İdare Hukuku

Hoşgeldiniz



Favorilerime Ekle

 
 
 
 
  İdari Yargı > İdari Yargı Dava Dilekçeleri

İdari Yargı Dava Dilekçeleri

İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU
 
    Kanun Numarası: 2577
    Kabul Tarihi: 06/01/1982
    Yayımlandığı Resmi Gazete Tarihi: 20/01/1982
    Yayımlandığı Resmi Gazete Sayısı: 17580
 
İDARİ DAVALARIN AÇILMASI:
    Madde 3 - 1. ( Değişik bent: 10/06/1994 - 4001/2 md.) İ dari davalar, Danıştay, idare mahkemesi ve vergi mahkemesi başkanlıklarına hitaben yazılmış imzalı dilekçelerle açılır.
    2. Dilekçelerde;
    a) Tarafların ve varsa vekillerinin veya temsilcilerinin ad ve soyadları veya unvanları ve adresleri
    b) Davanın konu ve sebepleri ile dayandığı deliller,
    c) Davaya konu olan idari işlemin yazılı bildirim tarihi,
    d) Vergi, resim, harç, benzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezalarına ilişkin davalarla tam yargı davalarında uyuşmazlık konusu miktar,
    e) Vergi davalarında davanın ilgili bulunduğu verginin veya vergi cezasının nevi ve yılı, tebliğ edilen ihbarnamenin tarihi ve numarası ve varsa mükellef hesap numarası,
    Gösterilir.
    3. Dava konusu kararın ve belgelerin asılları veya örnekleri dava dilekçesine eklenir. Dilekçeler ile bunlara ekli evrakın örnekleri karşı taraf sayısından bir fazla olur.
AYNI DİLEKÇE İLE DAVA AÇILABİLECEK HALLER:
    Madde 5 - (Değişik madde: 10/06/1994 - 4001/3 md.)
    1. Her idari işlem aleyhine ayrı ayrı dava açılır. Ancak, aralarında maddi veya hukuki yönden bağlılık yada sebep - sonuç ilişkisi bulunan birden fazla işleme karşı bir dilekçe ile de dava açılabilir.
    2. Birden fazla şahsın müşterek dilekçe ile dava açabilmesi için davacıların hak veya menfaatlerinde iştirak bulunması ve davaya yol açan maddi olay veya hukuki sebeplerin aynı olması gerekir.
 
