İdare Hukuku

Hoşgeldiniz



Favorilerime Ekle

 
 
 
 
  Haberler >  İdari Yargı

Demokrat Yargı'nın 2802 sayılı Kanunda değişiklik önerisi

 
 
 
 
 
 
 
 
Demokrat Yargı Demokrasi ve Özgürlük için Yargıçlar ve Savcılar Birliği internet sayfasında (http://www.demokratyargi.org/icerik.php?id=39) yer alan 2802 Sayılı Hakimler Ve Savcılar Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Önerisi
 
 
 
 
2802 SAYILI HAKİMLER VE SAVCILAR KANUNU İLE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN ÖNERİSİ
 
 

GENEL GEREKÇE
Son yıllarda Ülkemizde, demokratikleşme, insan hakları, AB üyeliği ve hukukun üstünlüğü doğrultusunda önemli reformlar yapılmıştır. Bu amaç doğrultusunda atılan adımların başarıya ulaşması ve süreklilik kazanmasının en temel koşullarından birisi uygulayıcıların bu ilkeleri özümsemiş olmasıdır. Diğer önemli bir koşul ise bu reformların devleti bütün olarak kapsayacak şekilde gerçekleştirilmesidir.
Yargı erkinin, devletin üç temel erkinden birisi olduğu ve yargı mensuplarının reformları ve ilkeleri hayata geçirecek en önemli uygulayıcılar arasında olduğu bilinmesine karşın yapılan düzenlemelerde yargı kapsam dışında tutulmuştur. Bu durum büyük beklentilerle yürürlüğü konan reformların hayata geçirilmesini ya da istenilen sonucun alınmasını engellemiştir. Özellikle son zamanlarda ceza kanunları alanında yapılan reformların uygulamaya geçirilmesinde yargı kurumlarının direniş gösterdikleri yolundaki eleştiriler AB yetkilileri de dâhil olmak üzere dile getirilmektedir.
Bilindiği üzere yargının işleyişine ilişkin tüm kanunlar 12 Eylül sonrasında 1983 yılında yürürlüğe konulmuştur. Tıpkı Anayasada olduğu gibi yargıya ilişkin kanunlar da zamanının ruhunu yansıtmaktadır. Yargının işleyişine ilişkin kanunların genel niteliğine bakıldığında,
— soğuk savaş dönemine ait gizlilik yönteminin kamunun diğer alanlarında terk edilmesine rağmen hem Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun çalışmaları hem de kararlarında geçerliliğini devam ettirdiği,
— Yargılama herhalde akademik bir altyapıyı gerektirdiği halde, çağdaş demokrasilerdeki uygulamaların aksine, yargıçlık ile üniversitede akademik çalışmanın, kürsü sahipliğinin bağdaşmazlığına yönelik bir inancın yargıda kaliteyi ciddi oranda düşürdüğü,
— katılımcılık ve demokratik atama yöntemleri yerine korporatif ve kast sistemini çağrıştıran bir yapılanmanın hüküm sürdüğü,
— adalet hizmetinin sunumunda eşitlik, etkinlik, verimlilik ve kamu hizmetinin sunumunda vatandaş odaklı olma gibi çağdaş ve evrensel ilkeler yerine kurumsal çıkarı esas alan bir yaklaşımın egemen olduğu, bu yüzden yüksek yargıdaki iş yükünün ve yargılama süresinin uzadığı,
— atamaların bilgi, beceri ve yapılan işi esas alan objektif kriterlere göre değil sübjektif kriterlere göre yapıldığı inancıyla hakim ve savcıların atama dönemlerinde tavassuta başvurmaları gerektiği konusunda ihtiyaç duydukları, bunun bir yansıması olarak Adalet Bakanlığı’nın her atama döneminde tavassuta başvurulmaması konusunda genelge çıkarmak zorunda kaldığı,
