Ehliyet
Kişinin haklara sahip ve borçlarla yükümlü olmasına ehliyet adı verilir. [1]
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda genel olarak ehliyet konusunda düzenleme yapılmamıştır. Bu Kanunun 31. maddesinde ise ehliyet konusunda Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’na atıfta bulunmuştur. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu da, ehliyet konusunda Medeni Kanuna atıfta bulunmuştur. Öyleyse, genel olarak ehliyet ile ilgili kuralları Medeni Kanuna göre çözeceğiz.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda subjektif ehliyete ilişkin olarak iptal davalarında menfaat ihlali ve tam yargı davalarında ise hakkın muhtel olması şartı getirilmiştir.
Doktrinde ve mevzuatta belirtildiği üzere iptal davaları, idare tarafından tesis edilen kesin ve yürütülmesi gereken işlemlerden dolayı şahsi, meşru ve aktüel bir menfaati ihlal edilenler tarafından açılabilen davalardır. Görüldüğü gibi bu davaların açılabilmesi için genel anlamdaki ehliyet yanında “menfaatin ihlal edilmesi” şeklinde bir şart aranmıştır. Bu şart her isteyenin idari bir işleme karşı dava açmasını önlemek için öngörülmüştür. Menfaat alakasının sınırı her olayda yargı yerlerince içtihatlarla belirlenir. Objektif bir idari işlemin dava konusu yapılabilmesi için davacının bu işlemden hemen sonuç doğurabilecek ve zarar görecek şekilde etkilenmesi şarttır.[2]
Medeni usul hukukuna göre iki türlü ehliyet söz konusu olup, bunlar; “taraf” ve “dava” ehliyetidir. [3]
[1] Mehmet KARAGÖZ, Haritacılıkta Taşınmaz Hukuku, T.M.M.O.B. Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası, Ankara, 1995, s. 22.
[2] Danıştay Dördüncü Dairesinin 24.6.1999 günlü ve E: 1999/1358, K: 1999/2880 sayılı kararı. DD. sayı: 102.s. 301.
[3] Celal KARAVELİOĞLU, İdari Yargılama Usulü Kanunu, İkinci Baskı, Trabzon, 1996, s. 537.
|