          Dava Dilekçesinin Şekli
İdari Yargıda dava açabilmek için hazırlanacak dava dilekçesinin şekli ve içeriği 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 3. maddesinde açıklanmış olmakla birlikte, birden fazla işleme yahut başka şahıslarla bera­ber dava açılmasının koşulları da aynı Kanunun 5. maddesinde düzenlen­miştir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 1. maddesinde, Da­nıştay, bölge idare mahkemeleri, idare mahkemeleri ve vergi mahkemele­rinde yazılı yargılama usulünün uygulanacağı ve incelemenin evrak üze­rinde yapılacağı kurala bağlandığından, idari yargıda hazırlanacak dava di­lekçesinin içeriği, adli yargıda açılacak dava dilekçesinin içeriğinden daha fazla önem ve ağırlık taşır.
İdari yargılama usulümüz esas itibariyle “yazılı”lık esasını benimse­miş olduğundan ve sözlü olarak dava açma imkanını vermediğinden, idari davaların, görev ve yetki durumuna göre Danıştay, idare mahkemesi ve vergi mahkemesi başkanlıklarına hitaben yazılmış dilekçelerle açılması zo­runludur.[1] İdari yargıda şifahi olarak dava açılması mümkün değildir. İdari dava açıldıktan sonra bile, örneğin keşif ya da duruşma sırasında dava dos­yasında olmayan hususların iddia edilmesi veya savunulması halinde bu hususun derhal yazılı olarak mahkemeye sunulması istenir. Çünkü, yargı­lama sırasında bile şifahilik yoktur. Bu sebeple idari yargıda tanık ya da şahit dinlenilmez. Yargılama sonucunda verilen karar sözlü olarak açıklanmaz. Ancak gerekçeleriyle birlikte yazılı olarak tebligat yapılır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 3. maddesinde idari davaların açılması düzenlenmiştir. Bu maddeye göre öncelikle dava dilekçe­sini başlığı, muhakkak Danıştay, İdare Mahkemesi ve Vergi Mahkemesi Başkanlıklarına yani idari yargıda mevcut bir mahkeme başkanlığına hita­ben yazılmış olması gerekir. Bu husus çok önemlidir. Çünkü, idari yargı dü­zeni içinde, bir mahkemeye ya da Danıştay’a dava açıldığında, eğer ki dava yetkisiz ya da görevsiz bir mahkemeye dava açılmış olsa bile, kendisine dava açılan idari yargı yeri, görevli ve yetkili idari yargı yerini belirleyerek dava dosyasını bu mahkemeye ya da Danıştay’a gönderecektir. Ancak, dava dilekçesinin başlığının adli veya askeri bir yargı yerine hitaben yazılmış olması halinde öncelikle bahsedilen yanlışlığın düzeltilmesi gerekir. Böyle bir durumda, davanın görev yönünden reddi sonucu ortaya çıkabilir.
Başlığı idari yargı yerlerinden (görevli ve yetkili olan) birine hitaben yazılmış dava dilekçelerinde, aşağıdaki hususlara yer verilmesi gerekmekte­dir.
Dava dilekçelerinde, davayı açan ve hasım konumunda olan tarafların ve varsa vekillerinin veya temsilcilerinin ad ve soyadları veya unvanları ve adreslerinin yer alması gerekir. Burada yer alan isimler hukuki ehliyete sa­hip olması, temsilcilerin de hukuken temsile yetkili olması gerekir. Yine bu­raya yazılacak adres de çok önemlidir. Çünkü hukuki her türlü tebligatlar bu ad­rese gönderilecektir. Eğer davacılar birden fazla ise her bir davacının ayrı ayrı adresinin yazılması gerekir. Bazen avukat eliyle takip edilen dosyalarda davacılar birden fazla olmasına rağmen sadece avukatın adresi bulunmakta­dır. Bunun mahzurları şu şekilde olabilir. Eğer avukat davayı takipten vazge­çerse o zaman bizzat davacıların adreslerine ihtiyaç bulunmaktadır. Esasında bu hususta yoruma gerek de yoktur. Dava dilekçesinde taraf ko­numunda bulunan herkesin ad ve adresinin yazılması gerektiği yasa hükmü gereğidir.
