu unsurları arasında “ehil irade” ile “mümkün ve meşru konu”dan başka aranan ve uyuşmazlık durumunda yargı yoluyla belirlenecek başka bir husus yoktur. Şekil kamu düzeni ile ilişkisi oranında aranır. Sebep-maksat ise, kamu düzeni ile doğrudan bağlantılı olmadığı sürece özel hukuk işlemini-ilişkisini etkileyen, yargı yolu ile araştırılacak bir unsur değildir.
 
Kamu hukuku alanında, ehil iradenin karşılığı olan “yetki” ise yasal bir unsurdur. Özel hukuk alanında “ehil irade”, “mümkün ve meşru” her konuda tasarrufta bulunabilir; kamu hukuku alanında ise yetki, ancak yasanın ya da yasaya dayanan düzenleyici tasarrufun saptadığı makam tarafından, verildiği konu için ve belirlenmiş usullere uygun olarak kullanılabilir. Yine kamu hukukunda “şekil ve usul” ve “sebep” unsurları önceden bellidir; sebebi yasada belirtilmemiş işlemlerde İdari makamın yetkisini hizmet gereklerine ve kamu yararına uygun biçimde kullanması gerekir. Kamu hukukunda maksat unsuru daima “kamu yararı”dır. Yetki kamu yararı amacı dışında kullanılamaz. Genelleştirilerek söylemek gerekirse İdari işlemlerin unsurları hukuki metinlerle genellikle önceden belirlenmiş ve İdari işlemlerin amacı daima kamu yaran olduğu (başka bir anlatımla İdare kamu yaran dışında kişisel, siyasi, felsefi, dini vs. amaçlarla işlem yapamayacağı) için İdarenin her türlü işlemlerinde bu kurallara uygun hareket etmesi gerekir. Bu nedenle İdari yargıda ağırlıklı olarak yer alan iptal davalarının amacı, hukuka uygunluğun sağlanmasıdır ve İdari yargının işlevi İdari işlemleri yargısal yolla denetleyerek İdarenin hukuk alanında yaptığı ihlalleri saptamak ve gidermek İdareyi hukuk alanı içinde tutmaktır.
 
Toplumun ekonomik, kültürel ve siyasal yönlerden gelişmesi ve değişmesi; teknolojinin artan biçimde günlük yaşama girmesi; bireysel hakların giderek ön plana çıkması İdarenin görev ve sorumluluklarını da artırmış; İdarenin bu gelişmeye ayak uydurabilmesi için dinamik bir yapıya kavuşması, karar, işlem ve eylemlerinde süratli, eşit ve ölçülü davranması, güvenilir ve kararlı olması gereği ortaya çıkmıştır. Bu arada İdarenin takdir yetkisi de doğal olarak artmıştır.
 
Kamu hukuku işlemlerinin, bu arada İdari işlemlerin, yukarıda açıklanan hukuki yapılan, öte yandan yüklendiği görevlerin İdarede bulunmasını gerekli kılan nitelik ve özellikleri doğal olarak İdari yargıya da yansımış ve onu diğer yargı düzenlerinden farklı bir yapıya kavuşturmuştur. Örneğin İdari yargıda mahkemelerin gerektiğinde tarafların iddia ve savunmaları ile bağlı kalmayarak re’sen araştırma yapma yetkisi doğrudan iptal davalarının amacı (hukuka uygunluk denetimi) ile ilgilidir, iptal davası açılmış olmasının dava konusu işlemin yürütülmesini etkilememesi ve iptal davası ile temyiz istemi süresinin çok kısa tutulması, böylece İdari işlemlerin uzun süre dava tehdidi altında bırakılmaması “İdarede ve işlemlerinde istikrar” ilkesi ile çok yakından ilgili olduğu gibi İdareye güveni sağlama amacını da gütmektedir. Şüphesiz “istikrar” ve “güvenilirlik” ilkeleri iptal davalarının süratle incelenip sonuçlandırılması da zorunlu kılar. Çünkü bir çok hallerde iptal kararlarının uygulanması üçüncü kişileri ilgilendiren ya da onların sübjektif haklarını ihlal edebilecek yeni İdari işlemlerin yapılmasını gerektirebilir. Örneğin bir atama, emekliye sevk işleminin iptali kararının uygulanması, yani atanan ya da emekliye sevk edilen kişinin eski görev yerine atanması, o kadroyu halen işgal eden kişinin başka bir göreve verilmesini, giderek üçüncü kişilerin de görev yerlerinin değişmesini zorunlu kılabilir. Bir imar planının iptali kararının uygulanması, beldede, yine çok sayıda kişiyi doğrudan veya dolaylı ilgilendiren yeni düzenlemeleri gerektirebilir. Bu nedenle iptal davalarının kısa sürede açılması kadar, kısa sürede incelenerek karara bağlanması “İDARİ YARGININ ÖZELLİĞİ”nin zorunlu bir sonucudur.[2]
 
Anayasamızın 142 nci maddesi uyarınca mahkemelerin kuruluşuna ve yargılama usulüne ilişkin olarak idari yargıyı ilgilendiren yasalar aşağıda gösterilmiştir.
 
2575 sayılı Danıştay Kanunu
 
2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun
 
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu ve
 
Hukuku Usulü Muhakemeleri Kanununu (Bazı maddeleri )

 


[1]Metin GÜNDAY, İdare Hukuku, Ankara, 1996, s. 5.
[2] Anayasa Mahkemesinin 21.6.1991 gün ve E:1991/1, K:1991/16 sayılı kararı.


Yorum Eklemek için Üye Olmalısınız
Yazdır
E-posta ile gönder

Henüz yorum yapılmamış.
 
  Diğer Hukuki Açıklamalar

Yazılı yargılama usulü

  Mevzuatlar
  İçtihatlar
  Dava Dilekçeleri
  Makaleler
 
 

  Copyright © 2009 İdare Hukuku / Künye - İletişim

Bu internet sitesindeki hiçbir bilgi kesin bilgi veya öneri olarak kabul edilmemeli ve herhangi bir karar veya eyleme temel oluşturmamalıdır. Kendi spesifik durumunuz konusunda sadece uzman hukukçudan alacağınız bilgiler doğrultusunda hareket etmeniz gerekir. Bu sitedeki bilgilerin doğruluğu ve geçerlilik süresi konusunda www.idarehukuku.net kesinlikle sorumluluk sahibi değildir.