— Çağdaş kamu yönetiminde sicil verme uygulamasının terk edilerek yerine doğrudan ilgilinin bilgi, beceri ve çalışmasını ölçen objektif kriterlere dayalı performans sistemine geçilmiştir. Ancak buna rağmen hakim ve savcılar hakkında 2 yıllık dönemler halinde yapılan denetimlerde Adalet Müfettişleri toplam onbeş- yirmi günlük denetim süresi içerisinde bir iki saati aşmayan yüzyüze görüşme ve gözlemden edindiği bilgi ve izlenime göre hakim ve savcıların yirmidört ayı hakkında kanaatlerini içeren hâl kağıtları doldurmaktadırlar. Sübjektif kriterlerin yer aldığı hâl kağıtları daha sonra ilgilinin gizli sicil dosyasına konulmaktadır. HSYK ise bu hâl kağıtlarını düzenleyen müfettişe veya hakkında düzenleme yapılan kişiye göre kimi zaman dikkate almakta ve kararlarına gerekçe yapmakta kimi zaman dikkate almamaktadır. Mevcut haliyle hâl kağıdı düzenlemesi uygulamasının çağın performans ölçme değerlendirme anlaşına uymadığı ve sübjektif unsurlar içerdiği gibi HSYK’nın kişiden kişiye değişen keyfi uygulamalarına dayanak oluşturduğu,
— en temel insan hakkı olan savunma hakkının herkese ve her aşamada tam olarak tanınması yönünde yürürlüğü konulan kanuni düzenlemeler ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına karşın hakim ve savcılar hakkındaki soruşturmalarda savunma hakkının tanınmadığı,
— yargılamanın temel ilkesi alenilik olmasına ve alenilik ilkesinin ihlal edilmesi bir bozma nedeni olmasına karşın yüksek mahkeme kararlarının Avrupa Birliği İştişari Ziyaret Raporlarında eleştirildiği üzere yayınlanmadığı
görülmektedir.
Geçmişteki reformların yargı erkini kapsamamış olması, yargının iç işleyişine ilişkin kanunların niteliği ile yerleşik uygulamalar sorunlara yol açmış ve kamuoyu gündeminde olumsuz olarak gelmesine ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde yüklü tazminatların ödenmesine neden olmuştur. Ancak bütün bunlara karşın yargı kendi içerisinde kapalı bir kutu olma özelliğini korumuş, çağdaş demokrasilerin hukuk devletini inşa için geliştirdiği öneriler, Türkiye’de hukuk devletine aykırılık isnadıyla karşılaşmıştır. Bu gerçek, Türkiye’de yargının işleyişinin hukuk devleti gereklerini karşılamadığının kanıtıdır.
Demokrasinin yerleşmesi ve yaşayabilmesinin devletin tüm kurumlarını kapsaması gerektiği yönündeki ana düşünceden hareketle bugüne kadar kapsam dışı tutulan yargı erkinin demokratikleşmesi, çağdaş ve evrensel değerlere uygun işleyişinin sağlanması amacıyla bu öneri hazırlanmıştır. Öneri, bir anayasa değişikliği gerektirmeksizin sadece mevcut kanunlarda değişiklik yapılarak ülkemizin 21 nci yüzyılın çağdaş değerlerine uygun, adil, demokratik, insan haklarına dayalı ve objektif ölçütleri hayata geçirilmesini hükümleri içermektedir.
 
