İdare Hukuku

Hoşgeldiniz



Favorilerime Ekle

 
 
 
 
  Haberler >  Kamu Görevlileri (Memur) Hukuku

Tam Gün

Tam Gün Yasası diye bilinen  Üniversite ve Sağlık Personelinin Tam Gün Çalışmasına ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 9. maddesi TBMM'den aşağıdaki şekiloi geçmiştir.
 TBMM Tutanakları
3'üncü sırada yer alan Üniversite ve Sağlık Personelinin Tam Gün Çalışmasına ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu'nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
3. Üniversite ve Sağlık Personelinin Tam Gün Çalışmasına ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (1/715) (S. Sayısı:418) (x)
BAŞKAN - Komisyon ve Hükûmet yerinde.
Sayın milletvekilleri, geçen birleşimde birinci bölümde yer alan 8'inci madde kabul edilmişti. Şimdi bu bölümde yer alan diğer maddelere, varsa önerge işlemlerini yaptıktan sonra oylarınıza sunacağım.
9'uncu madde üzerinde üç adet önerge vardır, önergeler hepsi aynı muhtevaya sahiptir, üçünü birlikte işleme alacağım.
Buyurun:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 418 sıra sayılı "Üniversite ve Sağlık Personelinin Tam Gün Çalışmasına ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı"nın 9. maddesinde yer alan "35" ibaresinin "25" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Tekin Bingöl Sacid Yıldız Şevket Köse
Ankara İstanbul Adıyaman
Hulusi Güvel Kemal Kılıçdaroğlu F. Nur Serter
Adana İstanbul İstanbul
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 418 sıra sayılı "Üniversite ve Sağlık Personelinin Tam Gün Çalışmasına ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı'nın 9. maddesinde yer alan "35" ibaresinin "25" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Hüseyin Yıldız Mehmet Şandır Necati Özensoy
Antalya Mersin Bursa
Abdülkadir Akcan Alim Işık Oktay Vural
Afyonkarahisar Kütahya İzmir
Mümin İnan Osman Durmuş Ali Uzunırmak
Niğde Kırıkkale Aydın
TBMM Başkanlığı'na
418 Sıra sayılı Üniversite ve Sağlık Personelinin Tam Gün Çalışmasına ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı'nın 9. maddesinin birinci fıkrasına eklenmesi istenilen metinde yer alan, "haftalık çalışma süresi 35 saattir…" ibarelerinin, "…haftalık çalışma süresi 25 saattir…" ibareleriyle değiştirilmesini arz ve teklif ederim.
Hasip Kaplan Nezir Karabaş Sevahir Bayındır
Şırnak Bitlis Şırnak
Sırrı Sakık İbrahim Binici
Muş Şanlıurfa
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Trabzon) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Hükûmet?
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Katılmıyoruz Değerli Başkanım.
BAŞKAN - Sayın Kılıçdaroğlu, siz mi konuşacaksınız?
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) - Evet.
BAŞKAN - Buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)
Önergeler üzerinde talep olduğu takdirde arkadaşlarımıza söz vereceğiz.
Buyurun Sayın Başkan.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; geçen gün Sayın Bakan 1'inci madde görüşmeleri bittikten sonra kürsüye gelip bazı açıklamalarda bulundu. Bu açıklamalardan birisi şöyle; Sayın Bakan diyor ki: "Efendim, bu işe, bu meseleye ideolojik yaklaşanlar var." Çünkü Sayın Başbakan AKP Grubunda böyle ifade etmiş.
Şimdi, Sayın Bakan, "ide" "düşünce" demek. "İdeoloji"yi de ben size Türk Dil Kurumunun sözlüğünden okuyayım: "Siyasal veya toplumsal bir öğreti oluşturan, bir hükûmetin, bir partinin, bir grubun davranışlarına yön veren, politik, hukuki, bilimsel, felsefi, dinî, moral, estetik düşünceler bütünüdür." der.
