İdare Hukuku

Hoşgeldiniz



Favorilerime Ekle

 
 
 
 
  Haberler >  Kamu Görevlileri (Memur) Hukuku

Hatalı ödemenin geri alınması için Kamu Zararlarının Tahsiline İlişkin Usul Ve Esaslar Hakkında Yönetmelik uygulanmaz.

657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 12. maddesinin birinci fıkrasında, kamu görevlilerinin kamu hizmetinin sunumunda kullanılan her türlü kamu malını koruma yükümlülükleri; aynı maddenin ikinci fıkrasında ise koruma ve hizmete hazır bulundurmak zorunda bulundukları bu mallara verdikleri zararın rayiç bedel üzerinden tahsil edileceği; son fıkrasında da, anılan zararın tahsil usulü düzenlenmiştir.
Dolayısıyla, parasal hak ödemesini düzenleyen mevzuatın yorumunda hataya düşülerek memurlara fazla ödeme yapılması suretiyle oluşan kamu zararının, münhasıran kamu mallarına verilen zararın tahsil usulünü düzenleyen 12. madde kapsamında tahsili mümkün değildir.
Devlet memurlarına sehven ya da mevzuatın yorumunda hataya düşülerek yapılan aylık ve ücret farkı ödemelerinin, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu kapsamında tahsil edilip edilemeyeceği hususuna gelince;
5018 sayılı Kanunun "Kamu zararı" başlıklı 71. maddesinde,
"Kamu zararı, mevzuata aykırı karar, işlem, eylem veya ihmal sonucunda kamu kaynağında artışa engel veya eksilmeye neden olunmasıdır.
Kamu zararının belirlenmesinde;
a) İş, mal veya hizmet karşılığı olarak belirlenen tutardan fazla ödeme yapılması,
b) Mal alınmadan, iş veya hizmet yaptırılmadan ödeme yapılması,
c) Transfer niteliğindeki giderlerde, fazla veya yersiz ödemede bulunulması,
d) İş, mal veya hizmetin rayiç bedelinden daha yüksek fiyatla alınması veya yaptırılması,
e) İdare gelirlerinin tarh, tahakkuk veya tahsil işlemlerinin mevzuata uygun bir şekilde yapılmaması,
f) (5436 sayılı Kanunun 10 uncu maddesinin c/9 fıkrası ile çıkarılan bend)
g) Mevzuatında öngörülmediği halde ödeme yapılması,
Esas alınır.
(5436 sayılı Kanunun 10 uncu maddesinin a/21 fıkrası ile değişen fıkra) Kontrol, denetim, inceleme, kesin hükme bağlama veya yargılama sonucunda tespit edilen kamu zararı, zararın oluştuğu tarihten itibaren ilgili mevzuatına göre hesaplanacak faiziyle birlikte ilgililerden tahsil edilir.
Alınmamış para, mal ve değerleri alınmış; sağlanmamış hizmetleri sağlanmış; yapılmamış inşaat, onarım ve üretimi yapılmış veya bitmiş gibi gösteren gerçek dışı belge düzenlemek suretiyle kamu kaynağında bir artışa engel veya bir eksilmeye neden olanlar ile bu gibi kanıtlayıcı belgeleri bilerek düzenlemiş, imzalamış veya onaylamış bulunanlar hakkında Türk Ceza Kanunu veya diğer kanunların bu fiillere ilişkin hükümleri uygulanır. Ayrıca, bu fiilleri işleyenlere her türlü aylık, ödenek, zam, tazminat dahil yapılan bir aylık net ödemelerin iki katı tutarına kadar para cezası verilir.
Kamu zararlarının tahsiline ilişkin usul ve esaslar, Maliye Bakanlığının teklifi üzerine Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılacak yönetmelikle belirlenir." hükümleri bulunmaktadır.
Yukarıdaki maddenin birinci fıkrasında kamu zararı tanımı yapılmış, ikinci fıkrada ise birinci fıkrada tanımlanan hususların geçerli sayılacağı haller belirlenmiştir. Bu itibarla 5018 sayılı Kanuna göre kamu zararı sayılan halleri belirlemek için anılan maddenin ikinci fıkrasına bakmak gerekecektir.
İkinci fıkrada yer alan bentler birlikte değerlendirildiğinde ise, 5018 sayılı Kanunun kamu zararı kapsamının; kamu kaynakları kullanılarak piyasadan mal ve hizmet satın alınması sırasında fazla ödeme yapılması, idarenin gelirlerinin tahsili sırasında mevzuata aykırı davranılması ve mevzuatta öngörülmeyen bir ödeme yapılması suretiyle yol açılan zararla sınırlı olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim ikinci fıkra ile belirlenen kapsam içinde, kamu malına zarar verilmesi, kamu görevlilerinin hukuka aykırı eylemleri nedeniyle kişilere verdikleri zararın kamu tarafından ödenmek zorunda kalınması ya da mevzuatta ödenmesi öngörülmekle birlikte mevzuatın yorumunda hataya düşülmek veya ihmal ve kasıt yoluyla fazla ödeme yapılması halleri sayılmamıştır. İkinci fıkra bir bütün olarak değerlendirildiğinde "g" bendinde yer alan "mevzuatında öngörülmediği halde ödeme yapılması" kuralının kapsamının, yine mal ve hizmet alımları nedeniyle yapılan ödemeler sonucu oluşan kamu zararı şeklinde anlaşılması gerekmektedir. Kaldı ki, bakılan uyuşmazlık mevzuatta öngörülmeyen bir ödeme yapılması nedeniyle oluşan kamu zararı olmayıp, mevzuatın öngördüğü bir ödemenin yapılması sırasında hataya düşülmesine ilişkin olduğundan, uyuşmazlığın anılan Kanun kapsamında değerlendirilmesi mümkün değildir.
Bu durumda; 71. maddenin birinci fıkrasındaki, "... mevzuata aykırı karar, işlem, eylem veya ihmal..." ibaresini ikinci fıkra ile belirlenen kapsam dahilinde gerçekleştirilen karar, işlem, eylem veya ihmal olarak anlamak gerekmektedir.
Kamu görevlilerine daha önce sehven kanuna aykırı olarak yapılmış fazla ödemelerin geri alınmasında, 5018 sayılı Kanunun uygulanmasının mümkün olmadığı sonucuna ulaşıldığında, bu tür uyuşmazlıkların çözümünde anılan Kanun öncesi hukuki durumun değişmediği ortaya çıkmaktadır.
Bu itibarla; kamu görevlilerine sehven yapılan fazla ödemelerin geri alımında, tıpkı 5018 sayılı Kanun öncesinde olduğu gibi Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 22.12.1973 günlü, E:1968/8, K:1973/14 sayılı kararının uygulanması gerektiğinde duraksama bulunmamaktadır.
Diğer taraftan, uyuşmazlığa 5018 sayılı Kanunun uygulanacağı yolundaki yorum; sonucu tümüyle idari nitelikli olan ve idari yargı usul ve esaslarına göre çözümlenmesi gereken bir uyuşmazlığın, adli yargı yerinde çözümleneceğinin kabulü anlamına gelmektedir. Dolayısıyla bu anlama gelen bir yorumun Anayasanın 155. maddesi ile kurulan "idari rejim" sistemi ile bağdaşmayacağı da açıktır.
Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 22.12.1973 günlü, E:1968/8, K:1973/14 sayılı kararında ise; idarenin, hatalı işlemine dayanarak ödediği meblağın istirdadına, bir mahkeme kararına lüzum olmadan karar verebileceğine işaret edilmiştir.
 

  

 

Kamu Zararlarının Tahsiline İlişkin Usul Ve Esaslar Hakkında Yönetmelik

 

Bakanlar Kurulu Karar Tarihi - No : 27/09/2006 - 2006/11058

 

Resmi Gazete Tarihi : 19/10/2006

 

Resmi Gazete Sayısı : 26324

 

Ekli "Kamu Zararlarının Tahsiline İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik"in yürürlüğe konulması; Maliye Bakanlığı'nın 3/2/2006 tarihli ve 1419 sayılı yazısı üzerine, 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununun 71 inci maddesine göre, Bakanlar Kurulu'nca 27/9/2006 tarihinde kararlaştırılmıştır.

 

 BİRİNCİ BÖLÜM : AMAÇ, KAPSAM, DAYANAK VE TANIMLAR  

 

 

 AMAÇ  

 

Madde 1- (1) Bu Yönetmeliğin amacı, kontrol, denetim, inceleme, kesin hükme bağlama veya yargılama sonucunda tespit edilen kamu zararlarının tahsiline ilişkin usul ve esasları belirlemektir.

 

 KAPSAM  

 

Madde 2- (1) Bu Yönetmelik, düzenleyici ve denetleyici kurumlar hariç olmak üzere, genel yönetim kapsamındaki kamu idarelerinde tespit edilen kamu zararlarından doğan alacakları kapsar.

 

(2) 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 1 inci maddesinin birinci fıkrası kapsamında bulunan kamu idarelerinde görevli memurların, kullanımlarındaki taşınır ve taşınmazların korunması ve her an hizmete hazır halde bulundurulması için gerekli tedbirleri almamaları nedeniyle Devlete verdikleri zararlar ile kamu hukukuna tabi görevlerle ilgili olarak kişilere verdikleri zararlar hakkında, 657 sayılı Kanunun 13 üncü maddesi uyarınca 27/6/1983 tarihli ve 83/6510 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla yürürlüğe konulan Devlete ve Kişilere Memurlarca Verilen Zararların Nevi ve Miktarlarının Tespiti, Takibi, Amirlerinin Sorumlulukları, Yapılacak Diğer İşlemler Hakkında Yönetmelik hükümleri uygulanır.

 

 DAYANAK  

 

Madde 3- (1) Bu Yönetmelik, 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununun 71 inci maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.

 

 TANIMLAR  

 

Madde 4- (1) Bu Yönetmeliğin uygulanmasında;

 

a) İlgili: Kendisine yersiz veya fazla ödeme yapılan gerçek ve/veya tüzel kişi ya da kişileri,

 

b) Kamu kaynağı: Borçlanma suretiyle elde edilen imkanlar dahil kamuya ait gelirler, taşınır ve taşınmazlar, hesaplarda bulunan para, alacak ve haklar ile her türlü değerleri,

 

c) Kamu zararı: Mevzuata aykırı karar, işlem, eylem veya ihmal sonucunda kamu kaynağında artışa engel veya eksilmeye neden olunmasıyla doğan zararı,

 

ç) Kanun: 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununu,

 

d) Malvarlığı: Bir kişinin hukuki bütünlük teşkil etmek üzere sahip ve yükümlü olabileceği para ile ölçülebilen mal, hak ve borçlarının tamamını,

 

e) Muhasebe birimi: Gelir ve alacakların tahsili, giderlerin ve borçların hak sahiplerine ödenmesi, para ve parayla ifade edilebilen değerler ile emanetlerin alınması, saklanması, ilgililere verilmesi, gönderilmesi ve diğer tüm malî işlemlerin kayıtlarının yapılması ve raporlanmasına ilişkin muhasebe hizmetlerinin yapıldığı birimi,

 

f) Muhasebe yetkilisi: Muhasebe hizmetlerinin yürütülmesinden ve muhasebe biriminin yönetiminden sorumlu, usulüne göre atanmış sertifikalı yöneticiyi,

 

g) Rayiç bedel: Bir mal, iş veya hizmetin temin edildiği yer ve tarihteki normal alım ve satım bedelini,

 

ğ) Sorumlu: Kamu zararının oluşmasına sebep olan kamu görevlisini,

 

h) Strateji geliştirme birimleri: Strateji geliştirme başkanlıkları, strateji geliştirme daire başkanlıkları, strateji geliştirme ve mali hizmetlerin yerine getirildiği müdürlükleri, mahalli idarelerde ilgili mevzuatında yer alan hükümler çerçevesinde kurulacak birimleri ve strateji geliştirme birimi kurulmayan idarelerin mevcut yapılarında mali hizmetlerini yürüten birimleri,

 

ı) Üst yönetici: Bakanlıklarda müsteşarı, Milli Savunma Bakanlığında bakanı, diğer kamu idarelerinde en üst yöneticiyi, il özel idarelerinde valiyi, belediyelerde belediye başkanını,

 

ifade eder.

 

 İKİNCİ BÖLÜM : KAMU ZARARINDA SORUMLULUK, TESPİT, TEBLİĞ VE TAKİP  

 

 

 SORUMLULUK  

 

Madde 5- (1) Kanunun ilgili maddeleri gereğince, kamu görevlileri; kamu kaynaklarının etkili, ekonomik, verimli ve hukuka uygun olarak elde edilmesinden, yönetilmesinden, kullanılmasından, korunmasından, kötüye kullanılmaması ve her an hizmete hazır bulundurulması için gerekli önlemlerin alınmasından sorumludurlar.

 

(2) Kontrol, denetim, inceleme, kesin hükme bağlama veya yargılama sonucunda tespit edilen kamu zararının geri ödenmesi sürecine, kamu görevlileri ile birlikte ilgililer de dahil edilir.

 

 KAMU ZARARININ BELİRLENMESİ  

 

Madde 6- (1) Kamu zararının belirlenmesinde;

 

a) Yapılan iş, alınan mal veya hizmet karşılığı olarak ilgili mevzuatında belirtilen ya da mevzuatında öngörülen karar, onay, sözleşme ve benzeri belgelerde belirlenen tutardan fazla ödeme yapılması,

 

b) İlgili mevzuatında öngörülen haller dışında, iş yaptırılmadan, mal veya hizmet alınmadan önce ödeme yapılması,

 

c) Transfer niteliğindeki giderlerde, fazla veya yersiz ödemede bulunulması,

 

ç) İlgili mevzuatı gereğince görevlendirilen komisyon veya kişilerce rayiç bedelinden daha yüksek fiyatla iş yaptırılması, mal veya hizmet alınması,

 

d) Kamu idarelerine ait malların kiraya verilmesi, tahsisi, yönetimi, kullanımı ve elden çıkarılması işlemlerinin mevzuata uygun bir şekilde yapılmaması,

 

e) Görevlilere teslim edilen taşınırların zarara uğraması,

 

f) İdare gelirlerinin tarh, tahakkuk veya tahsil işlemlerinin mevzuata uygun bir şekilde yapılmaması,

 

g) Kamu idaresinin yükümlülüklerinin mevzuatına uygun bir şekilde yerine getirilmemesi nedeniyle kamu idaresine faiz, tazminat, gecikme zammı, para cezası gibi ek malî külfet getirilmesi,

 

ğ) Mevzuatında öngörülmediği halde ödeme yapılması,

 

esas alınır.