 


MADDE GEREKÇELERİ
Madde 1.– Maddeyle 2802 sayılı Kanunun 21 inci maddesinin (c) bendinde yapılan değişiklikle, dünyada ve ülkemizde uygulanmaya başlayan performansa dayalı ölçme ve değerlendirme sistemi getirilmektedir.
Yargıtay ve Danıştay’dan belirli sayıda iş geçirmeye dayalı sistemin hâkim ve savcıları gereksiz temyiz yolunu kullanmaya sevk etmesi dolayısıyla yüksek mahkemelerin işyükünün artmasına, yargılama süresinin uzamasına ve işlerin yavaşlamasına neden olmaktadır.
“Kanun yolu incelemesinden geçen iş sayısı” ibaresi yerine getirilen “kararlarındaki isabet oranı” kavramıyla, hâkimin sadece yüksek mahkemelerden geçen kararları değil, taraflarca hukuka uygun ve adil bulunarak istinaf yoluna gidilmeyen veya temyiz edilmeyen kararları da değerlendirmeye alınmaktadır.
Yargıtay ve Danıştay daireleri tarafından hâkim ve savcılara “not verme” sisteminin ise yargının bağımsızlığı ilkesini zedelediği, hâkimlerin not korkusuyla “direnme” kararı verememeleri sonucunu doğurduğundan terk edilmektedir.
Maddeyle getirilen “Performans kriterlerine” dayalı bu sistem hâkim ve savcıların önlerine gelen işleri zamanında ve doğru şekilde sonuçlandırmalarını hedeflemektedir. Bunun için hâkim ve savcıların önlerine gelen işlerden ne kadarını sonuçlandırdıklarını tespit için “İş oranı” ile verilen kararların tümüne oranla kanun yollarına başvurulması sonucunda bozulan kararların oranını ifade eden “Kararlardaki isabet oranı” getirilmiştir.
Madde 2.– Öneriyle 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanununun 24 üncü maddesi yürürlükten kaldırılmaktadır. Günümüzde kamuda amir-memur ilişkisinin geçerli olduğu hiyerarşik yapılanmada geçerli olan sicil, rapor ve hâl kâğıdı düzenleme uygulaması gibi sübjektif nitelikteki ölçme ve değerlendirme sisteminin terk edilerek kişinin yaptığı işi ölçmeye dayalı performans sistemine geçildiği bir ortamda; aralarında hiyerarşik bir ilişki bulunmayan adalet müfettişi ile hâkim ve savcılar arasında hâl kâğıdı uygulamasının sürdürülmesi mesleğin niteliğine ve çağın gereklerine uygun düşmemektedir. Bu nedenle performansı ölçen objektif ölçütlere ağırlık verilmekte ve müfettişten müfettişe değişebilecek sübjektif değer yargılarını içeren hâl kâğıdı uygulamasından vazgeçilmektedir.
2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanununun 28 inci maddesi yürürlükten kaldırılmıştır. Yüksek mahkeme tarafından alt derece mahkeme hâkimlerine not verilmesi uygulamasının;
-     Yargıya duyulan güveni sarstığı, hâkimi adaleti tesis dışında endişelere sevk ettiği,
-     Direnme kararı vermeleri durumunda dosyaya bakan dairenin bir başka dosyada “Orta not” verilir endişesiyle hâkimlerin “Direnme kararı” veremedikleri bu nedenle yargı bağımsızlığına aykırı olduğu,
-     Hukukun gelişimini ve bilimsel içtihadın ortaya çıkışını önlediği, yargıçların yasayı yorumlama konusundaki anayasal yetkilerini bertaraf ettiği,
-     Hâkimlerin not düzeltme için girişimde bulunmalarının yüksek mahkemelerin sadece alt derece mahkemelerin kararlarını üzerinde incelemesinden öte terfi gibi idari işleme dâhil olmalarına, dolayısıyla hâkimler üzerinde idari otorite olarak nitelendirilebilecek bir konuma taşıdığı, bunun da Anayasaya aykırı olduğu eleştirileri yapılmıştır.
 