Sayın Başbakanın ideolojik olarak deyimi kullanmasını hadi anlayışla karşılayalım, politik olarak kullandı. Siz bir akademisyensiniz Sayın Bakanım. Bir akademisyenin "ideolojik" sözcüğünün, "ide" sözcüğünün ne anlama geldiğini bilmeyip de burada dile getirmesini, doğrusunu isterseniz, esefle karşıladım.
Bir başka konuşmanız; o toplantıda yine diyorsunuz ki konuşmanızda: "Sözde bir yerde bir toplantı oluyor, o toplantıda da bir meslek kuruluşunun, -adını vermiyor Sayın Bakan- bir meslek örgütünün de elemanları var. Bizim arkadaşlarımıza dönüp diyorlar ki mesele tartışılırken: "Kardeşim, bu iş kötüye gidiyor, bunlar bu işi başaracaklar."
Sayın Bakan, sizin söylediğinize inanmamız için o meslek örgütünün adını bu kürsüde vermeniz lazım. Çünkü o meslek örgütü hangisiyse çıkıp size diyebilir ki: Biz böyle bir şey söylemedik. Siz gelip bunu söylüyorsunuz. Bir yasa bir dedikoduyla savunulabilir mi arkadaşlar? Burası dedikodu üretme merkezi midir? Çıkarsınız, meslek örgütünün ismini verirsiniz, meslek örgütü çıkar "doğrudur, yanlıştır" der. Ama siz Bakansınız, Meclis kürsüsüne çıkıp dedikodu üzerine politika yapamazsınız.
Bir başka önemli nokta: Bakın, katkı payından bahsettiniz Sayın Bakan ve katkı payı rakamlarını verirken kemik iliği gibi, transplantasyon gibi en pahalı sağlık harcamalarını örnek verdiniz. Ne olursa olsun, sizin için 2 lira, 5 lira, 18 lira, 8 lira düşük bir rakam olabilir. Sizin aldığınız aylıkla bir emeklinin aldığı aylık… 7 çocuklu bir emeklinin ödeyeceği 2 liranın marjinal faydası sizin maaşınızın yanında çok yüksek kalır. Bu gerçeği bileceksiniz.
Şimdi, bakın, ben sizin konuşmanızdan, 13/07/2006 tarihli konuşmanızdan bir örnek veriyorum, şöyle diyorsunuz siz: "Aile hekimliğinde hizmetler vatandaşa ücretsiz sunulmaktadır. Bugün böyledir, yarın da genel sağlık sigortası kapsamında böyle hizmet sunmaya devam edeceğiz."
Şimdi, siz, Sayın Bakan, Türkiye Cumhuriyetinin Sağlık Bakanısınız. Getirdiğiniz yasada katkı payı almayı öngördünüz mü görmediniz mi? Öngördünüz. O zaman bunu niye söylediniz? Biz bunu eleştirmeyecek miyiz? Bunu öngörüyorsunuz, işin garip tarafı değerli milletvekilleri, daha önce katkı paylarını "devlet ve üniversite hastaneleri", "özel hastaneler" diye ayırmıştınız. Danıştaya gidildi, Danıştay bunu iptal etti "Böyle standart getiremezsiniz." diye, Danıştay 10.Dairesinin kararı. Yani ya 2 lira herkes için yapacaksınız, farklılık yapamazsınız çünkü yasa size böyle bir yetki vermiyor. Danıştayın bu kararı çıktı, siz bunu kaldırdınız ortadan Hükûmet olarak. Sanki Danıştayla inatlaşıyormuşsunuz gibi, bu kez çıktınız, hem katkı paylarını artırdınız hem de aynı uygulamaya devam ettiniz.
Şimdi siz, yeri geldiğinde "Biz hukuk devletiyiz." diyorsunuz. Bu nasıl bir hukuk devleti? Danıştay karar verir, üç gün uyarsınız, dördüncü gün yeni bir karar çıkarırsınız, tam tersine, inadına, daha ağırını getirirsiniz. Bu ne biçim hukuk devletidir, nasıl bir hukuk anlayışıdır? Sayın Bakan çıkıp bu hukuk anlayışını burada anlatırsa, biz de yeni bir hukuk anlayışını öğrenmiş oluruz. En azından deriz ki, bize hukukta öğretilenlerin bir kısmı yanlıştı, demek ki dünya değişti, yasaların getirdiği değişti, yargı kararlarını uygulama dönemi zamanla sınırlandı, üç gün uyarsınız, üç günden sonra yeni bir karar alırsınız ve uymazsınız. Böyle bir şey olabilir mi?