İdari Yargıda hasım konumunda, genel olarak bir kamu idaresi ola­cağından, husumet mevkiine yazılan idarenin (tarafın) adresinin muhakkak yazılması, kural olarak gerekli ise de, bu adresin yazılmamasının dava di­lekçesini sakatlayacağını söyleyebilmek zordur. Çünkü, davalı idarenin adre­sinin de ötesinde, bizzat davalı idare hatalı olarak yazılmış (tespit edil­miş) ise bile, iptal davalarında, bu durum idari yargı yerince re’sen incelene­rek düzeltilebilecek bir husustur. İdari yargıda görülmekte olan iptal dava­sında, davalı idareden ziyade, o idarece tesis edilen idari işlem yargılan­makta­dır. Yani davanın konusu yargılanan veya bir başka ifadeyle hukuka uy­gunluk denetimi yapılan işlemin kendisidir. Öyleyse davalı idarenin doğru yazılması durumu daha çok tam yargı davalarında önem kazanmakta­dır. Zararı doğuran idareyi iyice tespit ettikten sonra davayı bu idareye yö­neltmek gerekir.
Eğer iptal davası açılmakta ise, o zaman dava konusu işlemin tebliğ tarihinin de dava dilekçesinde gösterilmesi gerekmektedir. Bazen işlemin tesisinden itibaren altmış günlük süre dolmadan dava açılır. Bu halde eğer dava konusu itibariyle altmış günlük süreye tabi ise, dava konusu işlemin tebliğ tarihinin dilekçede gösterilmemesi büyük bir eksiklik değildir. O halde dava konusu işlemin tebliğ tarihinin dilekçede gösterilmesi, davanın süresi içinde açılıp açılmadığının idari yargı yerince yapılacak ilk inceme sıra­sında denetiminin yapılması için gereklidir. Dava konusu işlemin yazılı bil­dirim tarihinin, dilekçede davanın taraflarının yazıldığı kısmın hemen sonra­sında gösterilmesinde yarar vardır.
Buraya kadar dilekçede olması gereken hususlar daha çok tanıtım gibi değerlendirilebilir. Bundan sonra, esas olarak davanın ne amaçla açıldığı, yani davanın konusunun ve sebeplerinin ayrıca dayanılan delillerin ayrıntılı olarak dilekçede gösterilip açıklanması gerekir. Kural olarak, idari yargıda re’sen inceleme yetkisi bulunduğundan, iptal davalarında bazen, dava ko­nusu edilen işlemin hukuka aykırı olduğunun söylenilmesi ya da iddia edil­mesi yeterli kabul edilebilir. Bunu her zaman söylemek mümkün değildir.
Davanın konusu ve sebepleri ile dayandığı delillerin ayrıntılı olarak dava dilekçesinde izah edilmesi ile yargı yeri, davacının hukuki durumu hakkında bilgi sahibi olmaktadır. Yargı yerince, dava dosyasında yazılı ol­mayan hususlara göre inceleme yapılamayacağından, dava dilekçesinin ay­rıntılı düzenlemesinde fayda vardır. Çünkü, bazı hallerde hukuki denetim, iddia edilen hususlarla bağlı kalınmak suretiyle yapılmaktadır. Davacı tara­fından hukuka aykırılığı öne sürülüp iddia edilmeyen hususlar yönünden inceleme yapılmamaktadır.
İdari yargı yerleri, kendiliklerince, dava açılmadan bir idari işlemi de­netleyemeyecekleri gibi, dava dilekçesinde dava konusu olarak gösterilen hususları da değiştiremezler. Bu bakımdan davanın konusunun iyice tespit edilip yazılması gerekir. Yani dava açan taraf, davanın sonucundan ne bekli­yorsa ya da hukuki olarak neyi elde etmek istiyorsa, bu hususu davanın ko­nusuna yazması ve sonuç kısmında da talep etmesi gerekir.