 

 KAMU ZARARININ TESPİTİ VE BİLDİRİLMESİ  

 

Madde 7- (1) Kamu zararları 6 ncı maddede belirtilen hususlar göz önünde bulundurulmak suretiyle;

 

a) Kontrol, denetim veya inceleme,

 

b) Sayıştayca kesin hükme bağlama,

 

c) Adlî, idarî veya askerî yargılama,

 

sonucunda tespit edilir.

 

(2) Tespit edilen kamu zararına ilişkin yazı, tutanak, rapor, ilâm ve benzeri belgeler ilgili kamu idarelerine gönderilir. Kontrol, denetim ve inceleme sonucunda tespit edilerek kamu idarelerine bildirilen kamu zararlarına ilişkin belgelerde yer alan hususlar, ilgili harcama yetkilisinin de görüşleri alınmak suretiyle merkezde üst yönetici, taşrada ise idarenin en üst yöneticisi tarafından değerlendirilir. Taşrada idarenin en üst yöneticisi ile harcama yetkilisi görevinin aynı kişide birleşmesi halinde değerlendirme üst yönetici tarafından yapılır. Yapılan değerlendirme sonuçları dosyasına konulur.

 

(3) Kontrol, denetim veya inceleme sonucunda tespit edilen kamu zararına ilişkin belgelerde, sorumlularla birlikte tahsil sürecine dahil edilecek ilgililer de belirtilir. Bu belirlemenin yapılmadığı durumlarda, zararın tahsil sürecine dahil edilecek ilgililer merkezde üst yönetici, taşrada ise idarenin en üst yöneticisi tarafından yaptırılacak inceleme ile belirlenir.

 

(4) Yargı kararları ve Sayıştay ilâmlarıyla tespit edilen kamu zararı alacakları ile değerlendirme sonucunda takip ve tahsiline karar verilen alacaklar, merkezde strateji geliştirme birimlerince, taşrada ise takibe yetkili idare birimince takip edilir.

 

(5) Sayıştay denetçileri tarafından inceleme sırasında mevzuata uygun bulunmayan veya noksan görülen işler hakkında kendilerine gönderilen kamu zararına ilişkin sorguların bir örneği, ilgili kamu görevlisince ilgisine göre üst yönetici veya en üst yöneticiye bildirilir. Bu sorgular, kamu idaresince ihbar kabul edilerek gerekli kontrol, denetim ve inceleme başlatılabilir.

 

 ALACAK TAKİP DOSYASI  

 

Madde 8- (1) Tespit edilerek kamu idarelerine bildirilen kamu zararından doğan alacakların her biri için merkezde strateji geliştirme birimlerince taşrada ise takibe yetkili birimce alacak takip dosyası açılır.

 

(2) Sayıştayca düzenlenen sorgular ihbar kabul edilerek yaptırılan kontrol, denetim veya incelemenin değerlendirilmesi sonucunda kamu zararının oluştuğuna karar verilmesi durumunda da yukarıdaki fıkra hükmüne göre alacak takip dosyası açılır.

 

(3) Alacağın tespit, takip ve tahsiline ilişkin bütün belgeler alacak takip dosyasında muhafaza edilir.

 

 KAMU ZARARINDAN DOĞAN ALACAKLARIN MUHASEBE KAYITLARINA ALINMASI  

 

Madde 9- (1) Sayıştay veya mahkeme ilâmları ile bildirilen kamu zararından doğan alacakların, ilâmların idarelerine ulaştığı; kontrol, denetim veya inceleme sonucunda tespit edilen kamu zararından doğan alacakların ise 7 nci maddeye göre yapılacak değerlendirme sonucunun yazılı hale getirildiği tarihten itibaren beş iş günü içerisinde, merkezde strateji geliştirme birimlerince, taşrada ise takibe yetkili birimce muhasebeleştirmeye esas belgelerin birer nüshası muhasebe birimine gönderilerek, sorumlular ve ilgililer adına muhasebe kayıtlarına alınması istenilir. Taksitlendirilen kamu zararı alacaklarına ilişkin kararın bir örneği de karar tarihinden itibaren beş iş günü içerisinde muhasebe birimine gönderilir. Sayıştay sorgularının ihbar kabul edilerek yapılan değerlendirme sonucunda kamu zararının oluştuğuna karar verilmesi halinde de aynı şekilde işlem yapılır.

 

(2) Muhasebe birimi, Sayıştay ilâmına istinaden bildirilenleri ilâmda belirtilen sorumlular adına; adlî, idarî veya askerî mahkeme kararlarına istinaden bildirilenleri kararda tazminle yükümlü olduğu belirtilenler adına; bunların dışındakileri ise sorumlular ve ilgililer adına hesaplara kaydeder.

 

(3) Muhasebe kayıtlarına alınan her bir alacak için bir tahsilat izleme dosyası açılır.

 

(4) Kamu zararından doğan alacakların muhasebe kayıtlarına alınması ve izlenmesine ilişkin diğer hususlarda, kamu idarelerinin tabi oldukları muhasebe yönetmeliklerinde belirlenen usul ve esaslar uygulanır.

 

 KAMU ZARARINDAN DOĞAN ALACAĞIN TEBLİĞİ VE TAKİBİ  

 

Madde 10- (1) Kamu zararından doğan alacaklar, merkezde strateji geliştirme birimlerince, taşrada ise takibe yetkili birimlerce sorumluların ve ilgililerin bilinen adreslerine imzaları alınmak suretiyle veya 11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre tebliğ edilir.

 

(2) Kontrol, denetim veya inceleme sonucunda tespit edilen kamu zararı alacaklarının sorumlulara ve ilgililere tebliğ işlemlerine, 7 nci madde gereğince yapılacak değerlendirme işlemlerinin tamamlandığı tarihten itibaren beş iş günü içerisinde başlanır. Tebliğde; borcun miktarı, sebebi, doğuş tarihi, faiz başlangıç tarihi, ödeme yeri, yedi günlük itiraz süresi, itiraz mercii belirtilerek, söz konusu tutarın tebliğ tarihinden itibaren bir ay içerisinde ödenmesi istenir. İtiraz merkezde strateji geliştirme birimince, taşrada ise takibe yetkili birimin en üst yöneticisince on iş günü içerisinde sonuçlandırılır. İtiraz ve itirazı değerlendirme süresi bir aylık ödeme süresini etkilemez.

 

(3) Sayıştay denetimi sonucunda düzenlenen sorgular ihbar kabul edilerek yapılan değerlendirme sonucuna göre tahsil edilmesi gerektiği bildirilen kamu zararı alacaklarının sorumlulara ve ilgililere tebliğinde de aynı şekilde işlem yapılır.

 

(4) Kesinleşen Sayıştay ilâmlarının tebliğinde 21/2/1967 tarihli ve 832 sayılı Sayıştay Kanunu hükümleri uygulanır.

 

(5) Adlî, idarî ve askerî mahkemelerce hükme bağlanan ve taraflara tebliğ edilen kamu zararından doğan alacaklara ilişkin kararın kesinleşmesi beklenmeksizin, takip işlemlerine başlanır. Yargılama sonucunda verilen tazmine ilişkin kararlardan kamu idaresini temsile yetkili hukuk birimince takip edilmeyenler, takip edilmek üzere temsile yetkili hukuk birimlerine intikal ettirilir.

 

(6) Kamu zararı alacaklarının yapılan tebligata rağmen sorumlular ve/veya ilgililerce süresinde rızaen ödenmemesi halinde ilgili alacak takip dosyası, sürenin bitiminden itibaren beş iş günü içerisinde, alacağın hükmen tahsili için, strateji geliştirme birimi veya taşradaki ilgili takip birimince kamu idaresini temsile yetkili hukuk birimine gönderilir.

 

(7) Kamu zararına neden olan mevzuata aykırı karar, işlem, eylem veya ihmalin yapıldığı malî yıla ilişkin hesap ve işlemlerin Sayıştay tarafından onanmış olması, tespit edilen kamu zararından doğan alacağın takip ve tahsiline engel teşkil etmez.

 

 ÜÇÜNCÜ BÖLÜM : KAMU ZARARINDAN DOĞAN ALACAKLARIN TAHSİLİ  

 

 

 KAMU ZARARINDAN DOĞAN ALACAĞIN GÜVENCE ALTINA ALINMASI  

 

Madde 11- (1) 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununda ihtiyatî haciz için öngörülen şartların varlığı ve kamu idaresi üst yöneticisinin de gerekli görmesi halinde, mahkeme kararı veya Sayıştay ilâmı tebliğ edilinceye kadar, alacaklı kamu idaresince kamu alacağını güvence altına almak amacıyla yetkili mahkemeden karar alınarak, sorumluların ve ilgililerin mal, hak ve alacakları üzerine ihtiyatî haciz konulur.

 

(2) İhtiyatî haciz kararının verildiği tarihten itibaren on gün içinde icra dairesinden kararın uygulanması talep edilir. Aksi halde ihtiyatî haciz kararı kendiliğinden kalkar. İhtiyatî haciz kararının uygulanmasında icra dairesinin gecikmesi halinde, alacaklı kamu idaresini temsile yetkili hukuk birimince kararı uygulayacak olan icra dairesinin bağlı olduğu icra mahkemesine başvurularak kararın infazının sağlanması talep edilir.

 

 KAMU ZARARINDAN DOĞAN ALACAKLARIN TAHSİL ŞEKİLLERİ  

 

Madde 12- (1) Kamu zararından doğan alacaklar, sorumlulardan ve/veya ilgililerden, zararın oluştuğu tarihten itibaren ilgili mevzuatına göre hesaplanacak faiziyle birlikte tahsil edilir.

 

(2) Tespit edilen kamu zararları;

 

a) Rızaen ve sulh yolu ile ödenmek,

 

b) 22/4/1926 tarihli ve 818 sayılı Borçlar Kanunu hükümlerine göre takas yapılmak,

 

c) 2004 sayılı Kanun hükümleri uygulanmak,

 

suretiyle tahsil edilir.

 

 RIZAEN VE SULH YOLU İLE TAHSİLAT  

 

Madde 13- (1) Kamu zararından doğan alacaklar, sorumluları ve/veya ilgilileri tarafından rızaen veya ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde sulh yoluyla ödenebilir.

 

(2) Oluştuğu tarih itibarıyla onaltı yaşından büyükler için tespit edilen asgarî ücretin bir aylık brüt tutarının yarısını geçmeyen alacaklar, merkezde üst yöneticinin, taşrada ise idarenin en üst yöneticisinin izni ve sorumlunun ve/veya ilgilinin kabul etmesi koşuluyla, tebliğ tarihini izleyen aybaşından itibaren aylığından kesilerek rızaen tahsil edilir.

 

(3) Bu tutarları aşan alacağın ödenmesinin ilgili mevzuat çerçevesinde sulh yolu ile sağlanması halinde, sulh işleminin kesinleştiği tarihi izleyen aybaşından itibaren sorumlunun ve/veya ilgilinin aylığından kesilerek tahsil edilebilir.

 

(4) Aylıklardan yapılacak kesinti tutarı, sorumlulara ve/veya ilgililere yapılan her türlü aylık, ödenek, zam, tazminat dahil bir aylık net ödemelerinin dörtte birinden az, üçte birinden çok olamaz.

 

 TAKAS SURETİYLE TAHSİLAT  

 

Madde 14- (1) Kamu zararı alacakları, sorumluların ve ilgililerin kamu idaresiyle olan özel hukuk ilişkilerinden doğan alacaklarından 818 sayılı Kanun hükümlerine göre takas suretiyle tahsil edilebilir.

 

(2) Takas suretiyle tahsil için;

 

a) Alacaklı kamu idaresi ile sorumlu ve/veya ilgilinin karşılıklı olarak alacaklı ve borçlu durumunda olmaları,

 

b) Takas edilecek borç ve alacağın nakit olması,

 

c) Takas edilecek borç ve alacağın her ikisinin de vadesinin gelmiş olması,

 

ç) Takas yapılmadan önce sorumluya ve/veya ilgiliye alacağının borcuna takas suretiyle mahsup edileceğinin bir yazı ile bildirilmesi veya alacağını talep ettiği zaman borcu ile takas edileceğinin beyan edilmesi,

 

gerekir.

 

(3) Borç ve alacaktan birisi şarta bağlı bulunuyorsa veya henüz vadesi gelmemiş ise takas yapılamaz.

 

 İCRA YOLUYLA TAHSİLAT  

 

Madde 15- (1) Sayıştay ve mahkeme ilâmları ile hüküm altına alındığı halde sorumluları ve/veya ilgilileri tarafından rızaen ödenmeyen kamu zararından doğan alacaklar, 2004 sayılı Kanun hükümlerine göre tahsil edilir.

 

(2) Kamu idarelerinin strateji geliştirme birimleri ile taşradaki takibe yetkili birimleri tarafından öncelikle tapu, banka, vergi dairesi, trafik şubesi ve sosyal güvenlik kurumları olmak üzere ilgili yerlerden sorumluların ve ilgililerin malvarlığı araştırması yapılarak veya yaptırılarak alacak takip dosyası tamamlanır ve icra takibatı yapılmak veya gereken hallerde yetkili mercilerden takipten vazgeçme onayı alınmak üzere kamu idaresini temsile yetkili hukuk birimine gönderilir.

 

(3) Takipten vazgeçme onayı, genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerinde 8/1/1943 tarihli ve 4353 sayılı Kanun hükümlerine göre, kapsamdaki diğer kamu idarelerinde ise özel mevzuatlarındaki hükümlere göre alınır.

 

 DÖRDÜNCÜ BÖLÜM : TAKSİTLENDİRME  

 

 

 KAMU ZARARINDAN DOĞAN ALACAKLARDA TAKSİTLENDİRME  

 

Madde 16- (1) Kamu zararından doğan alacaklar, sorumluların ve/veya ilgililerin talebi üzerine kamu idaresince taksitlendirilebilir.

 

(2) Taksitlendirme süresi azami beş yıldır.

 

(3) Genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerinde taksitlendirme işlemleri, 8/1/1943 tarihli ve 4353 sayılı Kanunun ihtilafların sulh yoluyla halline ilişkin hükümleri çerçevesinde gerçekleştirilir.