Yine Sayın Bakanım, siz bir şey getiriyorsunuz bu yasada: Hekimler üniversite çalışacaklar veya devlet hastanelerinde çalışacaklar. Hekimlerin aldıkları ücretlerin tamamı emekliliklere sayılsın dedik, siz kısmen kabul ettiniz. Kısmen kabul ettiğiniz için teşekkür ediyorum, o kısmı için.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun Sayın Kılıçdaroğlu, konuşmanızı tamamlayınız.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Hekimlerin performanstan alacakları ücretlerin tamamı emekliliklerine sayılsın dedik, kabul edilmedi, kısmen kabul edildi. Kısmen kabul edildiği için de teşekkür ediyoruz ama ciddi bir hata yapıyorsunuz. Hekim, performans ödemesinden bütün primleri kendisi ödeyecek, işveren olarak devlet hiçbir katkıda bulunmuyor. Bunun sosyal devlette yeri var mı? Sosyal devlet ilkesine aykırı değil mi bu, Anayasa'ya aykırı değil mi? Bu hekim, üniversite hocası, özel sektörde çalışsa kıyameti koparırız, işveren olarak gideriz, boynuna bineriz, "Sen, işçinin payı var, işverenin payı var, niye ödemiyorsun?" diye. Şimdi siz, devlet olarak, dünyada hiçbir sosyal güvenlik yasasında yer almayan bir düzenlemeyi getiriyorsunuz ve diyorsunuz ki: "Farklı emekli aylığı mı alacaksın, o zaman götür, primini ayrıca yatır." Size niye yatırsın, gider özel sağlık sigortasına yapar. Sizin getirdiğiniz bunun mantıkla bağdaşır bir yönü var mı? Bunlar doğru değil. Vaktim yok, vaktim olsaydı…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - … Sayın Bakan sizin aile hekimliğiyle ilgili, diğer konularla ilgili bütün yanlışlıklarınızı burada dile getirebilirdik ama vaktimiz yok.
Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Kılıçdaroğlu.
Diğer önerge sahipleri...
Sizden konuşacak kimse var mı?
SEVAHİR BAYINDIR (Şırnak) - Evet.
BAŞKAN - Sayın Sakık mı?
SEVAHİR BAYINDIR (Şırnak) - Sırrı Sakık konuşacak.
BAŞKAN - Buyurun Sayın Sakık. (BDP sıralarından alkışlar)
SIRRI SAKIK (Muş) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; ben de hepinizi saygıyla selamlıyorum. Bugün Hrant Dink'in ölümünün 3'üncü yıl dönümü, Hrant'ı rahmetle anıyoruz. Acısını yüreğimizde hissettiğimizi sizlerle paylaşmak istiyorum.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; şimdi, bu 9'uncu maddede daha önce… Evet, radyasyonla tedaviye ilişkin olarak haftalık çalışma süresi yirmi beş saatten otuz beş saate çıkarılmıştır. Daha Sağlık Bakanlığının radyasyonla teşhis ve tedavi yapılan sağlık kurumlarında sağlık personelinin güvenliğinin korunmasına ilişkin tebliğ vardır. Bu alanda çalışma sürelerine ilişkin mümkün olduğunca
azaltıcı düzenlemeler yapılması gerekirken Hükûmetin nitelikli sağlık hizmeti sağlamaya yönelik tasarıda sağlık açısından son derece riskli bir alanda sağlık personelinin çalışma süresini on saat arttırıcı düzenleme yapması pervasızca bir yaklaşım. Daha önce, haftalık çalışma süresi kırk saat olarak düzenlendiği dönemde sağlık ve sosyal hizmet emekçileri sendikasının kırk saatlik çalışma süresini öngören düzenlemenin yürütülmesinin durdurulmasına ilişkin Danıştayın bir kararı var. Şimdi, 2008/417 itiraz esas numarasıyla kabul edilmiş, çalışma süresi yirmi beş saat olarak belirlenmiş, Hükûmet, sağlık amacına hizmet etmeyen bu düzenlemeyle hukuku ihlal ettiğini ve burada bir yargı kararının olmasına rağmen tekrar otuz beş saatlik bir sürenin çok hakkaniyet bir noktasında olmadığını... Bu konuda çalışanların yaptırdığı araştırmalar var. Tüm Radyoloji Teknisyenleri ve Teknikerlerinin ortaklaşa düzenledikleri, halkla yaptıkları zaman zaman anketler var. Bu anketlerde -mesela bir ankette- 132 kişiye radyolojiyle ilgili bir okuldan mezun olup olmadıkları sorulmuş. Bunların yüzde 22,8'i bu kurumdan değil, orada çalışan teknisyenlerin yanında geçici olarak... Diğer bir boyutuyla teknisyen başına düşen hasta sayısı 60 veya 80 kişi. Şimdi, bu kadar zor koşullarda çalışanların ve bu kurumda ve sağlık açısından hemen hemen en zor koşullarda olan bu insanların tekrar mahkeme kararı olmasına rağmen, bu mahkeme kararına rağmen yeniden otuz beş saate alınmasının çok hakkaniyet bir noktada olmadığını vurgulamak istiyorum.