Örneğin, imar uygulamasına karşı açılacak davalarda, eğer sadece uy­gulama ve dağıtım-tahsis sıralarında hukuki olarak etkilenilmiş ise, imar uygulamasının iptalinin istenilmesi yeterlidir. Bu istem, haklı olması halinde davacıyı talep ettiği amaca götürecektir. Bazen de, hak sahipleri, taşınmaz­la­rının imar plânında istedikleri kullanımın dışında başka bir amaca tahsis edildiğini öğrenirlerse de o sırada bu hususu dava konusu etmeyebilir­ler. Ancak imar uygulamasına karşı dava açılırken bu uygulamanın daya­nağı imar plânına da dava açabilirler. Bu halde davanın konusunun açık şe­kilde dilekçeye yazılması gerekir. Bazen de hak sahiplerince sadece evinin ya da bir yapısının imar yolunda kalmasını dava konusu etmek isterlerse de, dava dilekçesinde sadece imar uygulamasına dava açmaları halinde davanın konu­sunu eksik yazmış olurlar.
Dolayısıyla bir düzenleyici işlemin uygulanmasına dair işleme karşı dava açılırken, eğer amaçlanan şey, genel düzenleyici işlem ile getirilen hususu ortadan kaldırmak ise, o zaman düzenleyici işlemin de dava konusu edilmesi gerekir. Yine bir inşaat ruhsatına karşı dava açılırken, esas hakkı ve menfaati ihlal eden ya da inşaat ruhsatının istenilmeyen şekilde oluşumuna dayanak olan imar plânı ise, imar plânına karşı dava açma süresi geçirilmiş olsa bile, inşaat ruhsatına karşı dava açılırken imar plânının da dava konu­suna dahil edilmesi gerekir. Aksi halde dava açma ile elde edilmek istenilen sonuca ulaşılması mümkün değildir.
Davanın konusunun açıkça belirtilmesi gerekir. “Ben şunu istiyorum, eğer mahkemenizce kabul edilmezse o zaman da diğer hususu talep ediyo­rum, yok eğer bu da mümkün değilse ötekini istiyorum” şeklinde terditli istemlerle dava açılmaması gerekir. İdari yargıda iptal davalarında iptali is­tenilen işlemin açıkça ve eğer mümkün ise tarih ve sayısı da belirtilmek su­retiyle iptalinin istenilmesi gerekir.
Özellikle iptal davalarında, açıkça bir işlemin iptalinin istenilmesi gerekir. Bunun haricinde, benimle ilgili şu hususun yerine getirilmesini istiyo­rum ya da şu şehire atanmama karar verilmesini istiyorum veyahut da her hangi bir şekilde, hakkında idari işlem niteliğinde olabilecek bir istem de bulunulmaması gerekir.
Tam yargı davalarında dava konusu miktarın net olarak belirtilmesi gerekir. Dava maddi ve manevi tazminat şeklinde açılmış ise maddi ve ma­nevi tazminat miktarlarının ayır ayrı belirtilip dayanaklarının da gösteril­mesi gerekir. Özellikle maddi tazminatın unsurlarını neye göre hesaplandığı izah etmek gerekir. Sadece kamu görevlilerince memuriyet yönünden kaza­nılmış hakları ile ilgili ya da maaşları ile ilgili dava açılırken net rakam ya­zılmasına gerek yoktur.
Tam yargı davalarında talep edilen tazminat rakamı önemlidir. İdari yargı yerince davacı tarafın uğramış olduğu zararın istenilenden daha fazla hesap edilmesi halinde, taleple bağlı kalınacağından, talebin fazlasına hük­medilmez. İdari yargıda fazlaya ilişkin hakların saklı kalması ya da saklı tutulması gibi bir müessese de yoktur. Bu nedenle istenilen tazminat rakamı­nın bir ön araştırmadan sonra tespit edilmesinde yarar vardır.
Tazminat davalarında dava konusunun muhakkak Türk Lirası yönün­den belirtilmesi gerekir. Örneğin, haksız yere silahına el konulan şahsın tazminat olarak silahını istemesi mümkün değildir. Yine trafik kazasında aracı hasar gören kişi tarafından hasarsız araç talep etmesi uygun değildir.
Vergi, resim, harç, benzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezala­rına ilişkin davalarda, uyuşmazlık konusu miktarın dava dilekçesinde belir­tilmesi gerekir.
Vergi davalarında ise davanın ilgili bulunduğu verginin veya vergi ce­zasının nevi ve yılının, tebliğ edilen ihbarnamenin tarihi ve numarasının ve varsa mükellef hesap numarasının dava dilekçesinde gösterilmesi gerekir.