 

(4) Kapsamdaki diğer kamu idarelerinin özel mevzuatlarında başka türlü bir düzenleme bulunmadığı takdirde taksitlendirmeye üst yöneticiler yetkilidir. Üst yöneticiler bu yetkilerini sınırlarını açıkça belirtmek suretiyle merkezde yardımcılarına veya strateji geliştirme birimlerine, taşrada ise idarenin en üst yöneticilerine devredebilir.

 

(5) Sorumluların ve/veya ilgililerin yazılı taksitlendirme talebi üzerine, sorumlu ve/veya ilgili ile idare arasında, taksitlendirmenin süresini, taksit sayısı ve tutarları ile ödeme zamanlarını belirleyen bir ödeme planı yapılır. Sorumlulardan ve/veya ilgililerden taksitlerini ödeme planına uygun ve vadesinde düzenli olarak ödeyeceklerine dair "resen borç senedi ve kefaletname" alınır. Kanunun 79 uncu maddesi uyarınca merkezi yönetim bütçe kanununda belirlenen parasal sınırın üzerindeki kamu zararı alacaklarına ilişkin olarak düzenlenecek "resen borç senedi ve kefaletname" için noter tasdiki aranır.

 

(6) Sorumlular ve/veya ilgililer, taksitlendirme taleplerine ilişkin yetkili makamın onayı alınıncaya kadar dilekçede belirtilen ilk taksit miktarını hemen, takip eden taksitleri de düzenli olarak, faiziyle birlikte muhasebe birimine ödeyebilirler. Yetkili makamdan alınan taksitlendirme onayında kararlaştırılan taksit miktarı ödenen taksit miktarından fazla olduğu takdirde, onayda belirtilen ilk taksit tarihinden itibaren geçen taksit sürelerine ait toplam fark peşin olarak tahsil edilir.

 

(7) Taksitlerden birinin ödeme planına ve "resen borç senedi ve kefaletname"ye uygun olarak vadesinde ve faiziyle birlikte tamamen ödenmemesi halinde alacağın tamamı muaccel olur ve hükmen tahsili için gerekli işlemler başlatılır.

 

(8) Taksitlerin tahsili sırasında taksit dönemine ait taksit tutarının ödenip faizinin tamamının ödenmediği hallerde, muhasebe birimince tahsilat belgesi üzerine idarenin faiz isteme hakkının saklı olduğuna ilişkin şerh konulur.

 

 BEŞİNCİ BÖLÜM : KAMU ZARARININ OLUŞTUĞU TARİH VE FAİZ BAŞLANGICI  

 

 

 KAMU ZARARININ OLUŞTUĞU TARİH  

 

Madde 17- (1) Kamu zararı;

 

a) Vezne ve ambar açıkları ile diğer muhasebe yetkilisi mutemetlerinin açıklarında, açığın meydana geldiği tarihte, bu tarihin bilinmediği durumlarda olayın tespit edildiği tarihte,

 

b) İş, mal veya hizmet karşılığı olarak ilgili mevzuatında belirlenen veya mevzuatında öngörülen karar, onay ya da sözleşmesinde belirlenen tutardan fazla yapılan ödemeler ile transfer niteliğindeki giderlerde yapılan yersiz ve fazla ödemelerde, ödemenin yapıldığı tarihte,

 

c) Kayıtlı olsun veya olmasın, kamu idaresinin yönetim ve kullanımında olan ya da kullanıcılarına teslim edilen taşınırların kaybedilmesi, çalınması veya zarar görmesi hallerinde olayın meydana geldiği tarihte; bu tarihin bilinmediği durumlarda olayın tespit edildiği tarihte,

 

ç) İş yaptırılmadan, mal veya hizmet alınmadan ya da mevzuatında öngörülmediği halde yapılan yersiz ödemelerde, ödemenin yapıldığı tarihte,

 

d) İdare gelirlerinin tarh, tahakkuk ve tahsil işlemlerinin mevzuata uygun bir şekilde yapılmaması hallerinde, söz konusu işlemin zaman aşımına uğradığı tarihte,

 

e) Hakedişlerden kesinti suretiyle yapılan gelir tahsilatının eksik yapılması hallerinde, tahsilat tutarının gelir kaydedilmesi gerektiği tarihte,

 

oluşmuş kabul edilir.

 

 KAMU ZARARINDAN DOĞAN ALACAKLARDA FAİZ  

 

Madde 18- (1) Kamu zararından doğan alacaklarda ilgili mevzuatına göre hesaplanacak faizin başlangıç tarihi, kural olarak zararın oluştuğu tarihtir.

 

(2) Sayıştay, adlî, idarî ve askerî mahkeme ilâmları ile tespit olunan kamu zararından doğan alacaklarda faiz başlangıç tarihi, ilâmda faizin başlangıcı hakkında hüküm varsa belirtilen tarih, aksi takdirde karar tarihidir.

 

(3) Sorumlular ve/veya ilgililerce yapılan ödeme tutarının, alacak aslı ile faiz tutarının tamamını karşılamaması halinde ödenen tutar vadesi gelmiş alacak aslına ve faizine orantılı olarak mahsup edilir.

 

(4) Borç aslına faiz dahil edilerek, tekrar faiz yürütülemez.

 

 ALTINCI BÖLÜM : ZAMANAŞIMI VE KAMU ZARARINDAN DOĞAN ALACAKLARIN SİLİNMESİ  

 

 

 KAMU ZARARININ TESPİTİ VE TAHSİLİNDE ZAMANAŞIMI  

 

Madde 19- (1) Kamu zararından doğan alacaklarda zamanaşımı süresi, zamanaşımını kesen ve durduran genel hükümler saklı kalmak kaydıyla, on yıldır.

 

(2) Zamanaşımı süresi, 17 nci maddede kamu zararının oluştuğu kabul edilen tarihi takip eden malî yılın başında işlemeye başlar ve onuncu yılın sonunda biter.

 

(3) Borç aslı zamanaşımına uğramış olan kamu zararından doğan alacakların faizleri de zaman aşımına uğrar.

 

(4) Zamanaşımına uğramış olsa dahi sorumlular ve/veya ilgililer tarafından rızaen yapılan ödemeler kabul edilir.

 

 ZAMANAŞIMINI KESEN VE DURDURAN HALLER  

 

Madde 20- (1) Kamu zararından doğan alacaklarda zamanaşımı 818 sayılı Kanunda belirtilen hallerde kesilir. Zamanaşımının kesildiği durumlarda, kesilme tarihinden itibaren yeni zaman aşımı süresi işlemeye başlar. Sorumlunun ve/veya ilgilinin borcunu bir senetle kabullenmesi veya borcun mahkeme kararı ile belirlenmesi halinde de yeni zamanaşımı süresi on yıldır.

 

(2) 818 sayılı Kanunda belirtilen hallerde zamanaşımı durur. Bu durum ortadan kalktığında zamanaşımı, kaldığı yerden işlemeye devam eder.

 

 KAMU ZARARINDAN DOĞAN ALACAKLARIN SİLİNMESİ  

 

Madde 21- (1) Zorunlu veya mücbir sebeplerle takip ve tahsil imkanı kalmayan kamu zararından doğan alacaklardan merkezî yönetim bütçe kanununda gösterilen tutara kadar olanların kayıtlardan çıkarılmasına, genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerinde Maliye Bakanı, diğer kamu idarelerinde özel kanunlarındaki hükümler saklı kalmak kaydıyla üst yöneticiler yetkilidir.

 

(2) Birinci fıkrada belirtilen alacaklar; genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerinde, davaya veya icraya intikal etmiş olanlar için 8/1/1943 tarihli ve 4353 sayılı Kanun hükümlerine göre, kapsamdaki diğer kamu idarelerinde ise özel mevzuatlarındaki hükümlere göre yetkili mercilerden alınan takipten vazgeçme onayı ile silinerek kayıtlardan çıkarılır.

 

(3) Bu şekilde kayıtlardan çıkarılacak alacaklar için, alacak takip dosyası; merkezde strateji geliştirme birimlerince, taşrada ise alacağı takiple görevli birimlerce, idareyi temsile yetkili hukuk birimlerine gönderilerek yetkili mercilerden takipten vazgeçme onayının alınması istenilir. Takipten vazgeçme onayı alındıktan sonra dosya, onay da eklenerek ilgisine göre strateji geliştirme birimi veya takiple görevli ilgili taşra birimine geri gönderilir.

 

(4) Strateji geliştirme birimi veya ilgili taşra birimince, alacağın takibinden vazgeçildiğine dair onay muhasebe birimine gönderilerek alacağın muhasebe kayıtlarından çıkarılması sağlanır.

 

(5) Alacağın tahsili için açılan davada kamu idaresi aleyhine karar verildiği ve Yargıtay tarafından da onanmak suretiyle hüküm kesinleştiği veya kamu idaresi için bir yarar görülmediğinden temyizden yetkili mercinin onayı alınarak vazgeçildiği hallerde, Yargıtay ilâmı veya temyizden vazgeçme onayı ile buna ilişkin aleyhteki mahkeme kararı, hukuk birimince strateji geliştirme birimi veya ilgili taşra birimine gönderilir. Bu birimlerce de, söz konusu belgelerin onaylı birer örnekleri ilgili muhasebe birimine intikal ettirilerek alacağın kayıtlardan çıkarılması sağlanır.

 

(6) Birinci fıkrada belirtilen tutarı aşan ve merkezî yönetim bütçe kanununa ekli cetvelde silinmesi öngörülen kamu zararından doğan alacaklar ise strateji geliştirme birimi tarafından ilgili muhasebe birimine bildirilerek kayıtlardan çıkarılması sağlanır.

 

 YEDİNCİ BÖLÜM : SON HÜKÜMLER  

 

 

 DİĞER HÜKÜMLER  

 

Madde 22 - (1) Kamu zararından doğan alacakların takip ve tahsilinde aşağıda belirtilen hükümlere uyulur.

 

a) Kamu zararından doğan alacakların sorumlularca ve/veya ilgililerce rızaen veya sulhen ödenmemesi halinde alacak takip dosyası, genel hükümlere göre takibat yapılmak ve dava açılmak üzere, genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerince o yerdeki muhakemat müdürlüğü veya hazine avukatlığına gönderilir. Hazine avukatı bulunmayan yerlerde dava ve icra işleri kamu idaresi yöneticileri tarafından takip edilir. Genel bütçe dışındaki diğer kamu idarelerinde söz konusu dosya hukuk birimine gönderilir.

 

b) Alacağın takibinden sorumlu birim yöneticileri, mahkemeye veya icraya intikal ettirilen alacakların takibinin hangi aşamada olduğunu ilgili hukuk birimleri nezdinde izlemek, icra dairelerince tahsil edildiği bildirilen paraların muhasebe biriminin veznesine veya banka hesabına yatırılmasını ve sorumluların ve/veya ilgililerin borçlarına mahsubunu sağlamak zorundadırlar.

 

c) Kamu idaresinin yönetim ve kullanımında bulunan taşınırların kaybolması, çalınması, eksilmesi veya zarar görmesine sebep olunması hallerinde Kanunun 44 üncü maddesinde öngörülen yönetmelik hükümlerine göre tespit edilen kamu zararlarından 2 nci maddenin ikinci fıkrası kapsamına girmeyenler de bu Yönetmelik hükümlerine göre tahsil edilir.

 

 KAMU ZARARI ALACAKLARININ ELEKTRONİK ORTAMDA TAKİP VE TAHSİLİ  

 

Madde 23- (1) Hakedişlerin ödenmesi sırasında; alacaklıların kamu zararından doğan vadesi gelmiş borçlarının bulunup bulunmadığını ve bulunduğu takdirde kendilerine ödenecek haczedilebilecek alacaklarından mahsuben tahsilini sağlamak üzere; elektronik ortamda sorgulama ve tahsilat sistemi oluşturmaya, uygulama usul ve esaslarını belirlemeye Maliye Bakanlığı yetkilidir.

Geçici Madde 1- (1) Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihte mülga 1050 sayılı Muhasebei Umumiye Kanununun 20 nci maddesi ve diğer ilgili mevzuat hükümlerine göre takibi saymanlıklarca yapılmakta olan kişilerden alacaklar hesabında kayıtlı tutarlara ilişkin takip dosyaları bu Yönetmeliğin yayımlandığı tarihten itibaren iki ay içinde, merkezde strateji geliştirme birimi, taşrada ise takibe yetkili ilgili taşra birimi yöneticilerine imza karşılığında teslim edilir.

 

(2) Teslim edilecek her takip dosyası için, teslim tarihine kadar yapılan takibat işlem ve yazışmaların tarih ve sayıları ile tahsilat tutarlarını ve alındıların tarih ve numarasını gösterir bir özet hazırlanarak dosyaya konulur.

 

(3) Aynı idareye teslim edilecek takip dosyası birden fazla ise, takip dosyalarının bir listesi yapılarak liste ekinde ilgili birime teslim edilir.

 

(4) Takip edilmemesi nedeniyle zamanaşımına uğramış olan takip dosyaları ilgili birimlere devredilmez.

 

 YÜRÜRLÜK  

 

Madde 24- (1) Sayıştayın görüşü alınarak hazırlanan bu Yönetmelik 1/1/2006 tarihinden geçerli olmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

 

 YÜRÜTME  

 

Madde 25- (1) Bu Yönetmelik hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

 

 Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 22.12.1973 günlü, E:1968/8, K:1973/14 sayılı Kararı (Memurlara hatalı ödemenin geri alınması)

 

1 — İdarenin, hatalı terfi veya intibak işlemine dayanarak ödediği meblâğın istirdadına, bir mahkeme kararma lüzum olmadan karar verebileceğine ve bu karara karşı açılacak davaların çözümünün Danıştay'ın görevi içinde olduğuna 21/12/1973 gününde yapılan müzakerede oyçokluğuyla,

 

2 — İdarenin, yokluk, açık hata, memurun gerçek dışı beyanı veya hilesi hallerinde, süre aranmaksızın kanunsuz terfi veya intibaka dayanarak ödediği meblağı her zaman geri alabileceğine 22/12/1973 günü yapılan müzakerede oybirliğiyle,

3 — Yukarıda belirtilen istisnalar dışında kalan hatalı ödemelerin istirdadının, hatalı ödemenin ilk yapıldığı tarihten başlamak üzere 90 gün içinde kabi l olduğuna ve 90 günlük süre geçtikten sonra istirdat edilemiyeceğine 22/12/1973 günü yapılan müzakerede esasta ve gerekçede oyçokluğuyla karar verildi .