Aslında söylenecek o kadar çok şey var ki ne yazık ki burada zamanımız biraz kısıtlı. Ben, bir iki noktada Sayın Bakanıma bir iki şey söylemek istiyorum. Şimdi, bunun dışında... Mesela, buraya çıkan bütün yetkililer, başta Sayın Başbakan ve Sayın Sağlık Bakanımız sağlıkla ilgili kimsenin bir sıkıntı yaşamadığını söylüyor. Ben, kendi seçim bölgemden size bir iki örnek vermek istiyorum: Bakınız, seçim bölgemizde zaman zaman hastalar geceleyin -özellikle silahlı yaralamalardan dolayı- ya Van veyahut da Elâzığ, Diyarbakır'a kadar gece geç saatlerde sevk oluyor ve bu hastaların büyük bir çoğunluğu gittikleri hastanelerde yatak olmadığı hâlde, bedeninde kurşun olmasına rağmen hastane kapılarında bekletiliyor. Sizinle birkaç kez bunları konuştuk ama bugüne kadar bir önlem alamadık ve nitekim bazı hastalar yeşil kartlı olduğu için, hem Elâzığ'da hem Diyarbakır'da hastalar hastane kapılarında, hatta bedeninde iki üç kurşun olmasına rağmen, ihale yapılmadığı için, hastalar iki üç gün ihaleyi bekleyerek ve bu noktada sağlık açısından ciddi sıkıntılar ve risk taşımalarına rağmen ihale yapılamadığı için bu hastalara ilk günden ilk saatte bir müdahale yapılmıyor. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir vahşet olmaz. Eğer bir insanın bedeninde kurşun varsa bunu zamana yaymak, üç gün beklemek, ihale yapmak yani bir sosyal devletin nasıl olduğunu söyleyebiliriz. Bunun adını gerçekten bir felakettir. Yani bu yeşil kartlardaki uygulamaların da bölgede nasıl uygulandığının bir göstergesidir. Bunu birkaç kez sizlerle paylaştık ama şu ana kadar herhangi bir netice almış değiliz. Yani özellikle bölgeden diğer alanlara giden hastaların ciddi sıkıntılar içerisinde olduğunu biliyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Sakık, konuşmanızı tamamlar mısınız.
Buyurun.
SIRRI SAKIK (Devamla) - Teşekkür ediyorum.
Nitekim Ankara'ya da gelen hastaların büyük bir bölümü bölgeden geldikleri için zaman zaman bir ay, hatta üç aya varan noktada kendilerine gün veriliyor. Yani bir röntgen çekilecek, bir film çekilecekse bununla ilgili uzun vadeli bir sürece ve bu insanların büyük bir çoğunluğu zaten mağdur. Düşünün, Muş'tan, Siirt'ten, Şırnak'tan buraya gelen hastalar bir ay kalacak ve tekrar gidecek, tekrar geri dönecek.
Bu vesileyle, bu konuda bölgede yapabileceğiniz çok şey var. Hastaların bir bütününü buraya getirmenin ne anlama geldiğini de anlamakta gerçekten zorluk çekiyoruz. Yani bu konudaki hassasiyetlerinizi de biliyoruz. Gerçekten yeşil kartın bölgede çok farklı bir noktada uygulandığını, yeşil kart sahiplerinin gerçekten hastane kapılarında nitekim ötekileştirme muamelesiyle karşı karşıya kaldığını biliyoruz ve Hükûmetin bu konuda duyarlı davranmasını talep ediyor, hepinize teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.
Sayın Uzunırmak, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)
ALİ UZUNIRMAK (Aydın) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Üniversite ve Sağlık Personelinin Tam Gün Çalışmasına ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı hakkında 9'uncu maddede önerge verdik, bu önergenin üzerinde söz aldım. Hepinize en derin saygılarımı sunuyorum.