Yukarıda sayılı nedenlerle birlikte, önerinin 2 inci maddesiyle 2802 sayılı Kanunun 21 inci maddesinin (c) bendi değiştirilerek performansa dayalı ölçme ve değerlendirme sistemi getirildiğinden madde metni yürürlükten kaldırılmıştır.
Öneriyle, 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanununun 32 inci maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi ile son fıkra metinden çıkarılmıştır.
-     Hâkimlik ve savcılık mesleği; üçüncü sınıf, ikinci sınıf, birinci sınıfa ayrılmış ve birinci sınıf olmak üzere dört sınıfa ayrılır. Sınıflar arası geçişlerde diğer sadece birinci sınıfa ayrılmada özel ve sübjektif nitelikte “c” bendi hükmünün yer almasının kanunun kendi içerisindeki uyumu ve çağdaş ölçme ve değerlendirme sistemleri bağdaştırma olanağı yoktur.
-     Bu bentte yer alan hükmün uygulanması her yıl değişen ilke kararlarıyla belirlenmesinin yanı sıra HSYK’nin kendi belirlediği ilke kararlarına aykırı şekilde bu nitelikleri taşımayan kimi hâkim savcıyı birinci sınıfa ayırırken kimisini ise sözkonusu nitelikleri taşımasına rağmen birinci sınıfa ayırmama işleminde “c” bendi hükmünü gerekçe olarak kullandığı yönünde yoğun yakınmalar söz konusudur. Gerçekten de anılan hükmün Kurul’un yapısına ve üyelere göre değişebilir nitelikte olması nedeniyle gerçek bir ölçme değerlendirme ölçütü niteliğinden uzak, keyfiliğe açık özellik taşıdığı görülmektedir.
-     Ayrıca, 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanununun 21 inci maddesinde düzenlenen “Derece İlerlemesine” ilişkin şartlara göre değerlendirme yapılıp terfi ettirildikten sonra yeniden aynı gerekçelerle kaldırılan 32 inci maddenin (c) bendine göre değerlendirme yapılıp bu kez birinci sınıfa ayrılmama yönünde karar verilmesinin çelişki doğurduğu açıktır.
-     Diğer yandan kaldırılan (c) bendinde yer alan “Bilimsel güç ve yeteneği ile hizmet ve meslekteki başarısına göre emsali arasında temayüz etmiş olmak,” şartına ilişkin unsurlar arasında yer alan “Bilimsel güç ve yeteneği” ölçecek ve değerlendirecek kurum ve kurullar üniversitelerin akademik kurullardır. Oysa kanun bu işi, konuyla ilgisi olmayan Hakimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna vermiştir. Mevcut düzenleme bilimsel güç ve yeteneğin tespiti açısından devlet organları arasında çatışmaya ve kargaşaya yol açmaktadır.
-     Belirtilen nedenlere maddenin (c) bendi ve bu hükme bağlı olan son fıkra kanundaki uyumun sağlanması amacıyla yürürlükten kaldırılmıştır.
Öneriyle, 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanununun 47 nci maddenin 4 üncü fıkrası madde metninden çıkarılmaktadır. Kanunun 37 nci maddesi uyarınca Bakanlık tetkik hâkimliğine atanabilmek için hâkimlik ve savcılık mesleğinde fiilen en az beş yıl görev yapmış olmaları şartıyla ilgililerin muvafakatleri ile Adalet Bakanı tarafından atama yapılabilmektedir. Ancak Kanunun 47 nci maddesinin 4 üncü fıkrası uyarınca beş yıl görev yapma süresi koşulu aranmadan geçici olarak atama yapılmasına olanak sağlanmaktadır. Süre koşulu yerine getirilmeden atamaya olanak veren bu fıkra hükmü gereğince kuradan atanan hâkim ve Cumhuriyet savcısının bir gün görev yapmadan Bakanlık merkezinde geçici olarak görevlendirilmekte ve uzun yıllar buralarda görev yapmaktadırlar. Günümüzde bu yol kürsüden uzaklaşmak için bir araç haline geldiği gibi ve 5 ve 4 üncü bölgelerde görev yapılmadan üst görevlere yükselmesine yol açması nedeniyle meslek mensupları arasında adaletsizliklere ve yakınmalar neden olmaktadır. Değişiklikle Adalet Bakanlığı merkez kuruluşuna atanmaya ilişkin 37 nci maddeye istisna getiren 47 nci maddenin 4 üncü fıkrası madde metninden çıkarılmakta ve halen görev yapanların durumları bu değişikliğe göre gözden geçirilmesi amaçlanmaktadır.
Önerinin 24 üncü maddede yapılan değişikliğe uyum sağlanması amacıyla ve aynı gerekçeyle 59 uncu maddedeki müfettiş hâl kâğıdı ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.
Anayasada düzenlenen hâkimlik ve savcılık teminatına aykırı şekilde, tamamen Kurul’un sübjektif değerlendirmesine açık olan meslekten çıkarmayı düzenleyen 69 uncu maddenin dördüncü ve beşinci fıkraları madde metninden çıkarılmıştır.
Madde 3.– Maddeyle 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanununun 21 inci maddesinde yapılan değişikliğe paralel şekilde 33 üncü maddede düzenlemeye gidilmiştir.