 

  

 

 

Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 22.12.1973 günlü, E:1968/8, K:1973/14 sayılı Kararı
 14 Haziran 1974 CUMA                Resmî Gazete Sayı : 14915
Esas No : 1968/8
Karar No : 1973/14
 
ÖZETİ : Evvelce sehven kanuna aykırı olarak yapılmış bir terfi veya intibak işleminin kanunsuzluğunun tespitinden sonra idarece geri alınması sonucu fazla ödenmiş bulunan aylık ve ücret farklarının kararda belirtilen istisnalar dışında ancak ilk kanunsuz ödemenin yapıldığı tarihten başlamak üzere 90 gün içinde geri alınabileceği hakkında.
Evvelce sehven kanuna aykırı olarak yapılmış bir terfi işleminin kanunsuzluğunun tespitinden sonra geri alınması neticesi fazla ödenmiş bulunan aylık ve ücret farklarının geri alınıp alınamayacağı hususunda Danıştay 5 inci Dairesinden birbirine uymayan aykırı ve çelişik kararlar çıkmış bulunduğundan bahisle Sezai Özdemir isimli davacı Danıştay Başkanlığına sunduğu dilekçe ile içtihadın birleştirilmesini istemiştir . Bu istek Birinci  Başkanlıkça da yerinde görülerek İçtihatları Birleştirme Kuruluna havale edilmiş ve açılan dosya kanun sözcüsünün mütalâası  alınarak tekemmül ettirilmiş olduğundan Raportör Üyenin hazırladığı rapor okunarak işin incelenmesine geçildi.
1964 - 363 sayılı dosyada, davacı Yaşar Marmara, Ankara Sanat Enstitüsünde 500 lira ücretle çalıştırılmakta iken 1/4/1959 tarihinde 600 lira, 1/8/1962 tarihinde 700 lira ücrete yükseltildiği, emeklilik intibakının ise 2/11/1959 tarihinden itibaren 400 liraya, 2/11/1962 tarihinden itibaren de 450 liraya yükseltilmiş olmasına nazaran bunun 3 üst derecesi olan 600 lirayı 2/11/1969, 700 lirayı da 2/11/1962 tarihinden itibaren alabileceği gerekçesi ile tayin işlemleri geriye yürür şekilde düzeltilmiş ve ücret farklarının geri alınmasına karar verilmiştir. Davacının Milli Eğitim Bakanlığı  aleyhine açtığı dava sonucunda 5. Dairece verilen kararda «7244 sayılı Kanunun 5 inci maddesinde hizmetli kadrolarda istihdam edilenlere verilecek ücretin emekliye esas ücret derecelerinin  üç yukarı derece ücretini geçemeyeceği hükme bağlanmış olmasına binaen davacının terfi tarihlerinin geriye götürülmesi yolundaki idari kararda kanunsuzluk olmadığı» gerekçesiyle davanın bu kısmının reddine karar verilmiştir.
Davanın istirdada müteveccih kısmına gelince: «Her ne kadar idare hatalı işlemlerini düzeltme hakkını haiz bulunmakta ise de, idarî tasarrufun geriye alındığı tarihe kadar tevlit ettiği neticeleri tanımak  idare hukuku esaslarından bulunduğu cihetle davacıya idarî tasarrufa müsteniden ödenmiş bulunan ücret farklarının geriye alınmasında isabet olmadığı» gerekçesiyle de davanın bu kısmı iptal ile sonuçlandırılmıştır.
1964 - 13Ö9 sayılı dosyada, Osman Kabasakal tarafından Millî Eğitim Bakanlığı aleyhine açılan dava, tarihler ve ücretler başka olmakla beraber konu aynı olması dolayısıyla yukarıda yazılı kararda olduğu gibi kısmen ret, kısmen iptalle sonuçlandırılmıştır. İçtihatların birleştirilmesi dileğinde bulunan Sezai Özdemir'le, Ahmet Kılıç isimli şahıslar tarafından Millî Eğitim Bakanlığı aleyhine açılan 64 - 364, 64 - 809 sayılı dosyalarda, dava, tarihler ve ücret miktarları ayrı olmakla beraber konu esas itibariyle aynı olmasına rağmen, davanın geri almaya müteveccih kısmı reddedilmiş ve ancak istirdada* müteveccih kısmı ise «Kanuna aykırı olarak yapılan terfi işlemine istinaden davacıya fuzulen ödenmiş olan ücret farklarının istirdat  olunmasına  dair işlemle de mevzuat hükümlerine aykırılık bulunmadığı» gerekçesiyle reddedilmiştir.
Açıklanan kararlar arasında aykırılık bulunduğundan içtihadın birleştirilmesinin gerekli olduğuna karar verilerek Raportör Üyenin açıklamaları ve Başkanunsözcüsü vekilinin «Aykırı içtihatların doğmasına sebep olan konu Türk Hukuku ile ilgili çevrelerin ve hukukçuların, özellikle mahkemelerin son zamanlarda çözümlemeye çalıştığı önemli sorunlardan biri haline gelmiştir.
Danıştay'da içtihadın birleştirilmesi dosyası huzurunuza geldiği gibi Yargıtay'ca da bu konuda geniş kapsamlı bir içtihadı birleştirme kararı verildiği Yüce Kurulun malumudur.
Sorunun kurulda incelenmesinde iki yol tutulması mümkündür: Birinci çözüm tarzı konuyu dağıtmadan ele almak ve idarî işlemlerin geri alınması sorununa değinmeden sadece geri alınmış bi r idarî işleme dayanılarak ödenmiş bulunan paranın geri alınıp alınamayacağını karara bağlamaktır.
Yanılmıyorsam dosyanın raportörlüğünü yapan sayın arkadaşımın görüşü de böyledir.
İkinci yol konuyu daha geniş kapsamlı ele almak ve önce idarî işlemlerin geri alınma şartlarını incelemek, ondan sonra geri alınması mümkün olan işlemlere dayalı paraların geri alınıp alınmayacağı sorununu incelemek olacaktır.
Biz Yüce Kurulca ikinci yolun izlenmesini öneriyoruz: Gerekçemizi şöyle özetlemek mümkündür: Doktrinde de belirtildiği gibi Türk Hukuk düzenine özgü olan içtihatları birleştirme usulü Yüksek Mahkemelere hukuku geliştirme ve ilerletmek fırsatını veren önemli bir araçtır. Danıştay'ımızın bu hukuk yaratma olanağından yeterince yararlanmadığı kanısı doktrince bir eleştiri olarak iler i sürülmektedir. İdarî kararların geri alınması sorunu ise Danıştay'ca bir sonuca bağlanmış değildir. Dairelerin değişik kararlan vardır.
Öte yandan huzurunuza gelmiş bu uyuşmazlığın çözümü, idarî iş­lemlerin geri alınması şartlarının bir esasa bağlanmasını zorunlu kılmaktadır. Şöyle k i bir idarî işlem geri alınamazsa ona müstenit ödenmiş paranın geri istenmesi de söz konusu olmamak gerekir. İşlem geri alınabilecek işlemse o zaman bu işleme dayanılarak ödenmiş paranın geri alınmasının mümkün olup olamayacağı ayrıca araştırılıp karara bağlanması gereken bir konudur .
Bugüne kadar bu konulara ait Danıştay'dan verilmiş kararları gözden geçirmede yarar vardır.
Konumuzla ilgili en eski karar 4/7/1939 gün ve 39/203 sayılı karardır. Bu kararın, memur maaşlarından bir mahkeme kararı olmadıkça kesinti ve mahsup yapılamayacağı, idarece bu yolda yapılacak işlemin idarî bir muamele olması nedeni ile bu konuda çıkacak uyuşmazlıkların Danıştay'da görülmesi gerekeceği şeklinde özetlenmesi mümkündür.
Bu konuya ilişkin ikinci karar 26/9/1952 gün ve 52/244 sayılı içtihadı birleştirme kararıdır Bu içtihat kararında birleştirilen 5 inci Dairenin 22/9/1950 gün ve 50/2099 sayılı kararının davacısı ve o zamanki Gemlik Ceza Yargıcı dava dilekçesinde yanlışlığı iddia olunan terfilerinin bir kararnameye müstenit olduğu, bu kararnameler ortada dururken kendisinden maaş farkı istenmesinin mümkün olamayacağını iddia etmesine rağmen daire kararında bu hususa değinmeden «ıslah muamelesinde kanunsuzluk» bulunmadığına karar verilmiş.
Kararın ikinci kısmında da «Usul hilafı sarfiyatın ahzinden istirdadı, Sayıştay'ın sorumlu saymana zimmet hükmüne ve onun da usuli dairesinde parayı alanlara hükmen rücu etmesinde bağlı» görerek re ‘sen yapılan istirdat işleminin iptaline karar verilmiştir. Böylece kararın konusu idarî işlemlerin gen alınmaması olduğu açıkça görülmektedir.
Yukarıya aldığımız özetten anlaşılacağı gibi yetkili makamca davacının terfisi konusunda bir geri alma işlemi yapılmadan Danıştay böyle bir geri alma varmışçasına karar vermiştir. Aynı içtihadı birleştirme kararında sözü edilen Dava Daireleri kararında ise 4 yıl önce yapılan bir terfi işleminin yanlışlığını iddia etmenin idari işlemlerdeki istikrar prensibine aykırı düşeceği sonucuna varılmıştır.
Bu karara yazılan azınlık görüşünde kanunsuz muamelelerin her zaman geri alınabileceği ilkesinin ilmen ve içtihaden kabul olunduğundan bahisle idarenin istirdat işleminde kanunsuzluk bulunmadığı iler i sürülmüştür. Yukarıda değinilen içtihadı birleştirme kararında kullanılan terimler dikkatle gözden geçirilirse görülür k i burada söz konusu olan «ıslah» idarî kararın geri alınmasıdır. Yukarıda da değinildiği gibi aykırı kararlardan 5 inci Daire kararında zaten istirdada ait kısım iptal olunmuştur. Şu halde memurların terfi konusuyla sınırlı da olsa idarî işlemlerin geri alınmasına ilişkin bir karar mevcuttur.
Aynı konuda Yargıtay'ın görüşü ise Yüce Kurulun malumudur . Araştırılması gereken konu içtihatların son durumu, özellikle Yargıtay'ın bu konudaki içtihadı birleştirme kararı karşısında memurların terfileri de dahi l olmak üzere idari işlemlerin geri alınması konusunun yeniden bir karara bağlanması gerekip gerekmeyeceği sorunudur. Yukarıda değinilen içtihat karan sadece memurların terfi işlemle­rine ilişkindir. Halbuki idare hukukunda idarî karar denen ve geri alınması söz konusu olan kararlar, bilindiği gibi sayılamayacak kadar çeşitlidir. Bu nedenle konunun geniş kapsamlı bir karara bağlanması faydalı olacaktır. Çünkü bu konuda Danıştay'ın çeşitli dairelerinden verilmiş değişik kararlar vardır. Konunun genel bir ilke içerisinde toplanması faydalı olacaktır.
Bundan başka Yargıtay bu konuyu karara bağlamıştır. Biz Danıştay olarak konuyu kesin bir karara bağlamazsak idarenin Yargıtay içtihadına göre işlem yapmasına yol açmış olabiliriz. En azından idarenin, mevcut iki karardan hangisine uyulacağı sorunu ortada bırakılmış olur. Bu konuda karar vermekle idareye ışık tutulacak, çeşitli kararlar arasında yolunu şaşırmasına sebep olmaktan kurtulmuş olacağız.
Öte yandan Yargıtay Fransız mahkemeleri içtihatlarının aynen Türkiye'de uygulanması ilkesini benimsemiştir. Biz aşağıda arz edileceği gibi Yurdumuzun gerçeklerine de uyacak bir içtihadın kabulüne taraftarız.
Sorun bu şekli ile alındığında önce idarî kararların geri alınması ve bu işlemlerden doğan tüm davaların hangi yargıda çözümleneceği meselesi incelenmelidir.
Arkasından idarî işlemlerin geri alınma koşulları saptanmalı, daha sonra da geri alınabilen bir idarî işleme dayalı olarak yapılan işlemlerin geçerliliği, bu arada bu işleme müstenit paraların geri alınıp alınamayacağı sorunu karara bağlanmalıdır.
A - Görevli yargı yeri sorunu: Uyuşmazlık ve davaların hangi yargı yerinde çözümleneceği, bu konuda kanunlarda açık bir hüküm bulunmayan hallerde ki çok kere böyledir, idarî ve adlî yargı ayrımının da yandığı genel ilkelere göre çözümlenir. Çözümlemekle meşgul olduğumuz bu olaya ilişkin kanunlarda göreve ilişkin bir hüküm bulunmadığı kanısındayız. Şu halde sorunu adli-idarî yargı ayrımının genel ölçülerine göre çözümlemek gerekecektir.
Anayasamızın 140. maddesine göre Danıştay, idarî uyuşmazlıkları ve davaları görmek ve çözümlemekle görevlidir. 521 sayılı Danıştay Kanununun 29 uncu maddesinde de aynı ifadelerle idarî uyuşmazlıkların Danıştay'da karara bağlanacağı belirtilmiş bulunuyor.
Şu halde söz konusu davaların çözümünde yetkili yargı yerinin tayininde açıklığa kavuşturulması gereken husus, idarî işlemlerin geri alınmasının bir idari işlem olup olmadığıdır. öyle sanıyorum ki idarî işlemin geri alınmasının da bir idarî işlem olduğunda yüce kurul üyeleri arasında bir duraksama yoktur. Aykırı düşünce bu geri alma işlemine dayalı olarak ödenmiş paraların geri istenmesinden çıkan uyuşmazlıkların çözümünde ortaya çıkmaktadır.
Yargıtay'ın aynı konuda vermiş bulunduğu 27/1/1973 gün ve 1973/2 sayılı içtihadı birleştirme kararında da açıkça belirtildiği gibi olaya idare hukuku kurallarının uygulanacağı, iddia edilen sebepsiz zenginleşmenin sebebi idare hukuku kurallarının uygulanmasından doğmuşsa, başka bir ifade ile bir kamu hukuku ilişkisinden doğmuşsa sorunun idare hukuku kurallarına göre inceleneceği ve ortada sebepsiz zenginleşme olup olmadığına buna göre karar verileceği esası benimsenmiştir.
Böyle bir araştırma ise bu konuda uzmanlaşmış idarî yargıda yapılmalıdır. Öyle sanıyoruz ki bir idarî işlemin geçerliği, doğurduğu sonuçlar ve geri alınma koşulları, münhasıran idarî yargının görevine giren tipik örneklerdir. Doktrin incelendiğinde bunun böyle olduğu görüldüğü gibi mahkeme içtihatları da aynı doğrultudadır.
a - Yukarıda değinilen 1939 tarihli içtihadı birleştirme kararında « Devlet alacağına mahsuben kesintide bulunmasının idari bir muame­le olduğu ve Devletin nüfuzuna müstenid bulunduğu zahirdi , idarî muamele ve kararlar aleyhine ise Devlet Şûrasına başvurma hakkı kanunla tanınmış olduğundan sırf Devlet nüfuzuna dayanılarak maaşlardan yapılmak istenen takaslar aleyhine açılacak davaların Devlet Şûrasının yetkisi dahilinde olduğu» belirtilmiştir.