Değerli milletvekilleri, biz de otuz beş saat çalışmanın yirmi beş saate indirilmesini istiyoruz. Çünkü iyonlaştırıcı radyasyonla teşhis ve tedavi veya araştırmanın yapıldığı yerler, insan sağlığı açısından bunları kaldırabilecek zamana dayalı değildir. Tabii ki buradan Hükûmet bunu artırıyor. Bu mantık içerisinde ben çok daha önemli bir konuya dikkat çekmek istiyorum. Sayın Sağlık Bakanımızın da burada olması, gündemde olması iyi oldu. Tam gün yasasını aslında ben birçok yönden desteklemiyorum ama bugün Tekel işçilerinin Sıhhiye'deki Türk-İş önündeki eylem yerlerine gittim. Tam gün yasası gerekli. Çünkü neden? Orada, o vatandaşlarımız, çok çeşitli iftiralara, haksızlıklara maruz kaldıktan sonra bir eyleme başlamışlar ve bu, açlık grevine doğru bir yönde cereyan etmekte. Açlık grevine başladıklarında inanıyorum ki artık tam gün çalışması gerekecek doktorlarımızın. Çünkü 12 bin civarındaki vatandaşımız eğer bu muameleye maruz kalmaya devam ettirilirse bunun sonu gelmeyecektir.
Değerli milletvekilleri, cumhuriyet hükûmetlerinin meşruiyet kaynağı ve güç kaynağı en birincil olarak, Türkiye Büyük Millet Meclisinin çoğunluğudur. Dolayısıyla Türkiye Büyük Millet Meclisinin de çoğunluk grubu olan AKP milletvekillerimize seslenmek istiyorum.
Değerli milletvekili arkadaşlarım, bu insanlar bizim vatandaşlarımızdır, sendikalar bu ülkenin kurumlarıdır, Hükûmet bu ülkenin hükûmetidir. Dolayısıyla problemlerin çözüm kaynağı Hükûmet ise, meşruiyet kaynağı AKP'nin grup çoğunluğudur, siz saygıdeğer milletvekillerinin iradesidir kıymetli arkadaşlar. İşte buradan hareketle, biz, eğer bu vatandaşlarımızın uğradıkları haksızlıkları görmezsek Tekel işçilerinin… Bakın, onlar nelere maruz kalıyorlar. Sayın Başbakan diyor ki: "Yetim hakkı yedirmem." Onlar yetim hakkı yemediler değerli milletvekilleri. Sayın Başbakan diyor ki: "Bunlar yatıp kazanmak istiyorlar." Yatıp kazanmak istemiyorlar. Onlar, özlük haklarıyla birlikte devletin başka kurumlarına geçmek istiyorlar.
Bunlar özelleştirmeden falan mağdur olan insanlarımız değil. Bu insanlarımız özelleştirmeden Yaprak Tütüne geçirilmiş ve oradan da kurumları kapatılıyor şimdi. Dolayısıyla bu sorunu anlamamak, hatta milletvekili arkadaşlarımızın bir başkalarının, sokaktaki vatandaşımızın kafasını karıştıracak şekilde bunları itham edici açıklamalarda bulunması… Geçenlerde bir arkadaşınız dedi ki: "Bunların 3 bin küsur maaş alanları var." Ben bugün gittiğimde Sayın Genel Başkanla, işçilerimizle görüştüm. Çeşitli maaş bordrolarını aldım ellerinden.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Giydirilmiş ücret, giydirilmiş.
ALİ UZUNIRMAK (Devamla) - Giydirilmiş, giydirilmemiş, o çok önemli değil.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Onu iyi anlamak lazım, çok iyi anlamak lazım.
ALİ UZUNIRMAK (Devamla) - Bunu kahvede oturan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı anlamaz. O vatandaşımız bu açlık içerisinde…
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Niye anlamıyor vatandaş! Çok şey anlıyor.
ALİ UZUNIRMAK (Devamla) - Çiftçisi aç, işçisi aç, memuru aç, emeklisi aç. O diyor ki: "Tekel işçisi 3 bin lira alıyormuş." Giydirilmişini bilmez.
İşte, maaş bordroları burada. Maaş bordrolarında, Hayal Dilan, aldığı maaş 1.062 lira; Mustafa Taşkıran, 1.036 lira; Süleyman Gönden, 1060 lira; yirmi üç yıllık işçi Süleyman Pusat, aldığı 1.380 lira; aldığı Mehmet Parlak'ın 1.669 lira. Saati sekiz-sekiz ücretlendirilmiş olan bir işçinin, yirmi üç yıllık işçinin aldığı maaş bu değerli arkadaşlar. Ben, zaten konuşmamın sonunda, doğru bilgilenmesi için Sayın Bakanımıza teslim edeceğim bu bordroları. Bir Hükûmetin, vatandaşını iftira edercesine suçlaması çok yanlış bir davranıştır değerli milletvekilleri.