Buraya kadar dava dilekçesinde bulunması gerektiği belirtilen husus­lar zorunludur. Bunlara ilaveten, yargılamaya ilişkin bazı istekler varsa bun­ların da ayrıca dava dilekçesinde belirtilmesi gerekir. Örneğin, davacı tara­fından yargılamanın duruşmalı olarak yapılması isteniyorsa, o zaman bu istemin dava dilekçesine yazılması gerekir. Yine, 2577 sayılı Yasanın 27’nci maddesi uyarınca yürütmenin durdurulması isteminde bulunulacaksa bu istek de dava dilekçesine yazılmak suretiyle yapılmaktadır. Bunun hari­cinde adli müzaheret (yardım) talep edilecekse bu hususun da dava dilekçe­siyle yapılması gerekir. Bu ayrı bir dilekçe ile de olabilir ama, yine de, dava açı­lırken yargı yerine verilmesi gerekir.
Bunlar dışında, delil tespiti, keşif ve bilirkişi incelemesi yapılması ya da delil olabilecek iken elde olmayan nedenlerle sağlanamayan ancak yargı yeri aracılığıyla elde edilip dosyaya getirtilebilecek belgelerin ilgili yerler­den istenilmesi gibi hususların da dava dilekçesinde bulunması gerekir.
Dava dilekçelerinin, yasa ya da yönetmelik ile belirlenmiş bir şekli yoktur. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 3. maddesinde di­lekçede bulunması gereken hususlar belirtilmiştir. Bunun haricinde dilekçe­lerde şu husus şurada ya da şu şekilde yazılacağı yönünde bir düzenleme yapılmamıştır. Bununla beraber, dava dilekçelerinin genel olarak diğer yargı yerlerindeki dava dilekçeleri şeklinde düzenlenmesi uygun olacaktır.[2]
İdari yargıda dava dilekçesi bu şekilde düzenlendikten sonra bu dilek­çeye bazı belgelerin de eklenilmesi gerekir. Dava konusu işlemin (kararın) ve delil olarak sunulan belgelerin asıllarının veya örneklerinin de dava di­lekçesine eklenilmesi gerekir. Yine dilekçeler ile bunlara ekli evrakın davalı idare sayısından bir fazla olması gerekir.
Dava Dilekçelerine Eklenecek Belgeler
İdari yargıda dava açıldıktan sonra dava dilekçesi ve eklerinin birer nüshalarının davalı idare ya da idarelere gönderileceğinden ve bir tanesi de asıl olarak dava dosyasında kalacağından, dava dilekçesi ve ekli evrakların davalı idare sayısından bir fazla olarak Mahkemeye sunulması gere­kir. Bu­rada önemli olan husus ise asıl dava dilekçesinin imzalı olmasının yanında, bahsedilen fazla nüsha dava dilekçelerinin de asıl imza ile imza­lanması ge­rekmektedir. Uygulamada, genelde bir dava dilekçesinin aslı im­zalandıktan sonra diğer nüshaları fotokopi etmek suretiyle çoğaltma yapıl­dığından, ikinci ve diğer nüshalardaki imzaların fotokopi ya da karbon imza olması durumunda, dava dilekçesinin usulüne uygun olarak düzenlendiğini kabul etmek mümkün değildir.
1.         Dava dilekçeleri ile davalara ilişkin her türlü evrakın, Danıştay’a veya ait olduğu mahkeme başkanlıklarına verilmesi gerekir.
2.         Eğer dava açacağımız idari yargı yeri, başka bir yerde ve bulundu­ğumuz yerde de idari yargı mahkemeleri varsa, o zaman, dava dilekçesi ve davalara ilişkin her türlü evrakın, dava açılacak ya da dava dilekçesinin baş­lığında yazılı olan mahkemeye gönderilmek üzere bulunulan yerdeki idari yargı yerlerine verilmesi gerekir.
3.         Dava açacağımız idari yargı yerleri başka yerde ve bulunduğumuz yerde de idari yargı mahkemeleri yok ise, o zaman, dava dilekçesi ve da­vaya ilişkin her türlü evrakın, bulunduğumuz yerdeki asliye hukuk hakimli­ğine verilmesi gerekir.