İstesek de istemesek de esinlenmek zorunda olduğumuz Fransız içtihatlarına gelince; Uyuşmazlık Mahkemesi 25 Mar t 1957 günlü kararında «.. . kamuya ait bir hastane ile onun yaptığı kamu hizmetine katılan hekim arasındaki ilişkinin kamu hukukundan doğan bir ilişki olduğu, davacı özel kurumla hastanenin personeli arasında ortaya çıkan olaylar kamu hizmetinin yürütülmesi vesilesiyle doğmuş bulunduğundan uyuşmazlığın kamu hukuku kurallarına göre çözümlenmesi, bu nedenle de böyle bir uyuşmazlığa bakma yetkisinin sadece idarî yargıya ait olacağı» gerekçesiyle bölge idare mahkemesinin görevsizlik kararını kaldırmıştır.
Fransız Danıştay' ıda yerleşmiş içtihadı ile aynı görüştedir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle biz bu çeşit uyuşmazlıkların sadece Danıştay'da görüleceğini düşünmekteyiz.
B - İdarî kararların geri alınması sorunu; yukardaki açıklamalarımız da bu sorunun bir çözüme bağlanmasının zorunlu olduğuna değinmiştik.
Yargıtay kararında belirtilen istisnalar ve olayda açık kanunsuzluk hali hariç, kanunsuz işlemlerin geri alınmasının idarî dava açma süresi ile sınırlı olacağı şeklinde bir karar verilmesinin isabetine inanıyoruz. Çünkü usul ve yargılama hukukunun ihmali asla kabul edilemeyecek kurallarından biri de tarafların eşit olanaklardan yararlanmasıdır.
Bir idarî karar aleyhine idarî dava süresi içinde ilgililer dava açmazsa işlem kesinleşir ve ilgili bu kanunsuz işlemin sonuçlarına katlanır ve katlanmak zorundadır. Şu halde idare de dava süresi sonunda kanunsuz olduğu ileri sürülen işleminin sonucuna katlanmalıdır. Kaldı ki idare böyle hallerde gene de imtiyazlı durumdadır. Onun aldığı kanunsuz kararın alınmasında en küçük bi r katkısı bulunmayan idare olunan, süresinde dava açmazsa bu kararın sonuçlarına katlanıyor. Halbuki idare kendi   ihmali, bilgi azlığı sonucu bu kararı aldığına göre dava süresi geçtikten sonra bunun sonuçlarına öncelikle katlanmalıdır.
Bundan başka idare hukukunun diğer önemli bir ilkesi de İdari işlemlerdeki doğruluk karinesidir.
Bu ilke İdarenin tek taraflı kararlarına vatandaşın uyma zorunluluğunu doğurur.
Bu ilkenin tabi i sonucu olarak idarî işlemlerde devamlılık, istikrar esastır. Bu esas o derece önemli sayılmıştır k i idarede kararsızlıktansa kanunsuz işlemlere bir süre sonra kanuniyet tanımak ehveni şer sayılmış, gene bu ilkenin sonucu istikramı temini için idarî işlemler aleyhine  açılacak  davalar  için hususi hukuktan çok daha kısa dava süresi tanınmış, bazen bu süre 10 günlük gibi çok kısa bir müddete kadar indirilmiştir. Ayrıca yürütmenin durdurulması kararı verilmedikçe dava açılması kararın uygulanmasına engel sayılmamıştır. Bir idarî işlemin her zaman geri alınması ihtimali tehdidi altında bırakılmasından doğacak itimat buhranına Yüce Mahkemenin son vermesinin ülke yararına ve hukukun genel ilkeleri doğrultusunda olacağı kanısındayız.
C — Yukarda açıkladığımız ve önerdiğimiz hal tarzı kabul olunmaz, başka bir anlatımla kanunsuz işlemlerin her zaman geri alınması kabul edilecek olursa, bu işlemlere dayalı olarak ödenmiş paraların geri alınmasının mümkün olup olamayacağı sorununu ayrıca incelemek gerekecektir.
İdarî işlemlerde doğruluk karinesi bulunduğundan, aksi yetkili merci veya makamlarca saptandığı tarihe kadar doğru kabul edilen bir işlemin doğurduğu sonuçların da doğru olması gerekmektedir. B u kuralın aksini düşünmek idarede ve toplum yaşantısında kargaşayı ve anarşiyi davet demektir. Durumu bir örnekle açıklamak gerekirse: Bir İle atanan valinin atanma işleminin yanlış olduğunun anlaşılması üzerine bu işlemin geri alındığını kabul edelim. Bu durumda bu valinin yaptığı bütün işlemlerin geçersiz sayılması gerekecektir. İta amiri olarak harcadığı paralar, yaptığı atamalar, verdiği idarî ve yargısal kararlar tüm geçersiz olacak. Bütün bu kararların geçersiz olacağını nasıl kabul edemezsek aynı şekilde valinin aldığı aylığın geri alınmasını da kabul edemeyiz.
Çünkü hususî hukukta kullanılan deyimle ortada sebepsiz zenginleşme söz konusu olmadığından bu paranın geri alınması da kanımızca mümkün değildir. Yalnız burada bir idarî işlemin hukuki sonucu olan ödemelerle maddî hataları ayırmak gerekmektedir. Bir aylığın, bir alacağın hesaplanmasında yapılan hatalar genel zaman aşımı içerisinde geri istenir ve alınır. Çünkü bunlar bir idari işlemin sonucu değildir.
D — Ger i alınması mümkün olanların takip ve tahsil usulüne gelince: Geri alınan idarî işlemlere dayalı ödemelerden doğan kamu alacağının idarî bir kararla saptanması, bu kararın ilgiliye tebliğ edilmesi ve uygulamaya geçmeden dava süresinin beklenmesi gerekir. Dava açılırsa davanın sonucuna göre işlem yapılması, süresinde dava açılmazsa 6183 sayılı kamu alacaklarının tahsili hakkındaki kanun hükümlerine göre takip ve tahsilde bulunulması gerekeceği kanısındayız.
ÖZET:
a) İdarî işlemlerin geri alınmasına ve buna dayalı işlemlerden doğan davaların idari yargıda görülmesi;
b) Yokluk, butlan, açık kanunsuzluk ve ilgilinin hile veya yalan beyanına dayananlar ayrık olmak üzere, diğer kanunsuz idarî işlemlere dayanılarak ödenmiş paraların, paranın ilk ödendiği tarihten itibaren idarî dava açma süresi içerisinde geri istenebileceği;
c) Yukarıda D bendinde açıklanan esaslara göre takip ve tahsil işlemlerinin yürütülmesinin uygun olacağı düşünülmektedir» şeklindeki düşüncesi dinlendikten sonra gereği düşünüldü:
1 — Gerek Türk, gerekse yabancı idare hukuku yazarlarına ve yargı kararlarına göre bir idarî işlemin geri alınması onun yapıldığı tarihten itibaren hukukî hayattan çıkarılması, silinmesi neticesini doğuran ikinci bir idarî işlemdir. Ger i alma tasarrufu ile ilk işlem ortadan kalkar ve bu ortadan kalkış geriye yürür sonuçlu olup işlemin ilk yapıldığı tarihe kadar uzar ve işlemin bu arada doğurduğu hukukî sonuçları da etkiler. Ger i alma ile yargısal iptal amaç ve sonuç bakımından birbirine çok benzerler. Konumuz da; geri alma ile etkilenen hukukî sonuçlardan bir i olan aylık farklarının istirdadı keyfiyetidir. Nitekim idare, bu hususu da geri alma kararının ikinci bir bölümü olarak telâkki etmiş ve kanunsuz tasarrufa istinaden ödenen aylık farklarının istirdadına karar vermiştir. İstirdat kararı, geri alma ile etkilenen ve ortadan kalkması dolayısıyla dayanaksız kalan aylık farklarının da geri alınmasını kapsayan geri alma kararının devamı, başka bir deyimle sonucudur.
Ger i alma kararının idarî bir karar olduğunda kurulumuzda hiç bir tereddüt olmamıştır. Çünkü bu kararda idari kararlarda bulunması gereken niteliklerin hepsi mevcuttur. Bunun sonucu ve devamlı olan istirdat tasarrufunun da idarenin amme gücüne dayanarak verdiği idarî bir karar olduğundan şüphe edilemez.
Anayasanın 140 ıncı maddesine göre Danıştay idarî uyuşmazlıkları ve davaları çözümlemekle görevlendirilmiş ve 521 sayılı Danıştay Kanunun 29 uncu maddesinde de idarî uyuşmazlıkların Danıştay'da karara bağlanacağı belirtilmiş bulunmaktadır. B u durumda gerek işlemin geri alınması ve gerekse paranın istirdadı konusunda verilen idarî kararlara yapılan itirazların çözüm yerinin Danıştay olduğunda şüpheye yer yoktur .
Görüşme sırasında 939-203, 939- 155 sayılı Tevhidi İçtihat Kararının halen yürürlükte olduğu, bu tevhidi içtihat kararma göre memur aylıklarından tevkifat icrasının kanunlarda hususi bir hüküm olmayan ahvalde katileşen kazaî bir kararla kabil olacağının hükme bağlanmış bulunduğu bu karar değiştirilmedikçe idarenin istirdada başvuramayacağı iddia edilmiş ise de; sözü edilen tevhidi içtihat kararıyla,  idarenin memur aylıklarında yaptığı bi r mahsup dolayısıyla açılan davalarda bu konuda Danıştay'ın veya adliye mahkemelerinin hangisinin görevli oldukları hususunda Danıştay'da birbirine aykırı kararlar çıkmış olduğundan içtihadın görev noktasından birleştirilmesi nedeniyle açılmış bir dosya üzerine mahsup kararının idarî bir karar olduğu ve bunlara karşı yapılan itirazların Danıştay'ın görevine dahil bulunduğu içtihadın birleştirilmesi yoluyla karara bağlanmış olduğundan, bu içtihat kararının tebdiline mahal yoktur. Bilâkis karar kapsamı bu hususta yapılan tasarrufların idari olduğu ve Danıştay'da dava konusu edilebileceği noktasındaki görüşü teyit etmektedir.
Bu hususta varılan sonucu özetlemek gerekirse, idare bir adliye mahkemesi kararı olmadan istirdat kararı verebilir; geri alma ve bunun sonucu olan istirdat kararlarına yapılacak itirazların tetkiki Danıştay'ın görevi dahilindedir.
2 — Geri alma ve sonuçları konusunu en çok inceleyen Fransız Danıştay'ında 1922 tarihine kadar hiç bir süre düşünülmeksizin sakat tasarrufların her zaman geri alınabileceği karara bağlanmış iken, bu tarihte verilen Dame Cachet kararıyla süre üzerinde durulmuş ve geri alınacak kararın hak doğuran sakat  bir karar olması nedeniyle ancak dava açma süresi içinde ve dava açılmışsa karar verilinceye kadar geri alınabileceği kabul edilmiş ve bu görüş bazı istisnalar dışında bu güne kadar devam edegelmiştir. Gerek Türk gerek yabancı doktirinde gerekse yargı kararlarında geri alma işleminin, idarî işlemlerin geriye yürümezliği prensibine istisna getirdiği, bu prensibin kazanılmış haklarla müesses durumları korumak ve hukuki münasebetlerde istikrar sağlamak ihtiyaç ve zaruretinden doğduğu, ancak hukuka uygunluğu yerine getirmenin de bir hukuk kuralı olduğuna göre sakat tasarrufların geri alınarak hukuka uygunluğu sağlamanın da bir zorunluluk olduğundan bahsedilmiş, aynı zamanda toplumda istikrar ve güvenlik sağlamanın da hukukun amacı olduğu açıklanmıştır. Bütün bu prensipler göz önüne alınarak istikrar prensibinin ağırlık kazanması sonucu dava açma süresi ve zaman aşımı müessesesi ortaya çıkmış bulunmaktadır. İptal davası açmak için şahıslara belirli bir süre verilip bu sürenin geçmesi halinde idarî tasarruf sakat olsa dahi yapay bir sıhhat kazanır duruma girdiğine göre, yine sakat bir idarî tasarrufun geri alınması için iptal davası açma süresine denk bir sürenin tanınması fikri Fransa'da gerek doktrinde gerek Fransız Danıştay'ında genellikle kabul edilmiştir.
Danıştay’ımızca 1952 yılında kabul edilen 952-151, 952 - 244 sayılı tevhidi içtihat kararında, kanunsuz yapılan bir terfiin memur lehine müktesep bir hak doğurmayacağı aşikâr olmakla beraber, bu işlemin bir çok tesir ve neticeler tevlit ettiği ve idarece kanunsuz bir terfi işleminin her zaman geri alınabileceğini kabul etmenin istikrar esasiyle bağdaştırılmasının mümkün olamayacağı, memur hakkında kanuna uygun müteaddit terfiler cereyan ettiği takdirde idare tarafından kanunsuz terfiin geri alınmasının tecviz edilemeyeceği açıklanmış ve dairelerimiz bu kararın, ışığı altında, olayların nitelik ve özelliklerine göre istikrar prensibini tatbik edegelmiş bulunmaktadırlar.
Kurulumuzda yapılan konuşmalarda; istikrar , kanunilik ve kamu yararı kuralları yanında iyi niyet kuralı üzerinde de önemle durulmuştur. İdarenin sakat ve dolayısıyla hukuka aykırı terfi veya intibak işlemine idare edilenin gerçek dışı beyanı veya hilesi sebep olmuşsa ve yahut geri alman idarî tasarruf yok denilebilecek bir illetle malulse yahut bir terfi veya intibakta idare edilenin kolayca anlayabileceği kadar açık bir hata mevcutsa ve idareyi haberdar etmemişse, memurun iyi niyetinden söz etmeye imkân yoktur. Binaenaleyh bu kararlara dayanılarak yapılan kanunsuz ödemeler için süre düşünülemez ve her zaman istirdat olunabilir.
Ancak, bunun dışında kalan hatalı ödemeler için memurun iyi niyeti istikrar ve kanuniyet kadar önemli bir kural olduğundan yukarda yazılı istisnalar dışında kalan hatalı ödemeler 90 gün içinde istirdat edilebilir ve 90 günlük sürenin başlangıcı da hatalı ödemenin ilk yapıldığı tarihtir .
SONUÇ :
1 — İdarenin, hatalı terfi veya intibak işlemine dayanarak ödediği meblâğın istirdadına, bir mahkeme kararma lüzum olmadan karar verebileceğine ve bu karara karşı açılacak davaların çözümünün Danıştay'ın görevi içinde olduğuna 21/12/1973 gününde yapılan müzakerede oyçokluğuyla,
2 — İdarenin, yokluk, açık hata, memurun gerçek dışı beyanı veya hilesi hallerinde, süre aranmaksızın kanunsuz terfi veya intibaka dayanarak ödediği meblağı her zaman geri alabileceğine 22/12/1973 günü yapılan müzakerede oybirliğiyle,
3 — Yukarıda belirtilen istisnalar dışında kalan hatalı ödemelerin istirdadının, hatalı ödemenin ilk yapıldığı tarihten başlamak üzere 90 gün içinde kabi l olduğuna ve 90 günlük süre geçtikten sonra istirdat edilemiyeceğine 22/12/1973 günü yapılan müzakerede esasta ve gerekçede oyçokluğuyla karar verildi .
Yalnız 21/12/1973 günlü görüşmede bulunanlar ( + ) yalnız 22/12/1973 günlü görüşmelerde bulunanlar ise (+ +) şekilde işaretlenmiştir.)
 