Madde 4.– Öneriyle, 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanununun 35 inci maddesi değiştirilerek hakim ve savcıların yer değiştirmelerinde objektif ölçüler esaslar getirilmektedir.
Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından yapılan Hâkim ve savcıların atamaları objektif kriterlerin olmadığı, eşit uygulama yapılmadığı, tavassut yapıldığı gerekçeleriyle yoğun eleştirilere hedef olmakta hatta zaman zaman bu eleştiri ve haberler medya aracılığı ile kamuoyu gündemine gelmektedir. Bu nedenle her kararname döneminde Hâkim ve savcılar Ankara’ya taşınmakta kurul üyelerini görmek zorunda kalmakta ve Adalet Bakanlığı da “tavassut yapılmaması” yönünde genelgeler yayınlamaktadır.
Meslek hayatını neredeyse Ankara’nın batısına geçmeden tamamlayanlar olduğu gibi Marmara ve Ege bölgelerinin gelişmiş ve turistik yerlerinde tamamlayanlara ilişkin örneklere rastlanmaktadır. 
Bütün bu sakıncaları ortadan kaldırmak ve atamaları objektif kurallara bağlamak için diğer bakanlıklarda yıllardır uygulandığı şekilde puanlama sistemi getirilmektedir. Bu sistem, madde metninde öngörülen şekilde belirlenen hizmet yeri puanı ile hizmet puanının toplanması sonucu oluşmaktadır.
Artık günümüzde çağdaş ve evrensel personel yönetim ilkeleri olan objektif kurallara dayalı, aleniyet ve eşitlik esasları geçerlidir. Kamu personeli sadece kendisi ile ilgili işlemleri değil diğer kamu personelinin de nasıl ve neden hangi göreve geldiğini bilmektedir. Böylelikle hem bu tür görevlendirmelere ilişkin şüpheler giderilmekte ve hak edenin hak ettiği yere geldiği yolunda bir kanaat oluşarak personelin huzur içerisinde motivasyonunu bozmadan görev yapmasını sağlamakta hem de atama işlemlerinde bütün kamu görevlilerinin suiistimalleri önleyici kontrollerini imkân sağlanmaktadır.
İşte bu ilkelerle amaçlanan hedeflere ulaşılabilmesinin aracı da; yer değiştirmeye ilişkin kararnamelerin hazırlanmaya başlanılmasından önce boşalacak yerlerin ve daha da önemlisi yer değiştirme kararnamesinin kesinleştirilmesinden sonra kimin hangi puanla ve hangi yasal mazeretiyle nereye gittiği ilan edilmesinden geçmektedir. Böylelikle hâkim ve savcılar kendi talep ettikleri yere daha düşük puanla atama yapılması durumunda itiraz etme fırsatı elde edeceklerdir.
Çağdaş personel yönetimin diğer bir özelliği de çalışanlarının mağdur edilmemesinden geçtiğinden hazırlık çalışmalarının ilan edilmesiyle hâkim ve savcılarının görev yerlerinin değiştirileceğini öğrenmelerine dolayısıyla bunun için önceden hazırlık yapmalarına ve mağdur olmamaları imkân sağlanacaktır.
Mevcut uygulamada bir kısım hâkim ve savcıların haklarında hiçbir ceza olmamasına karşın 7-8 yıl gibi süre ve birden fazla 5 ve 4. bölgelerde çalıştırılmasına karşın bir kısım ise hiç 5 ve 4. bölgelerde çalıştırılmadan meslek hayatların tamamladıkları göz önünde alınarak personel yönetimin çağdaş ve evrensel ilkelerden olan eşitlik ilkesi gereği bütün hâkim ve savcıların, belirlenen bölgelerin tamamında görev yapmaları zorunluluğu getirilmiştir.
Madde 5–Öneriyle, 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanununun 71 inci maddesinin ikinci fıkrası değiştirilmektedir. Maddeyle temel insan hakları arasında yer alan savunma hakkına ilişkin düzenlenme yapılmıştır. Hâkim ve savcıların kişisel ve meslek hayatlarını doğrudan etkileyen disiplin soruşturması sırasında ve Kurul önünde savunma hakkının Uluslararası ve ulusal mevzuata düzenlenen haklara aykırı şekilde kısıtlandığı bir gerçektir. En ağır suçu işleyen kişiye dahi savunmaya ilişkin tüm haklar verilirken, hâkim ve savcıların gerek adlî ve gerekse idarî nitelikteki soruşturmalarında savunmaya ilişkin hiçbir hak tanınmamadan, soruşturma dosyasını ve dosya içerisindeki aleyhindeki delilleri görmeden, avukat tutma hakkı tanınmadan sadece soruşturma sonunda kendisine verilen iki üç cümleden ibaret soyut iddialara karşı savunması yapılması istenmektedir. Yasak savma kabilinden istenen bu savunmanın ardından Hakimler ve Savcılar Kurulunda hâkim ve savcının bizzat kendisinin sözlü yada vekili aracılığı ile savunmasına imkân tanınmadan dosya görüşülüp ceza verilmekte ve verilen bu cezalara karşı da yargı yoluna başvurmak Anayasa hükmü gereği mümkün olmamaktadır.
Yapılan düzenleme hâkim ve savcılara özel bir ayrıcalık getirilmemekte, diğer kamu görevlilerin sahip olduğu savunma hakkı tanınmaktadır.