4.         Eğer ülke dışından dava açmak istersek, o zaman da dava dilekçesi ve davaya ilişkin her türlü evrakın Türk konsolosluklarına verilmesi gerekir.
Bunların dışında posta, kargo ya da başka suretle bulunduğumuz yer­den başka bir şehirde bulunan mahkemeye dava dilekçesinin gönderilmesi fiilen mümkün ise de posta sırasındaki gecikmeler, 2577 sayılı Yasadaki süreleri etkilemez. Özellikle bu hallerde dava açma süresi kaçırılabilir. Ama, dava dilekçesi veya davaya ilişkin her türlü evrakın yukarıda belirtilen yer­lere verilmesi halinde dava açma süresi ya da savunma süresi kesilir.
Örneğin, Ankara ilinde yaşamakta iken İstanbul İdare Mahkemesine dava açmak istediğimizde, dava dilekçesini İstanbul İdare Mahkemelerine gönderilmek üzere Ankara İdare Mahkemesine vermemiz gerekir. Bu halde, dava açma süresinin son gününde olsa bile, dava dilekçesini Ankara İdare Mahkemesine teslim ettiğimiz takdirde, dava süresinde açılmış sayılır. Artık dava dilekçesinin Ankara İdare Mahkemesince İstanbul İdare Mahkemesine gönderilmesinin hukuki sorumluluğu davacıya ait değildir. Bu sorumluluk Ankara İdare Mahkemesine aittir.
Ancak, dava açan şahıs, İstanbul İdare Mahkemesine gönderilmek üzere Ankara Asliye Hukuk Mahkemesine dilekçeyi vermesi ya da aynı amaçla posta idaresine vermesi hallerinde, mahkeme ya da idarece gönderi­len dava dilekçesinin İstanbul İdare Mahkemesine ulaştığı tarihte dava aç­ma süresi geçirilmiş ise dava zaman aşımına uğramış olur. Bu gibi durum­ları önlemek için dava dilekçesi ve davaya ilişkin her türlü evrakın yukarıda bahsedilen yerlere verilmesinde lüzumu vardır.
Bunların haricinde, Askeri Yüksek İdare Mahkemesine açılacak da­valara ilişkin dilekçelerin de, idare mahkemeleri aracılığıyla anılan yüksek mahkemeye gönderilebilmesine olanak vardır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 5. maddesinde aynı dilekçe ile dava açılabilmesi halleri düzenlenmiştir. Burada iki husus var­dır. Birincisi, aynı şahsın, hakkındaki birden fazla işleme karşı tek dilekçe ile dava açabilmesi, ikincisi ise, birden fazla şahsın tek dilekçe ile birlikte dava açabilmesi halidir.
Anılan maddenin birinci fıkrasında, aynı şahsın, hakkında tesis edilen birden fazla işleme karşı tek dilekçe ile dava açması hali düzenlenmiş­tir. Bundan önce ise ana kural tespit edilmişti. Bu kural da, her işlem aleyhine ayrı ayrı düzenlenecek dilekçeler ile dava açılmasıdır.
Dava açan şahsı ilgilendiren birden fazla karşı işleme birlikte tek di­lekçe ile dava açılabilmesi için, işlemler arasında maddi veya hukuki yön­den bağlılık ya da sebep - sonuç ilişkisi bulunması gerekir. Dolayısıyla, bir­den fazla işleme birlikte dava açılabilmesi için, maddi yönden bağlılık, hu­kuki yönden bağlılık ve sebep - sonuç ilişkisi hususlarından birinin olması yeterli­dir. Öyleyse, yasa koyucu aynı şahsı ilgilendiren birden fazla işleme tek di­lekçe ile dava açmasına kolaylık sağlamıştır.
Uygulamada, maddi veya hukuki bakımdan bağlılık konusunun tespi­tinde bazı kıstaslar kullanılmaktadır. Bunlar; işlemlerin aynı yargı yerinin görevinde olması, kararların aynı şekil koşullarına tabi bulunması, işlemle­rin ve istemlerin içerik ve niteliğin[3] in aynı olması ve bununla ilgili muha­tap idari mercilerin farklı olmaması, işlemlerin alt idari yargı yerince dene­timi sonucu verilen kararların temyiz mercilerinin aynı olması ve işlemlerin dava safahatının aynı olması gibi kıstaslardır.