KARŞI OY
X — İdarî bir işlemin Kanuna aykırılığı nedeniyle geri alınması üzerine, bu işlemin tesis ve geri alınma tarihleri arasında, Kanuna aykırı olarak fazla ödenen paraların memurların maaşlarından re ‘sen takas ve istirdadı dolayısıyla çıkan anlaşmazlıklar K. 39/203 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı gereğince Danıştay'ca incelenmektedir.
4/7/1939 gün ve E. 39/155, K. 39/203 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında; «Memur maaşlarından  tevkifat icrası, kanunlarda hususî bir hüküm olmayan ahvalde katileşen kazaî  bir  kararla kabildir. Bu yolda bir mesnet yok iken maliye idarelerinin maaşlardan devlet alacağına mahsuben katiyatta bulunmaları da idarî bir muamele olduğu ve devletin nüfusuna müstenit bulunduğu zahirdir. İdarî muamele ve kararlar aleyhine Devlet Şûrası'na müracaat hakkı kanunla tanınmış olduğundan sırf devlet nüfuzuna istinatla maaşlardan yapılmak istenen takaslar aleyhine açılacak davaların Devlet Şûrası'nın selâhiyeti dahilinde olduğuna» denilmektedir. Bu İçtihadı Birleştirme Kararı gereğince fazla ödenen paranın, memur aylıklarından re'sen istirdat edilmesi ancak iki halde caiz görülmektedir. Bunlardan bir i -T. C. Emekli Sandığı, Harcırah ve Amme Alacakları kanunlarında veya diğer kanunlarda olduğu gibi , kanunlarda istirdat hakkında açık bir sarahat olması, diğeri de kesinleşmiş bir yargı kararı bulunmasıdır. Sözü edilen iki hal dışında, devlet nüfusuna dayanılarak memur aylıklarından re'sen istirdat ve takas şeklinde idarece yapılan müdahaleler yıllarca Danıştay'ca önlenmiştir, içtihadı Birleştirme Kararının ve onu çıkaranların anlayış ve amaçlarının, iki hal dışında, idarenin memur aylıklarından re'sen istirdat yapılamayacağı yolunda bulunduğu, Danıştay Dava Daireleri ve idarenin yıllarca süren uygulamalarının bu şekilde cereyan etmesi ve literatürün de bu anlayışa göre yerleşmesi (Sıddık Sami Onar, İdare Hukukunun Umumi Esasları, Cil t II I sahife 1464; İsmet Giritli , Pertev Bilgen, İdare Hukuku sahife 91) ile   sabitti : Danıştay çeşitli tarihlerde bu anlayışa sadık kalmış ve kararlarında bu anlayışı zedelemeyecek şekilde, çeşitli gerekçelere yer vermiştir. Gerekçelerde kanuna aykırı olarak fazla ödenen paraların, ya Sayıştay'ın muhasibe zimmet hükmetmesi ve muhasibin de adalet mahkemelerinde memura rücu etmesi suretiyle geri alınabileceği veya idarî işlemlerin iptaline kadar hükümlerinin tanınması gerektiği veya idarenin memur maaşlarına istirdat ve takas yoluyla müdahale edemeyeceği ve bu husustaki kararlarının icrai bir karar olmadığı belirtilmiştir. İki hal dışında idarenin memur maaşlarını re'sen istirdat ve takas suretiyle yaptığı müdahaleler asla isabetli görülmemiştir. K. 39/203 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı değiştirilmedikçe, kanunlarda sarahat olmayan hallerde veya takas ve istirdat hakkında adlî yargıdan bir karar alınmadıkça veya memurun rıza ve muvafakati bulunmadıkça memur maaşlarından bir kesinti yapılamaz.
Diğer yandan istirdat karar ve işlemi objektif hukuki durumlar ihdas etmemesi, muhatabın belli bir kişi olması ve belli kimseleri istihdaf etmesi bakımından düzenleyici bir işlem değildir. İstirdat işlemi bir şart tasarrufu değildir. Şart tasarrufta hukuk aleminde önceden tespit edilmiş bir hukukî statünün bulunması ve memurun da bu statüye ithal veya bu statüden çıkarılması gerekir. İstirdat işlemi, memurun kanuna aykırı olarak aldığı para miktarına göre onun borçlandırılmasını ve bu borcun re'sen ondan tahsilini amaçlar. B u haliyle sübjektif bir tasarruf olabilir. Gerçekten önceden mevcut olmayan ve belli bir kişiye has hukuki durumlar tesis eden tasarruflara hukuk âleminde sübjektif tasarruflar denilmektedir. Kanunlarla belli kişilerin özel durumlarına göre, borçlandırılmaları, kanunun tanıdığı bir yetkiye dayanıyorsa, bu takdirde idarece yapılan işlemler sübjektif tasarruf niteliğindedir. Ancak bir tasarrufun sübjektif tasarruf olması için de, o tasarruf veya işlemin hukukî bir sonuç doğurması yeni hak ve vecibeler tesis etmesi lâzımdır. Bir işlem hukukî sonuç doğurmuyorsa, o işlem idarenin iç bünyesini ilgilendirir. İcrai karar niteliğinde bir işlem olamaz. Üçüncü şahısların hukukî durumlarını etkileyemez. Üçüncü şahısların re'sen borçlandırmaya ve re'sen tahsile muvafakatlanm zorunlu kılan kanunlarımızda bir hüküm yoktur. Gerçekten T. C. Anayasa'smın 6 ncı maddesinde, yürütme görevinin kanunlar çerçevesinde yerine getirileceği yazılıdır. Anayasa'nın 6 ncı maddesine ait Anayasa Komisyonu Raporuyla bu maddenin Temsilciler Meclisinde yapılan görüşmelerinde, Anayasa Komisyonu sözcüsü tarafından; yürütmenin sadece kanunların uygulanması demek olduğu, Fransa'da olduğu gibi kanun olmadan dahi icraya bazı yetkilerin tanınmadığı, yürütme organının kaynağını kanundan almayan tasarrufta bulunamayacağı, bütün kanunların mer'iyetten kalktığının kabulü halinde, idarenin veya icranın vatandaşlar için riayete mecbur oldukları kararlar almak imkânının kendiliğinden ortadan kalkacağı, bu nedenle de yürütmenin yetki olarak değil görev olarak isimlendirildiği ifade edilmiştir. Atama, yükselme ve intibak işlemlerinin kanuna aykırılığı nedeniyle, geri alınması üzerine, memura fazla ödenen paraların idarece re'sen istirdat edileceğine dair bir kanun hükmü ise mevzuatımızda yer almamıştır. T. C. Anayasa'sının 6 ncı maddesi de, kanunlarda sarahat olmayan ve yetki verilmemiş bulunan hallerde, memur maaşları hakkında icrai karar alınmasına ve bunların idarece re'sen icrasına cevaz verilmemiş bulunmaktadır. Ferdin mülkiyet hakkı ve Patri  muvanına  müdahele ancak kanunlarda sarahat olmasıyla kabildir .
Öte yandan genel olarak borç ya bir kanun veya akitten doğar. Aylıklarından kesinti yapılmasına memurun rıza ve muvafakat i olmadıkça akitten söz edilemez. Kanundan doğan borçlar da ya haksız İktisap veya haksız fiil şeklinde tecelli edebilir. Yapılan bir atama, yükselme ve intibak işleminin geri alınması yolundaki işleme karşı açılan davanın Danıştay'ca reddi halinde, ilk atama, yükselme ve intibak işleminin kanuna aykırılığı hükmen tespit edilmiş olur. Böylece kanuna aykırı olarak yapılan atama, yükselme ve intibak işlemleri üzerine yapılan fazla ödemelerin de haksızlığı sabit olur. B u ödemeler idarenin Patrimuvanında bir azalma ve memurun patrimuvanında da bir fazlalık meydana getirdiğinden bu iktisabın haksız iktisap olduğu meydana çıkar.
6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkındaki Kanunim 1 inci maddesinde; « İdarelerin akitten, haksız fiil ve haksız iktisaptan doğan » alacakları hakkında Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında'ki Kanunun uygulanmayacağı yazılıdır. Bu Kanuna ait Geçici Komisyon raporunun 1 inci madde ile ilgili kısmında; «.. . Yukarıda da işaret edildiği veçhile bu nevi amme alacaklarının aynı zamanda haksız fiil ve haksız iktisaptan mütevellit olmaması icabedeceğinden ve tatbikatta ekseriya vaki olduğu veçhile memurların fazlai mehuzatından mütevellit tahakkuk ettirilen borçları haksız iktisap mahiyetinde olduğundan, bittabi bunlar hakkında işbu kanun hükümleri tatbik edilemiyeceği gibi borçlu addedilenlerin yazılı muvafakat i mevcut olmadıkça mahsup ve tevki f muamelesi de yapılamıyacak ve fazlai mehuzatın takip ve tahsil ancak umumî adalet mahkemelerinden karar istihsaline vabeste bulunacaktır.» denilmekle de kanuna aykırı olarak alınan paraların aylıklarından re'sen istirdadına, Amme Alacaklıları Kanunu ile de cevaz verilmediği ve bu alacakların adalet mahkemelerinde takibedileceği anlaşılmaktadır.
Bu nedenlerle kanunlarda sarahat olmayan hallerde idarece memur aylıklarından re'sen istirdat yapılamaz. İstirdadın mümkün olup olmadığı veya memur tarafından alınan bu paraların iadesi gerekip gerekmediği yolundaki anlaşmazlıkların çözüm yeri adalet mahkemeleri olduğu cihetle çoğunluk kararma karşıyım.
KARŞI OY
X X — İçtihatları Birleştirme konusu, yanlış olarak yapılmış olan bir terfi veya intibak işleminin yasalara uymadığının saptanmasından sonra, bu nedenle ödenmiş olan maaş ve ücret farklarının geri alınıp alınamayacağına ilişkindir.
Konuya girerken bir hususun hemen belirtilmesinde zorunluk vardır. Anayasamızın 6 ncı maddesinde açıklandığı şekilde, yasama ve yargı yetkilerinden farklı olarak yürütme organına, ancak kanunlar çerçevesinde görevler verilmiştir. Anayasa Komisyonu raporunda değinildiği gibi «....yürütme sadece kanunların uygulanması demektir. Kanun olmayan yerde Türk hukukuna göre yürütme de yoktur. Yürütme organı, kaynağını kanundan almayan bir tasarrufta bulunamaz» (Temsilciler Meclisi Tutan Dergisi , CUt : 2 - S. Sayısı: 35).
Doktrinde de idareye, re'sen hareket serbestliği, umumî ve mutlak bir yetki tanınmaz. Onun kanunlarda açıklanan belirli ve sınırlı yetkileri kullanabileceği söylenir. (Örneğin; Prof Lutfi Duran-İdare Hukuku Meseleleri - 1964 Sayfa: 150).
Olayda, devletle memur arasında bir alacak-borç münasebeti vardır. Devletin alacağı genellikle kamu alacağı ve adi alacak olmak üzere bir ayrıma tabi tutulmaktadır. Kamu alacakları; vergi resim, harç, para cezaları gibi Devletin egemenliğine dayanan ve kamu hizmetlerinin karşılığını teşkil eden alacaklardır. İdare bu alacakları için imtiyazlıdır; kendiliğinden hareket eder; kamu hukuku hükümlerine göre icraî kararlar alır.
Adî alacaklarında idarenin diğer fertlerden farkı yoktur. Gerçekten, hüküm alınmaya hacet kalmadan idarenin re'sen alacağını istirdadı, ancak yasaların buna açıkça cevaz vermesi halinde mümkündür; 6245 sayılı Harcırah Kanununun 59 uncu Memur Meskenleri inşası Hakkındaki 4626 sayılı Kanunun 5 inci ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun 121 inci maddelerinde görüldüğü gibi.
Kamu alacaklarının neler olduğu ise 21/7/1953 günlü, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Kanunun 1 inci maddesi ile saptanmış bulunmaktadır. Yasa hükmü açıkça, idarelerin «akitten, haksız fiil ve haksız iktisaptan» doğan alacaklarını kamu alacakları dışında tutmaktadır.
İdarenin, şahıslar ve bunların patrimuanı üzerindeki tasarrufları kısıtlı ve tamamen yasalarla sınırlıdır. Memurlar için de bu böyledir. Profesör S. Sami Onar, «.... idarenin, memurun gerek şahsı ve gerekse patrimuanı üzerinde idarî yollardan ve re'sen hareket suretiyle bir muamelede bulunmağa selâhiyeti yoktur» der (idare Hukukunun Umumî Esasları Cilt : II Sayfa: 1205). Aynı Profesör, «Memurun patrimuanma başka bir yolda kanunî bir sarahat olmadıkça bir sorumluluk, ödeme borcu yukletilemez» (Aynı eser-Cilt : III - Sayfa: 1709) demektedir.