Madde 6.– Öneriyle, 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanununun 82 nci maddesinin ikinci fıkrası değiştirilmiştir. Uygulamada hâkim ve savcılar hakkında yapılan soruşturma gizli olarak yürütülmekte, soruşturma dosyası, dosya içerisindeki bilgi, belge ve deliller hakkında soruşturma yapılan hâkim ve savcıya gösterilmeden sadece birkaç cümle ile savunması istenmektedir. Bu durum hâkim ve savcıların mağduriyetine neden olduğundan hâkim ve savcılar hakkındaki soruşturmalar 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerine göre yürütülür şeklinde fıkra metni değiştirilmiştir.
Madde 7.– Maddeyle 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanununun 84 üncü maddesi; Önerinin 12 ve 13 üncü maddesinde belirtilen gerekçelerle ve bu değişiklere uygunluk sağlaması amacıyla değiştirilmiştir.
Madde 8.– Maddeyle 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun 32 nci ve 35 inci maddesinde yapılan değişikliklerin uygulamaya geçirilmesi amacıyla geçici maddeler eklenmesi yoluna gidilmiştir.
Madde 9.–Maddeyle 2461 sayılı Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun 16 ncı maddesi başlığı ile birlikte değiştirilmiştir.
Milli Güvenlik Kurulu kararlarının belirli bir süre geçmesiyle üzerindeki gizliğin kaldırılarak kamuoyuna açıklanması yolunda anayasal değişikliklerin yapıldığı bir dönemde çoğunluğu yüksek yargıçlardan oluşan bir kurulun çalışmalarını gizli yapması Türkiye Cumhuriyeti devletinin demokratik ve hukuk devleti niteliklerine aykırıdır.
Kurul’un disipline ilişkin kararlarının yayınlanmasıyla Hâkim ve savcıların hangi eylemlerin ne tür disiplin cezasını gerektiğini öğrenmelerine sağlanmış hem de disiplin suçu işleyerek içinde bulunduğu mesleğe zarar verme niyetinde olanlara yönelik manevi yaptırım getirilmiş olacaktır.
Madde 10.–Maddeyle 2797 sayılı Yargıtay Kanununun 20 nci maddesinin birinci fıkra (1) no'lu bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki bent eklenmiş sonraki bent numaraları buna göre teselsül ettirilmiştir.
Yargıtay yılda milyona yakın dosya hakkında karar vermesine karşın oransal olarak bindelik sayılarla ifade edilebilecek seviyede “kendisi tarafından seçilen” kararı Yargıtay Dergisinde yayınlamaktadır. Diğer kararlar Yargıtay üyeleri ya da ilgili dairenin tetkik Hâkimleri tarafından yazılan kitaplara konulmakta ve bu kitaplar taşradaki Hâkim savcılara sattırılmak üzere gönderilmektedir. Adalet Bakanlığı yılda birkaç defa genelge yayınlayarak bu kitapların satımına aracılık etmemesi için Hâkim ve savcıları uyarmaktadır.
Mevcut durumda Hâkim, savcı ve avukatlar ile doktrinin Yargıtay’ın kararlarını bir bütün olarak görmesi hukuki ve bilimsel olarak eleştirisi ortadan kaldırılmıştır. Bu durum Adalet Bakanlığı internet sitesinde yayınlanan Türk Yargı sistemine ilişkin AB İstişarî raporunda tespit edilerek “Yüksek Mahkemelerin Bütün kararlarının yayınlanması gerekir” şeklinde net ifadelerle dile getirilmiştir. Anılan nedenlerle Yargıtay kararlarının tamamının internet ortamında yayınlanması zorunluluğu getirmiştir.
Madde 11–Maddeyle 2797 sayılı Yargıtay Kanununun 20 nci maddesinde yapılan değişikliğe paralel bir şekilde aynı kanunun 50 nci maddesinin ikinci fıkrası (a) bendinden sonra gelmek üzere bir bent eklenmiş sonraki bent numaraları buna göre teselsül ettirilmiştir.
Madde 12.–Maddeyle Önerinin 17 nci maddesinde belirtilen gerekçelerin Danıştay yönünden benzeyen yönleri nedeniyle 2575 sayılı Danıştay Kanununun 52 nci maddesinin birinci fıkrasına kurullar ve dairelerden verilen kararların tümünün elektronik ortamda ücretsiz olarak yayınlanmasını sağlamak üzere (g) bendi eklenmiştir.
Madde 13.–Maddeyle 2575 sayılı Danıştay Kanununun 52 nci maddesinde yapılan değişikliğe paralel şekilde 88 inci maddede düzenleme yapılmıştır.
Madde 14.–Maddeyle 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 5 nci maddesinin birinci fıkra “b” bendinde değişikliğe gidilmiştir. Hakimler ve Savcılar Kanununda mahkumiyeti gerektirmeyen ve subjektif nitelikte meslekten ihracı öngören hükümler nedeniyle yüz kızartıcı suçlar dışında anılan nitelikleri kaybedenlerin durumu hüküm dışına çıkarılmıştır.
Yürürlük:
Madde 15.–Yürürlülük maddesidir.
Yürütme:
Madde 16.–Yürütme maddesidir.
2802 SAYILI HAKİMLER VE SAVCILAR KANUNU İLE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN ÖNERİSİ
 