Dolayısıyla biz onların hâlini gördük. Oradaki eylemin tek yönlü bir yolda ve sağlığa ve cana mal olacak bir yöne doğru gittiğini gördüm değerli milletvekilleri. Dolayısıyla, bu insanlarla ilgili olarak, ne kadar mümkün ve çabuk olursa, bir diyalog aranmalı. İktidar milletvekillerimiz de aramalılar bu diyaloğu. Hükûmeti bu diyaloğa zorlamalılar iktidar milletvekili arkadaşlarımız.
Orada tehlikeli bir gidiş var. Tehlikeli gidiş ne? Orada bazı militanlar yayılmış aralara, Hükûmete değil…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Uzunırmak, bakınız…
ALİ UZUNIRMAK (Devamla) - …çözüm makamı olan Hükûmete değil…
BAŞKAN - Sayın Uzunırmak, birkaç saniyenizi rica edeyim.
ALİ UZUNIRMAK (Devamla) - Bitiriyorum.
BAŞKAN - Ben sözünüzü kesmek istemedim ama sağlıkla, doktorlarla ilgili olarak bir meseleyi tartışıyoruz. Bakın, onlarla ilgili hiçbir konudan bahsetmediniz.
ALİ UZUNIRMAK (Devamla) - Sayın Başkan, buyurun siz konuşun benim yerime!
YILMAZ TANKUT (Adana) - İşçilerin sağlığı söz konusu Sayın Başkan.
KÜRŞAT ATILGAN (Adana) - İşçilerin sağlığı bozuluyor Sayın Başkan.
BAŞKAN - Ben bir şey demiyorum, buyurun efendim. Arkadaşlarınız da "Sağlıkla ilgili." diyorlar.
Buyurun.
ALİ UZUNIRMAK (Devamla) - Tabii ki, Sayın Başkan, oradan partizanlık yapmazsanız çok daha sağlıklı yönetilir bu Meclis.
BAŞKAN - Sayın Uzunırmak yakışmıyor!
ALİ UZUNIRMAK (Devamla) - Değerli milletvekilleri, bir an önce bu işin çözümü bulunmalıdır.
Bugün Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli de grup konuşmasında -Tekel işçilerimizle ilgili olarak- metnin son bölümünü tamamen onlara ayırmış ve Milliyetçi Hareket Partisinin tamamen onların arkasında olduğunu ilan etmiştir. Bu, Sayın Genel Başkanımızın sorumluluk anlayışı içerisinde Hükûmeti uyaran ve tedbir alınması gerektiğini söyleyen bir konuşma metnidir. Dolayısıyla, ben, oradaki işçilerimizin, hak mücadelesi veren işçilerimizin Milliyetçi Hareket Partisi olarak da yanlarında olduğumuza, Hükûmete olan tepkinin Parlamentoya ve siyasal düzene dönmemesi gerektiğine, onların çözüm yerinin Hükûmet olduğunu bilmelerine, inanmalarına ve bu işin Hükûmete yönelmesi gerektiğine inanıyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ALİ UZUNIRMAK (Devamla) - Önergenin desteklenmesini istiyorum.
Saygılarımı sunuyorum. Teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
ALİ UZUNIRMAK (Aydın) - İsterseniz birkaç tanesini size bırakabilirim Sayın Başkan. (AK PARTİ sıralarından "Yeni usul mü bu?" sesleri)
BAŞKAN - Lütfen… Sayın Uzunırmak, lütfen…
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.
KAMER GENÇ (Tunceli) - Sayın Başkan, maddede karar yeter sayısı istiyorum.
BAŞKAN - Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, madde kabul edilmiştir.
 


Tarih :
20 Ocak 2010

Yazdır  E-posta ile gönder

 


Yorum Eklemek için Üye Olmalısınız

Henüz yorum yapılmamış.
 
  Kamu Görevlileri (Memur) Hukuku Haberleri
  Haberler Anasayfa
  Haber Kategorileri
 
 
 

  Copyright © 2009 İdare Hukuku / Künye - İletişim

Bu internet sitesindeki hiçbir bilgi kesin bilgi veya öneri olarak kabul edilmemeli ve herhangi bir karar veya eyleme temel oluşturmamalıdır. Kendi spesifik durumunuz konusunda sadece uzman hukukçudan alacağınız bilgiler doğrultusunda hareket etmeniz gerekir. Bu sitedeki bilgilerin doğruluğu ve geçerlilik süresi konusunda www.idarehukuku.net kesinlikle sorumluluk sahibi değildir.