Terfi, intibak veya başka bir şekilde memura maaş veya ücret olarak yapılan ödeme, memurun patrimuanma intikal eder. "idarenin hata veya diğer bir nedenle kendiliğinden istirdada kalkışmasına hukuken cevaz verilemez. Doktrinde ve Danıştay içtihatlarında bu görüş benimsenegelmiştir. Prof. S. Sami Onar memurların malî haklarından söz ederken «....bu menfaatlar işleyip tahakkuk ettikten sonra istihkak kesbeden memur veya ailesinin sübjektif birer hakkı, adî birer alacak haline gelir.» demek gereğini duymuştur. (Aynı eser-cilt: II - Sayfa: 1224). Profesör İsmet Girit'li'ye gore de : «Memur ve ölümünden sonra ailesinin bazı fertlerine temin- edilen menfaatlar umumî bir hukukî duruma dayandığı için kanun koyucu tarafından daima değiştirilebilir. Fakat bu menfaatlar işleyip tahakkuk ettikten sonra istihkak kesbeden memur veya ailesinin sübjektif birer hakkı, adî bir alacak haline gelir» (Amme İdaresi Teşkilâtı ve Personeli - 1963 - Dr. ismet Giritl i - Sayfa : 190).
Aslında konu, içtihatları birleştirme yoluyla Danıştay'ca 1939 yılında çözümlenmiş bulunmaktadır. 4 Temmuz 1939 günlü, E. 39/155, K. 39/203 sayılı İçtihatları Birleştirme Kararında açıkça «Memur maaşlarından tevkifat icrası, kanunlarda hususî bir hüküm olmayan ahvalde, katileşen kazaî bir kararla kabildir» denmiştir. Halen ayakta olan bu düzenleme karşısında açık bir yasa hükmü bulunmadığı takdirde memur maaşından kesinti yapılabilmesi; bir yargı kararının, idare lehine alacağın varlığını kanıtlayan bir ilâmın bulunması halinde kabildir. İdare; idarî yargı yerinde memura karşı dava açamayacağından adlî yargıdan ilâm alması zorunluğu bu evrede kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Ve memurlarla idare arasındaki bu gibi ihtilâflara eskiden beri adlî yargı yerinde bakılmakta olduğu içindir ki Yargıtay; idarece memurlara ödenmiş fazla paraların tabi olduğu dava süresi yönünden içtihatları arasında ayrılıklar doğması üzerine 27/1/1973 günlü, 1972/6- 1973/2 sayılı içtihadı Birleştirme Kararı ile soruna bir çözüm getirmiştir.
Kaldı ki , Danıştay'ın kendi bünyesi içinde önerildiği şekilde içtihadın birleştirilmesi yoluna gitmemesi için hukukî bir zorunluk da bulunmaktadır. Sorunu çözümleyen 1939 içtihatları birleştirme kararı varken 521 sayılı Danıştay Kanununun 45 inci maddesinde yazılı şekilde ancak bu içtihadın kaldırılması veya değiştirilmesi olanağından söz edilebilir.
Henüz 1924 Anayasası'nın yürürlükte olduğu 1939 yılında idarenin, memurdaki alacağı, için, genel nitelikte bir hukuk kuralı olan takastan yararlanamıyacağı içtihat edilmişken, fertlerin hak ve hürriyetlerini geniş bir şekilde güvence altına alan ve hukuk devleti kuralına bağlı bir düzen getiren 1961 Anayasası karşısında, görevi yasalarla sınırlı idareye, sebepsiz zenginleşme niteliğinde bir alacağı için kendiliğinden hareketle memur maaşından kesinti yapmasına cevaz verilemez.
Bu alacağın bir an için kamu alacağı niteliğinde olduğu kabul edilmesi halinde bile, dava konusu uyuşmazlıklarda görüldüğü gibi idare, memurun maaşına hemen el atarak kesinti yapamaz. Çünkü, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Kanun; kamu alacaklarını takibe yetkili tahsil dairesini, bu alacakların ödeme zamanını, yerini, ödeme şeklini, erteleme - geri bırakma hallerini, nihayet cebren tahsil şekillerini ve buna yapılacak itirazları bir sistem içinde düzenlemiştir. (6183 sayılı Kanun madde: 5, 37 ve devam). Çoğunlukça benimsenen kararda, idarenin takip edeceği hukukî prosedür de saptanmadığından, uygulamada idare tereddütlere düşecek veya içtihatları birleştirme kararım hatalı bir yoruma tabi tutarak, niteliği açıklığa kavuşturulmamış bir alacağı için kendisini hiç bir usule bağlı saymaksızın doğrudan doğruya memurun maaşından kesinti yapmakta haklı görebilecektir.
Bütün bu nedenlerle çoğunluk kararma katılmıyoruz
KARŞI OY
XX X — ister kamuya, ister özel kişilere ait olsun bütün alacakların tahsil usulü, kanunlarla belirtilmiştir. Kanımca tahsil usulü kanunla belirtilmeyen hiç bir alacak olamaz çünkü: Alacak dolayısıyla yurttaşın en kutsi ve temel haklarından olan mülkiyet, mülkiyetten gayri aynî haklar, alacak ve diğer nispî ve şahsî haklarına müdahale edilecektir.
Bu müdahale (tahsil) usulleri, esas itibariyle, icra ve İflâs ve Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Kanunlarında gösterilmekle beraber alacağın alacakla takas ve mahsubu gibi istisnaî tahsil usulleri hakkında diğer bazı mevzuatta da özel hükümler vardır. Memur ve müstahdemlerle benzerlerinin bazı borçlarından dolayı maaş (aylık) ve ücretlerinden kesinti yapılabileceğine dair 4626 sayılı Memur Konutları Hakkındaki Kanunun 5 inci, 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanununun 121 inci, 6245 sayılı Harcırah Kanununun 59 uncu maddelerindeki hükümler de söylediğimiz istisnai ve özel hükümlere örnek olarak gösterilebilir.
Böyle bir özel hüküm olmadıkça memur ve müstahdemlerin maaş ve ücretlerinden doğrudan kesinti yapılması, Anayasanın temel hükümlerine aykırı olmakla kalmaz. Aynı zamanda ne ölçüde kesinti yapılacağının idarenin takdirine bırakılmasının açık ve çeşitli mahzurlarından başka, çalışmaya devam edenle etmeyen veya çalıştığı yeri değiştirenler arasında da eşitsizlikler ve ayrıcalıklar yaratılmış olur.
4/7/1939 gün ve 155/203 sayılı Danıştay İçtihadı Birleştirme Kararında da «memur maaşlarından tevkifat icrası kanunlarda hususi bir hüküm olmayan ahvalde, katileşen kazaî bir kararla kabildir» denildiği gibi Amme Alacaklarının tahsili usulü kanununun bugünkü birinci maddesini düzenleyen T. B. M. M. geçici komisyonunun raporunda da: «Tatbikatta ekseriye vaki olduğu veçhile memurların fazlaî mehuzatından mütevellit tahakkuk ettirilen borçları haksız iktisap mahiyetinde olduğundan, bittabi bunlar hakkında işbu kanun hükümleri tatbik edilemiyeceği gibi borçlu addedilenlerin yazılı muvafakati olmadıkça mahsup ve tevkif muamelesi de yapılamayacak bu fazlaî mehuzatın takip ve tahsili ancak umumî adalet mahkemelerinden karar istihsaline vabeste bulunacaktır.» denilmektedir.
Bu hususta idare hukuku yazarları da hemen hemen müttefikan re'sen hareket yolu ile aylıklardan kesinti yapılamayacağını belirtmektedirler.
Ezcümle; Ord. Prof. Sıddık Sami Onar İdarî Hukukunun Umumî Esasları adlı kitabının üçüncü baskı 1464 üncü sahifesinde» memurların zimmetindeki Devlet alacaklarının da maaşlarından kesilmek suretiyle re'sen hareket yolu ile tahsiline imkân yoktur» dediği gibi 1672 nci sahifede «idarenin amme alacağı mahiyetinde olmayan ve binaenaleyh idarî usullerle tahsil edemeyeceği bir alacağı adlî icra yoluna müracaat etmeden re'sen tahsil etmesi fiil i yol (Voie'de fait) sayılır» demektedir....
Burada «Amme alacağı» konusuna bir daha dokunmak gerekiyor; 6183 sayılı Kanun amme alacaklarının neler olduğunu saymış, Bunların tahsilini, 118 maddelik muhtevası ile belirli usul, şekil ve esaslara bağlamış. «Türk Ceza Kanununun para cezalarının tahsil şekli ve hapse tahvili hakkındaki hükümlerinin de mahfuz» olduğunu belirtmiş Bu kanunun birinci maddesini yeni baştan düzenleyen geçici komisyonda» memurların fazlaî mehuzatından mütevellit tahakkuk ettirilen borçları hakkında, bu kanunun tatbik edilemeyeceğini açıkça söylemiş olmasına rağmen, Devletin bu çeşit alacağının amme alacağı olduğu, bunlar hakkında da mezkûr kanun hükümlerinin uygulanabileceği yolundaki görüşün isabetine inanamadığım gibi vergi, resim, harç gibi aslî ve mahiyeti ihtilafsız amme alacaklarının bile tahsili belirli şekil ve usullere tabi tutulurken memurlara yanlış terfi dolayısıyla fazla verilen paranın hiç bir usul ve esasa tabi olmadan re'sen hareket yolu ile aylıklarından kesilebileceğini asla kabul edemiyorum
Buraya kadar yazdıklarım tahakkuk etmiş, tahsili kabil hale gelmiş alacaklar hakkındadır. Halbuki : İçtihadın birleştirilmesine konu olan kararlardaki hadiselerde ise idarenin henüz tahakkuk etmiş, tahsili kabil hale gelmiş bir alacağı da yoktur.. . Mezkûr olaylarda sehven yükseltilen personelin yükseltildiği derecede uzun süre hizmet yapıp aylığını almasından sonra yanlışlığın farkına varılarak yükseltilme işleminin düzeltilmesi söz konusudur ki bu düzeltme işleminin bir geri alma işlemi sayılması da kuşkuludur. Çünkü idare hukuku alanındaki bir çok müellif yalnız sübjektif tasarrufların geri alınabileceğini, şart tasarrufların ise geri' alınamayıp ancak kaldırılabileceğini (kaldırma yolu- ile düzeltilebileceğini) belirtmektedirler. Örneğin Sayın Ord. Prof. Sıddık Sami Onar yukarıda adı geçen kitabının 568 inci sahifesinde aynen: «İdare, bir şart-tasarrufu hiç vaki olmamış bir tarzda geri alıp eski hali aynen ve tamamen iade edemeyeceği gibi böyle eski halin aynen ve tamamen iadesine hukuken ve maddeten de imkân yoktur» demektedir. Yanlış terfi işleminin sonradan düzeltilmesi geri alma işlemi sayılsa bile; yanlışlıkla terfi ettirilerek bir üst derecede bir süre çalışıp bu üst derecenin aylıklarını alan personelin geri alma işlemi sebebiyle aylık farklarının kendisinden istirdatı ne derecede hukuka ve hakkaniyete uyar; bunun da tartışması yapılabilir. Dolayısıyla henüz idarenin tahsili kabil bir alacağı olmadığı halde aylıklardan kesinti yapılmasına geçilmesi söz konusudur.
Ayrıca: idarenin önceki yanlış terfi işleminin sonradan düzeltilmesi bi r geri alma işlemi sayılsa dahi ve bu geri alma işlemi ile önceki işlemin, yapıldığı andan itibaren ortadan kalktığı; dolayısıyla aylık farklarının dayanıksız kaldığı, sebepsiz, haksız verildiği kabul edilse bile sebepsiz ve haksız iktisapların hepsi istirdat edilemez. Borçlar Kanununun 63 üncü maddesine göre «haksız olarak bir şeyi istifa eden kimse, onun istirdatı zamanında elinden çıkmış olduğunu isbat ettiği miktar nispetinde red ve iade ile mükellef değildir». Yani sebepsiz ve haksız da olsa iyi niyetle zenginleşen kişi aldığını geri verdikten sonra, ivazsız kazandırmanın hiç olmaması halinde içinde bulunacağı durumdan daha kötü bir duruma düşmemelidir... Burada hatıra gelebilecek bi r hususu belirtmekte fayda vardır. Tabiidir ki . Borçlar Kanunu ve diğer hususî hukuk hükümlerinin uygulanması ve bunlarla ilgili ihtilâfların halli Danıştay'ın görevi dışındadır.
Bu noktaya gelmişken görev hususundaki görüşümü de ekleyeceğim:
Terfi ve intibak işlemleri gibi bunların düzeltilmesi, geri alınması ve kaldırılması işlemlerinin de idarî işlemler olduğundan ve bu işlemlerden doğan uyuşmazlıklara Danıştay'ın bakacağından şüphe edilemez.
Yanlış işlem sebebiyle ödenip geri alma işlemine binaen paranın istirdatı işlem ve eyleminin de idarî olduğunu, bunlardan doğan uyuşmazlıklarında Danıştay'ın görevine girdiğini bende kabul ediyorum.
Ancak; ihtilâf; yukarıda belirttiğimiz gibi , idareye re'sen aylıklardan kesinti yapma olanak ve yetkisini veren özel bir kanunun uygulanmasından doğuyorsa; yani idare istirdat (paranın geri alınması) işlem ve eylemini özel kanuna binaen yapmışsa, böyle bir özel kanun uygulanmasına ait işlem tam bir lâzimülicra idarî işlem olduğundan, bundan doğan uyuşmazlık Danıştay'ca esastan karara bağlanacaktır.
Fakat idarenin, istirdat (paranın geri alınması) işlem ve eylemi özel bir kanuna dayanmıyorsa, bu çeşit işlemler lâzimülicra olmadığı gibi , icra eylemi de idarî bir eylem ve ameliye olmayıp fiilî bir yol (hal) (Voie de fait) dur. Bu çeşit işlem ve eyleme karşı açılan davada Danıştay'ın işlemin icrası gerekli olmadığını, eylem ve ameliyenin fiilî bir yol (Voie de fait) olduğunu belirtmekle yetinip davayı bu gerekçelerle iptidaen reddetmesi gerekir. (Özel ve açık bir kanun hükmüne dayanmadan aylıklardan kesilen paralardan dolayı tam kaza ve tazminat davası açılırsa bu davanın kabulü ve idarenin mahkûm edilmesi gerekir)