Madde 1.–2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanununun 21 inci maddesinin birinci fıkra (c) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“Mesleki bilgi ve anlayışları, gayret ve çalışkanlıkları, göreve bağlılıkları ve devamları, gördükleri işlerde birikime sebep olup olmadıkları, çıkardıkları işlerin oranı ve mahiyetleri, kararlarındaki isabet oranı, örnek karar ve mütalaaları mesleki eser ve yazıları göz önünde tutularak Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca ilan edilen derece yükselme ilkelerinde aranan koşulları taşımaları,”
Madde 2.– 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanununun 24, 28 inci maddeler, 32 nci maddenin birinci fıkrasının (c) bendi, 47 nci maddenin 4 üncü fıkrası, 59 uncu maddesinde yer alan “müfettişler tarafından verilen hâl kâğıtları ve” ibaresi, 69 uncu maddenin dördüncü ve beşinci fıkraları, 73 üncü maddesinin son fıkrası metinden çıkarılmıştır.
 Madde 3.– 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanununun 33 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan iş cetvelleri” ibaresinden sonra gelme üzere “kararlarındaki isabet oranı” ibaresi eklenmiş ve 35 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
Madde 35 – Hâkim ve savcılar, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenecek çalışma süresine göre hizmet yeri ve hizmet puanlarının hesaplanmasına dayalı Atama ve Nakil Yönetmeliğine uygun olarak uzmanlık bilgilerine öncelik tanımak suretiyle aynı veya başka yerlerdeki eşit veya daha üst görevlere kazanılmış hak aylık ve kadro dereceleriyle naklen atanırlar.
Hizmet yeri puanı; Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığınca hazırlanan İl ve İlçelerin Sosyo-Ekonomik Gelişmişlik Sıralaması Tabloları ile ekonomik, sağlık, sosyal, kültürel, coğrafi ve ulaşım şartları yönünden benzerlik ve yakınlık gösteren il ve ilçeleri gelişmişlik sırasına göre düzenlenir. Yeni il ve ilçeler kurulması halinde, yeni tablolar yayınlanana kadar, ayrılınan il ve ilçenin puanları uygulanmaya devam edilir.
Hizmet Puanı; Hâkim ve savcıların çıkardığı işlerin miktarı ve oranı, kararlarındaki isabet oranı ile akademik unvan, mesleki eğitim, alınan eğitimler ve hazırlanan eserler ile unvanlı görevler göz önüne alınarak belirlenir. Alınan disiplin cezalarda ise; kesinleşmiş olmak şartıyla ve cezayla orantılı olacak şekilde hizmet puanından düşülür.
Eşitlik durumlarında Yönetmelikte sayılan mazeretlerden birine sahip olan atamaya hak kazanır. Böyle bir mazeret yoksa daha fazla meslek kıdemine sahip olan atanır.
Geriye doğru hesaplamalarda Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihteki tablolar kullanılır. Ücretsiz izinli olarak muvazzaf askerlikte geçirilen süreler için personele, askerliğin yapıldığı yerin hizmet puanı verilir.
Yer değiştirmeye ilişkin kararname öncesinde boşalacak yerler ilan edilir. Yer değiştirmeye ilişkin kararnamenin kesinleşmesiyle birlikte ilgililerin atandıkları yer ve puanları birlikte ilan edilir.
Adli ve idari yargı teşkilatı bulunan yerler; coğrafi ve ekonomik şartları, sosyal, sağlık ve kültürel imkânları, mahrumiyet dereceleri ile ulaşım ve diğer durumları dikkate alınarak bölgelere ayrılır ve her bölgedeki görev süreleri saptanır. Hâkim ve savcıların, her bir bölgede görev yapması zorunludur. Alt bölgede geçen süre üst bölgede geçmiş sayılır.
Adlî yargıda aynı bölgedeki yerlerden bölge adliye mahkemesinin bulunduğu yer; asliye hukuk mahkemesinin bulunduğu yerlerden de ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yer hizmet yeri bakımından üstün sayılır. 
İdari yargıda aynı bölgedeki bölge idare mahkemesi, idare ve vergi mahkemesinden, hizmet yeri bakımından üstün sayılır.
Bölgelerde başarısızlığı ve görev gereklerine uyumsuzluğu belgelerle saptananların, o bölgedeki görev süresini doldurup doldurmadığına ve meslek kıdemine bakılmaksızın, hizmetinden yararlanılabilecek diğer bir bölgeye veya bulunduğu bölge seviyesinde bir yere naklen ataması yapılabilir.
Atama ve Nakil Yönetmeliğinde gösterilen kişisel veya aileye ilişkin sağlık ve diğer haklı nedenlerle yer değiştirme isteminde bulunanların yerleri değiştirilebilir.”
Madde 4.–2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanununun 48 inci madde birinci fıkrasının son cümlesi ile üçüncü fıkrada yer alan “meslek ile ilgili konularda” ibaresi metinden çıkarılmış, “Adalet Bakanının izin vermesi koşuluyla adalet yüksekokulları” ibaresi “üniversiteler” olarak değiştirilmiştir.