Bazen işlemler arasında sebep-sonuç ilişkisi bulunmakla beraber her bir işlemin dayandığı mevzuat farklı ve yargılama usulü farklı olabilir. Bu halde ise her bir işleme karşı ayrı ayrı dava açılması gerekir.
Birden fazla parseli imar uygulamasına tabi tutulan şahsın, tek dilekçe ile açacağı davada her bir parsel ile ilgili dağıtımın iptalini isteyebilir. An­cak aynı şahsa ait farklı yerlerde bulunan taşınmazlar, farklı imar uygulama­sına tabi tutulmuş iseler, o zaman, her bir imar uygulamasına karşı ayrı ayrı dü­zenlenecek dilekçe ile dava açması zorunludur.
Öte yandan, birden fazla şahsın bir dilekçe ile dava açabilmesi için, davacıların hak veya menfaatlerinde iştirak bulunması ve davaya yol açan maddi olay veya hukuki sebeplerin aynı olması gerekir. Birden fazla şahsın müşterek dilekçe ile dava açması daha sıkı koşullara bağlanmıştır. Yasa ko­yucu tarafından birden fazla şahsın tek dilekçe ile dava açabilmesini;
a.1.      Davacıların haklarında iştirak bulunması,
2.         Davacıların menfaatlerinde iştirak bulunması,
b.1.      Davaya yol açan maddi olayın aynı olması,
2.         Davaya yol açan hukuki sebeplerin aynı olması,
koşullarının birlikte gerçekleşmesine bağlamıştır. Yukarıda sadece, (a) ya da (b) bölümündeki koşulların tek başına oluşmuş olması birlikte dava açmaya olanak sağlamayacaktır. (a) bölümünden bir husus ile (b) bölümün­den bir hususun beraber gerçekleşmesi halinde birden fazla şahsın aynı di­lekçe ile dava açması mümkündür.
Bu hale göre, davacıların her birinin ayrı zararı olması ve bu zararın talep edilmesi halinde, davacılar arasında hak veya menfaatte iştirak bulu­namayacağından, bu şahıslar için (b) bölümdeki koşullar oluşmuş olsa bile (a) bölümündeki koşullar gerçekleşmediği için beraber dava açmaları müm­kün değildir.
Bir bölgede yaşayan semt sakinleri, bulundukları saha ile ilgili olarak yapılan ve tüm semti yeşil alana ayıran imar plânı değişikliğine karşı birlikte dava açmalarına olanak bulunduğu halde, aynı mahallede müstakil arsa sa­hipleri, tüm mahalleyi kapsayacak şekilde yapılan imar uygulamasına karşı, kendi parsellerinin subjektif durumunun iptali istemiyle tek dilekçe ile dava açamazlar. Ancak, imar uygulaması yapılan arazinin hukuki yapısı, mülkiyet olarak hisseli taşınmaz ise, o zaman, her bir hissedar arazinin her bir kıs­mında hissesi oranında hak sahibi olacağından, bu halde bütün o bölgeyi kapsayacak şekilde yapılan imar uygulamasına karşı tek dilekçe ile dava açabilmelerine olanak vardır.
Örneğin, Danıştay’a göre, nazım imar plânına karşı, o yörede yaşayan bir grup vatandaş ile Mimarlar Odasının birlikte dava açabilmelerine olanak vardır.
 
 
 Not: Dava dilekçesi örnekleri her konuya ilişkin olarak zaman içerisinde hazırlanacaktır.
 

 


[1]     Celal KARAVELİOĞLU, İdari Yargılama Usulü Kanunu, İkinci Baskı, Trabzon, 1996, s. 186.
[2]     Kitabın son kısmında dava dilekçeleri örnekleri sunulacaktır.
[3]     Celal KARAVELİOĞLU, İdari Yargılama Usulü Kanunu, İkinci Baskı, Trabzon, 1996, s. 215.

 


  Copyright © 2009 İdare Hukuku / Künye - İletişim

Bu internet sitesindeki hiçbir bilgi kesin bilgi veya öneri olarak kabul edilmemeli ve herhangi bir karar veya eyleme temel oluşturmamalıdır. Kendi spesifik durumunuz konusunda sadece uzman hukukçudan alacağınız bilgiler doğrultusunda hareket etmeniz gerekir. Bu sitedeki bilgilerin doğruluğu ve geçerlilik süresi konusunda www.idarehukuku.net kesinlikle sorumluluk sahibi değildir.