SONUÇ :Kural olarak: İdarenin geri alma işlemine binaen istirdat etmek istediği para için, Adlî Kazaya başvurması; adlî kazarım, davayı rüyet ederken; istirdat isteğinin dayanağım teşkil eden geri alma işlemi ve diğer ilgili idarî tasarrufun, hukuken mevcut ve muteber olup olmadığı, manası ve şümulünün tayini hususunda taraflar arasında bir ihtilâf çıktığında bunun yorum davası yolu ile Danıştay'ca halli için (bir kararla tespit edilmesi için), adliye mahkemesinin mesele-i müstehire kararı vermesi , Danıştay'dan gelecek yorum ve tespit kararma göre istirdat davasını intaç etmesi gerekir.
Bu görüş ve nedenlerle çoğunluk kararına karşıyım.
KARŞI OY
XXX X — Yanlış bir terfi veya intibak işleminin yasaya aykırılığını bilmek durumunda olmayan, hüsnüniyet sahibi , cüzî aylığının tümünü esasen zarurî geçimi için harcamış memurlar aleyhine istirdada girişme; onları, sebebi olmadıkları olay nedeniyle hiç beklemedikleri ve taşımaları ağır bir yük altında bırakacağından, hukukun genel kuralları, hak ve nasafet ilkesiyle bağdaşmaz. Karar a bu yönden karşıyız.
KARŞI OY
XXXX X — Çoğunluk görüşüne, «yasaya aykırı intibak düzeltilmesi sonucu ödenmiş aylık fazlalarının istirdadına geçilebilir» kısmı hariç, hiç bir yönde katılmıyorum:
I — Yasaya aykırı intibakın düzeltilmesi sonucu ilgili kamu idaresince memura, «fazla ödeneni geri ver» yolunda yapılan tebliğ, İdare Hukukunda «mise en demeure» adı altında yer alan müessesenin teine girer (R. Odent. Contentieux Administratif , 1966. S 666-6R7) ve ödemeye davet, olmaktan öteye emir niteliğini taşıyan, icrai . zarar yapıcı (faisantgrief) işlem halinde İptal davasına konu teşkil edebilir. (Prof. Laubadére, Droi t Administratif , 1967, I, S. 474).
I I — içtihadın birleştirilmesine karar verilirken sadece yasaya aykırı intibakın düzeltilmesi sonucu geri istenen para konusuyla yetinilmiyerek tüm parasal konuları kapsayan genel kural konulması, parasal konuların kazanılmış hak (droit acquis) ortaya koyanlarıyla koymayanlarını birbirine karıştırmaya sebep olacağından, ileride Danıştay'ımızın her olayın özelliğine göre hak ve nısfetle hükme varmansını önleyeceğinden, tecviz edilemez. Yüksek Mahkemenin kuru kalıplar içinde kalarak, amprizmi kenara atarak, dogmatizme sıkı sıkıya bağlanmasının adaleti zedeleyeceği şüphesizdir.
Paraya ilişkin işlemler, ihdas edici (attributif ) olabileceği gibi ,önceki işlemin uygulanması niteliğinde (récognitif) de olabilirler. Dolayısıyla onlar, ezcümle intibakın geri alınmasını izleyerek istenen para, belli aralıklarla sürekli ödenmiş ücret, ödenek ve zamlar, bir defada belli zamanda veya birden ortaya çıkan olay sonucu ödenen ikramiye, tazminat, bağış, borcun affı gibi parasal işlemler aynı durumda düşünülemezler. Eğer parasal işlemler kendi yaratmadığı hukukî durumdan sadece sonuç çıkarmakla yetmiyorsa hak doğurucu sayılamazlar Schwartzenberg, Làutorité de chose décidé'le, S. 392); aksine, önceki işlemden sonuç çıkarmaktan öteye geçerlerse kazanılmış hakka mesnet olurlar (R. Odent, Cantentiéux Administratif , S. 736). B u durumda memurun intibakının geri alınması sonucu fazla ödenmiş paranın geri istenmesi (répétition de l'indu, de trop perçus) hak doğurucu olamayan sırf parasal (pure pécuniaire) bir işlem olmaktan öteye gidemez (Prof . Waline, Droi t Administratif , 1963, S. 634). Dolayısiyle 1050 ve 6183 sayılı Kanunların beş yıllık zamanaşımı süresi içinde idarece istirdat işlemine girişilmesi mümkündür. Esasen İçtihadı Birleştirme Kurul u geri istenecek aylık fazlasının amme alacağı olduğunu kabul etmektedir; bu görüşe rağmen memura yapılan ilk ödemeden itibaren sadece 90 günlük zamanaşımı süresi tanınması, genellikle teftiş, soruşturma, araştırma sonucu yanlış olduğu anlaşılarak yasaya uygun şekilde 90 günden sonraları düzeltilebilen intibak işlemlerinin parasal yöndeki uygulamasına fiilen kesinlikle engel olacağından, Yüksek Kurulca benimsenen «yanlış intibak sonucu ödenen fazla para istirdat edilebilir» kuralıyla da çelişkiye düşer.
İzahlarımız sonucu, «ilk kanunsuz intibak işleminin kanunsuzluğunu bilemeyen, iy i niyetl i memurların, birkaç ay hatta birkaç yıl sonra intibaklarının geri alınması (ki yasa buna cevaz vermektedir) sonucu beklemedikleri ve taşıyamayacakları bir yük altında kalacakları, bunun ise Hukukun genel kuralları, hak ve nısfet ilkesiyle bağdaşmayacağı» sorunu ortaya çıkabilir. (M. Stassinopulos, Traité des Actes Administratif , S. 294). Sözü geçen sorun, tamamıyla 521 sayılı Kanunun 71. maddesinin sağladığı imkânla, pozitif hukuk içinde, aynen Fransız Danıştay'ının bulduğu yolla (G. Jéze, Revue de Droi t Public, 1937, P. 654) çözümlenebilir. Kendisine şimdiye kadar aldığı fazla paraların geri verilmesi yolunda emi r tebliğ edilen, bi r «mise en demeure» ile karşılaşan memur, bu işlemle birlikte veya ayrı olarak Danıştay Kanununun 71. maddesi kapsamında açacağı tam yargı davasıyla «intibakın kanunsuzluğundan idarenin kusurlu sayılmasını, kendisinin iyi niyetli olduğunu ileri sürerek, geri istenen para kadar idarenin tazminata mahkûm edilmesini, mahsubun sağlanmasını, istiyebilir (Prof . Auby-Drago, Traité de Cantentiéux Administratif , III, S. 215) ve Danıştay'ımız, olayın özelliğine göre idareyi geri istenen paranın tümüne veya bir kısmına mahkûm ederek Hukuk'u yerine getirebilir. İyi niyetli memurla kötü niyetlisinin, kanunu rahatça bilecek olanla bilemeyecek durumda bulunanın, cüzî aylıklı ile çok aylıklı memurun bir tutulması, Romalı ünlü Hukukçu Ulpian'un tanımlamasıyla, «herkese kendine düşeni verme=adalet» ilkesiyle asla bağdaşamaz.
Arz ettiğim nedenlerle çoğunluk görüşüne karşıyım.
GEREKÇEDE KARŞI OY
XXXXX X — Gerek Fransız ve gerekse Türk İdare Hukuku müelliflerine göre geri Jm a idarî tasarrufu yapıldığı tarihten itibaren sona ermesi diye tari f edilmiş ve yargısal iptalle amaç ve sonuç bakımından birbirinin aynı olduğu da belirtilmiş yine Fransız ve Türk Doktrininde geri almanın ilk işlemi ortadan kaldırmakla beraber bu arada doğurduğu hukukî sonuçları da etkilediği kabul edilmiştir. Esas, kararın geri alınması, istirdat ise geri almanın sonucudur. Bir sakat ve kanunsuz terfi işlemi geri alınınca bu işlemin neticesi olan ve kanunsuz ödendiği şüphesiz bulunan maaş farklarının dayanağı kalmamıştır. B u vazıyette idare lehine bir amme alacağının doğduğunu kabul etmek zorunludur Türk ve Fransız doktrinine ve Fransız Danıştay'ının kararlarına göre dava açmak müddetine denk olması savunulan müddet geri alma tasarrufunda düşünülmesi gerekli olan bir süredir. Türk ve Fransız idare hukuku müellifleri bu müddetin dava açmak müddetinden uzun olmaması fikrini ortaya koymuşlar ve dava açma müddetinin geri almada da esas olmasını kabul etmişlerdir. Geri alma tasarrufunda da dava açmak için gerekli olan müddetin nazarı itibara alınması, çünkü davanın dava açma müddeti içinde açılmaması halinde sakat bir tasarrufun dahi sıhhat kazandığı kabul edildiğine göre sakat bir tasarrufun da yine bu müddet içinde geri alınmaması halinde artık itibar kazanması gerekeceği fikrinin sağlam bi r gerekçeye dayandığını kabul etmekle beraber Türk İdarî Teşkilâtının hususiyetleri bilhassa teftiş esasları göz önünde bulundurulursa dava açmak müddetinin geri alma konusunda çok kısa olduğunda şüphe edilemez. Bunun içindir ki biz geri alma kararının sakat tasarrufun davacıya tebliğ edildiği tarihten başlamak üzere istikrar tevhidi içtihadının ortaya koyduğu müddetler içinde ittihaz edilmesi gerekeceği fikrindeyiz. Süre geri alma tasarrufunda aranılması gereken bir koşuldur. Geri alma istikrar müddeti içinde yapılmışsa ve itiraz olunması halinde açılan dava Danıştay'ca ret edilmişse veya itiraz olunmaması dolayısıyla kesinleşmişse istirdat konusunda amme alacağı doğmuştur. Bunun içindir ki ikinci bir süre aramaya idare hukuku bakımından gerek yoktur. Amme Alacakları Kanunun koyduğu zaman aşımı hudutları içinde her zaman istirdat olunabileceği oyu ile kararın bu kısmına karşıyız.
GEREKÇEDE KARŞI OY
XXXXXX X — İdare hukukunda geri alma, bir idarî tasarrufu yapıldığı tarihten itibaren ortadan kaldırır. Bu durumda geri alman tasarrufa dayanılarak yapılmış olan ödemelerin de hukukî dayanağı ortadan kalkmış olur. B u hukukî ilkeden hareket eden idareler, geri aldıkları idarî tasarrufla birlikte yaptıkları ödemelerin de istirdadı yoluna gitmektedirler. Esasen istirdat işlemi de bir geri almadan başka bir şey değildir. Hatta birçok hallerde geri alma sadece istirdada müteveccih olabilir (Kanuna aykırı olarak ödenmiş bir ikramiyenin geri alınmasında olduğu gibi) . Ger i almanın ve istirdadın belirli sürelerle kısıtlanması ancak kanunlarda yer alacak hükümlerle mümkün olabilir. Bir kanun hükmü olmaksızın idarenin bu yetkisi dava açma süresi ile kısıtlanamaz. Geri almanın ve istirdadın ayrı ayrı sürelere tabi tutulmasının ise hiç bir hukukî dayanağı bulunmamaktadır. Bu nedenlerle kararın, istirdadın 90 günlük süre içinde yapılabileceği, bu süre geçtikten sonra yapılamayacağı kısmına karşıyız.
KARŞI OY
XXXXXXX X — İdarî işlemlerin iptal i dileği ile Danıştay'da dava açma süresinin 90 gün gibi oldukça kısa sayılabilecek bir zaman ölçüsü ile sınırlandırılmasındaki amaç, idari işlemlerin belli bir sürenin geçmesi sonucunda dokunulmaz hale gelmesinin dolayısıyla idarî işlemlerde istikrarın sağlanmasıdır. Ancak bazı hallerde idarî işlemlerde istikrarın korunması prensibine süre açısından kısıtlamalar getirilmesinde zorunluluk bulunduğunda da kuşku yoktur. Örneğin memur tarifelerine ait işlemlerde üzerinden iki terfi geçmedikçe idarî istikrardan söz edilemeyeceği bir hukuk kuralı niteliğine bürünmüştür. Hal böyle olunca hukuk kaidesine aykırılığın saptanması ve terfi ve intibak işleminin geri alınması ile onun doğuracağı malî sonucu istikrar açısından ayrı ayrı değerlendirmek ve kişiye idarî dava açmak için tanınan 90 günlük süreyi fazla ödenmiş paralan geri isteme hakkına sahip duruma giren idare için de aynen uygulamak ve geri alma işleminin tesis edildiği tarihe göre 90 gün içinde kalan kanunsuz ödemelerin geri verilmesi lâzım geldiğini ve bu süre dışında kalanların ise geri istenemiye ceğini kabul etmek gerekir.
İçtihadı birleştirme kararının son kısmına bu nedenlerle karşıyız
 
 


Tarih :
25 Ekim 2011

Yazdır  E-posta ile gönder

 


Yorum Eklemek için Üye Olmalısınız

Henüz yorum yapılmamış.
 
  Kamu Görevlileri (Memur) Hukuku Haberleri
  Haberler Anasayfa
  Haber Kategorileri
 
 
 

  Copyright © 2009 İdare Hukuku / Künye - İletişim

Bu internet sitesindeki hiçbir bilgi kesin bilgi veya öneri olarak kabul edilmemeli ve herhangi bir karar veya eyleme temel oluşturmamalıdır. Kendi spesifik durumunuz konusunda sadece uzman hukukçudan alacağınız bilgiler doğrultusunda hareket etmeniz gerekir. Bu sitedeki bilgilerin doğruluğu ve geçerlilik süresi konusunda www.idarehukuku.net kesinlikle sorumluluk sahibi değildir.