Madde 5.–2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanununun 71 inci maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“Hâkim ve savcılar; soruşturmada ve Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu önündeki her aşamada sözlü veya yazılı olarak kendisi veya vekili vasıtasıyla savunma hakkına sahiptir.”
Madde 6.–2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanununun 82 nci maddesinin ikinci fıkrası ise aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“Hâkim ve savcılar hakkında soruşturma 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerine göre yürütülür.”
Madde 7.–2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanununun 84 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
Madde 84 – Hâkim ve savcılar 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerine göre savunma haklarını kullanırlar.”
Madde 8.–2802 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici maddeler eklenmiştir.
Geçici Madde 19– 32 nci maddede yapılan değişiklik uyarınca birinci sınıfa ayrılmaya hak kazananların durumu kanunun yayımı tarihinden itibaren bir ay içinde Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca re’sen incelenerek birinci sınıfa ayrılma ve birinci sınıf olma tarihleri düzeltilerek emsallerine uygun hale getirilir.”
 “Geçici Madde 20– 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanununun 35 maddesi uyarınca puan esasına ilişkin yönetmelik bu kanunun yayımı tarihinden itibaren üç ay içinde yayınlanır. Bu yönetmelik doğrultusunda hâkim ve savcıların hizmet yeri ve hizmetlerine ilişkin puanlar ise altı ay içerisinde hesaplanarak yayınlanır.
Madde 9.–2461 sayılı Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun 16 ncı maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
Soruşturma ve Kararlar
Madde 16.-Disiplin soruşturması süreci aleni olup niteliği elverdiği ölçüde 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerine göre yürütülür. Kararlar gerekçeli olarak açıklanır ve yayınlanır.
Madde 10.–2797 sayılı Yargıtay Kanununun 20 nci maddesinin birinci fıkra (1) no'lu bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki bent eklenmiş sonraki bent numaraları buna göre teselsül ettirilmiştir.
“Kurullar ve dairelerden verilen kararların tümünün elektronik ortamda ücretsiz olarak yayınlanmasını sağlamak,”
Madde 11.–2797 sayılı Yargıtay Kanununun 50 nci maddesinin ikinci fıkrası (a) bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki bent eklenmiş sonraki bent numaraları buna göre teselsül ettirilmiştir.
“Kurullar ve dairelerden verilen kararların tümünü elektronik ortamda ücretsiz olarak yayınlanmak,”
Madde 12.–2575 sayılı Danıştay Kanununun 52 nci maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki (g) bendi eklenmiştir.
“Kurullar ve dairelerden verilen kararların tümünün elektronik ortamda ücretsiz olarak yayınlanmasını sağlamak,”
Madde 13.–2575 sayılı Danıştay Kanununun 88 inci maddesinin birinci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiş sonraki fıkra numaraları buna göre teselsül ettirilmiştir.
“Kurullar ve dairelerden verilen kararların tümünü elektronik ortamda ücretsiz olarak yayınlanmak,”
Madde 14.–Maddeyle 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 5 nci maddesinin birinci fıkra “b” bendine kesinleşmiş ibaresinden önce gelmek üzere “yüz kızartıcı bir suçtan dolayı”ibaresi eklenmiştir.
Yürürlük:
Madde 15.–Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
Yürütme:
Madde 16.–Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
 
Metnin tamamıiçin buraya tıklayınız.


Tarih :
24 Temmuz 2010

Yazdır  E-posta ile gönder

 


Yorum Eklemek için Üye Olmalısınız

Henüz yorum yapılmamış.
 
  İdari Yargı Haberleri
  Haberler Anasayfa
  Haber Kategorileri
 
 
 

  Copyright © 2009 İdare Hukuku / Künye - İletişim

Bu internet sitesindeki hiçbir bilgi kesin bilgi veya öneri olarak kabul edilmemeli ve herhangi bir karar veya eyleme temel oluşturmamalıdır. Kendi spesifik durumunuz konusunda sadece uzman hukukçudan alacağınız bilgiler doğrultusunda hareket etmeniz gerekir. Bu sitedeki bilgilerin doğruluğu ve geçerlilik süresi konusunda www.idarehukuku.net kesinlikle sorumluluk sahibi değildir.